Ana içeriğe atla

Doğu Toplumlarında Eleştiri Kültürü

Bana Doğu toplumu içerisinde mi yoksa Batı toplumu içerisinde mi yer almak istersin dense Batıda yaşayan bir Doğulu olmayı tercih ederim. Neden derseniz? Doğu toplumu olmak zor gerçekten.
*Eleştiri kültürü gelişmemiştir. 
*Eleştiriye açık değildir. Kazara biri eleştirmeye kalkınca başımızdan kaynar sular dökülmüş gibi hissederiz kendimizi. Bakmayın siz ben eleştiriye açığım dediğimize.
*Eleştiriye cevap verme gibi bir lüksümüz yoktur.  Eleştirisinden ziyade eleştirenin niyetini okuruz. Üzerinde algılar oluşturarak saldırıya geçeriz. Düşman ilan eder, en hafifinden dışlarız.  Gücümüz yeterse işinden aşından eder, ekmeğini keseriz.
*Hoşnutsuzluk dile getirilemez. Çünkü yapılması gereken yapılmıştır. Olana veya dayatılana razı olacaksın. Herkesin bildiğini alenen dile getirmeyeceksin. Kol kırılıp yen içerisinde kalacak. Sağır sultanın duyduğunu "Kral çıplak" demeyeceksin. Dersen hain, nankör olursun. Kapalı kapılar arkasında söylenenler alenen söylenmez. Çünkü ne olur ne olmaz. Kazara biri çıkıp "Kral çıplak" dese yalnız kalır. Söylediğine söyleyeceğine pişman olur.
*İyi gitmeyen bir şey varsa kapalı kapılar ardında eleştirilir, hoşnutsuzluk dile getirilir. Ortama çıkınca herkes halinden ve ortamdan memnunmuş gibi bir görüntü sergiler.
*Her şeyi göze alıp içeriden biri eleştiri yapmaya kalkınca hain, eleştiri camianın dışından gelirse o kimse düşman ilan edilir.
*Eleştir yapmaya kalkan kişi fanatik taraftarların önüne atılır. Boğdurulur.
*Ülkenin veya camianın başına olumsuz bir şey gelirse bizden kaynaklanan bir hata var mı diye yüzleşilmez. Dış saldırı var denir. İhale dışarıya kesilir.
*Düşmansız veya rakipsiz yaşanmaz. Mutlaka bir düşman veya rakibimiz olur. Yoksa icat ederiz. Sevenlerimizi düşman veya rakiplere karşı doldururuz. Kendi yaptığımızdan ziyade rakipleri kötüler veya eleştiririz.
*Eleştiren, eleştirel yaklaşanlar veya yapıcı eleştiri yapanlar layık olsalar bile herhangi bir makam veya mevkiye getirilmez. İstenen muti ve uyumlu tiplerdir.
*Yeni ve farklı düşüncelere açık değildir.  Eski köye yeni âdet getirilmez. Klasik ve yerleşik düzen dışına çıkılmaz. Yenilik ve gelenek çarpışması olursa gelenek daima baskın çıkar. Farklı görüş ve fikri savunanlar bir kaşık suda boğulur. Halkta karşılığı varsa konuşması engellenmeye çalışılır. En hafifinden sapık ilan edilir, ötekileştirilir.
*Rakibimizin veya başka söz söyleyenlerin sözünde doğruluk payı olabileceği düşünülmez. Tek doğru kendi savunduğumuz fikirdir. Başkasının görüşünün doğru olduğunu kabullenmek savunduğumuz fikir veya görüşten taviz vermek anlamına gelir. Kimse bizim görüşümüzü çürütemez.
*Fikir ve düşünce, halkın ve aydınların içerisinde kendiliğinden oluşmaz. Yukarıdan dayatılır. Yukarı bizim için en uygun olan görüşü bulur ve ilan eder. Bize düşen, dayatılan görüşün taraftarı olmaktır.
*Hiçbir şey suhuletle tartışılmaz. Yangına körükle gidilir. Çünkü fikirlerin tartışılmasından hakikatın ortaya çıkması istenmez.
*Eleştiri kültürü olmayınca gelişme olmaz., kayma değer üretilmez. Mevcut halimizden daha da geriye giderek yaşamaya devam ederiz.
*Bizi hayata bağlayan ve belki de yaşama sebebimiz Necip Fazıl'ın dediği gibi düşmanımızın hızıdır:
Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın;
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hutbelerde Okunan "Fîmâ kâl ev kemâ kâl" Kısmı

Cuma ve bayram namazlarına gidenlerimiz bilir. Hatip hutbeye çıkınca arada Türkçe hutbe olmak üzere başta ve sonda Arapça hutbe irat eder. Hatip ilk yani giriş kısmında içinde Allah'a hamd, peygamberimiz salavat ve kelimeyi şehadet getirir. Ardından "Ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkun ve ona itaat edin. Şüphesiz Allah müttekiler ve işini iyi yapanları sever" der Arapça olarak. Sonra okunacak Türkçe kısma/metne temel olmak üzere Kur'an'dan ilgili bir ayet okur. Ayeti "Allah doğru söylemiştir" demek suretiyle tastikler. Akabinde bir hadis okur. Hadisi de "Rasulullah doğru söylemiştir" diyerek bitirir. Buraya kadar sorun yok. Esas sorun buradan sonra başlıyor. Sen sanırsın ki bundan sonra imam, Türkçe metni okumaya geçecek. Bizim imam, "Ve netaka habîbullâh, fîmâ kâl ev kemâ kâl" okumaya devam ediyor. Yani Allah'ın sevgili kulu bu konuda şöyle veya şunun gibi demiştir." diyor. Böyle okuyan birinden aynı konuda

Kıvrak Eğitim

— -Oğlum, niye erken geldin okuldan? — Bugün kıvrak eğitim yaptık. - — Ö ğretmenler hızlı hızlı mı ders işlediler? — Hayır, baba. Kıvrak o değil. Bir günde işlenecek dersin yarısını işlemek demektir. — Niye yarısını işliyorsunuz ki? Önemli bir durum mu var? — Öğretmenler toplantısı varmış. — Niye şimdi toplanıyorlar ki? — Çalışma  programında bugünmüş. — Oğlum daha iki gün oldu okul açılalı. Başlamışken biraz devam edilseydi de daha sonra yapsalardı, bu dediğin kıvrak eğitimi. Herkes mi böyle yapacak bugün? — Hayır, sadece ikili öğretim yapan okullar. Ama iyi oldu. Yedi saat ders işleyecektik, böylece üç ders işlendi. — -Bu toplantıyı başka zaman yapsalar olmaz mıydı? Mesela siz 15 tatili yaparken öğretmenler o yaptığı şeyi yapsalardı olmaz mıydı? — Baba, tatil o zaman. Tatilde toplantı yapılır mı? — İyi de yavrum! Size tatil. Öğretmenlere değil ki. Haydi, öğretmenler de sizin gibi yoruldular diyelim. Bir hafta tatil yapsınlar, ikinci hafta siz tatile devam eder

Kırgınlık ve dargınlık

Türkçemiz zengin dillerdendir. Bakmayın siz iki-üç yüz kelimeyle konuştuğumuza. Okuyup kelime hazinemizi geliştirmediğimizden işin kolayına kaçıyoruz. Tembelliğimizin cezasını güzel Türkçemiz çekiyor vesselam. İnce ve derin kelimelerimizin sayısı hiç az değildir. Kırgınlık ve dargınlık bunlardan biridir. Aralarında nüanslar vardır. Arasındaki farkı görmek için sözlüğe bakma ihtiyacı da hissetmeyiz. Çoğu zaman birbirinin yerine kullanırız. Siyak ve sibaktan anlarız neyi kastettiğini. Kırgın, "Bir kimseye gücenmiş, gönlü kırılmış olan" demektir. Dargın ise, "Darılmış olan, küskün" demektir. Gördüğümüz gibi iki kelime farklı anlamlara gelmektedir. Kırgınlıkta dargınlığın aksine küsme yoktur, incinme vardır. İnsan kime kırgın olur? Sevdiğine. Kırgın gibi olduğuna, geri durduğuna, mesafeli olduğuna bakmayın siz. Gözü her yerde o dostunu arar. Başına bir şey geldi mi hemen imdadına koşar. Çünkü bunlar ölümüne dosttur. Dargınlıkta ise küslük vardır. Herhangi bir yerde