27 Nisan 2019 Cumartesi

Türkiye'nin Yabancılar Sorunu ***


Anadolu, geçmişten günümüze ülkelerinden şu ya da bu nedenlerle göç etmek zorunda kalan soydaş ve dindaşlarımızın sığındığı bir ülke olmuştur. Bunlar zamanla bizden biri olmuşlar, bize uyum sağlamışlardır. Zamanla kız alıp verilir olmuştur. Ülkemiz savaş, yokluk, iç savaş vb. nedenlerle toplu göçlere ve mülteci akınlarına maruz kalmaktadır. Yabancılar hangi saikla gelirse gelsin ekseriyeti bu ülkeye yerleşmekte ve Anadolu'yu mesken edinmektedir. 

Bilmemiz gereken durum, Türkiye 80 ve 90'ların Türkiye'si değildir. Farklı dil ve ırklara ev sahipliği yapmaktadır. Farklılıklarımızı zenginlik kabul edip aynı amaç ve ülküde, bir potada eriyemez, birbirimize uyum sağlayamaz isek bu ülkeyi iyi günler beklemiyor. Niyetim felaket tellallığı falan değil. Bu mevcut durumumuza sadece istihdam ve maddi boyuttan bakmıyorum. İstihdam veya maddi paylaşım şu ya da bu şekilde yapılır. 

Benim endişem yabancıların medeni durumları ne olacak? Her yabancı kendi memleketlisiyle evlense eh diyeceğim. Gördüğüm kadarıyla maddi sıkıntılardan dolayı bir kısım yabancı, bizim insanımızla evliliği tercih ediyor. Hatta bazıları ikinci, üçüncü eş olmayı bile göze alıyor. Bu durum bizim aile yapımızı da  bozacaktır. Evlilik için tercih edilmeyen yabancı erkekler ne olacak? İnsani ihtiyacını meşru yoldan gideremeyenlerin  bir kısmı taciz, istismar ve tecavüz gibi sapık ilişkilere yönelemez mi? Halihazırda Küçükçekmece ilçesinde beş yaşındaki bir kız çocuğunun başına gelen bireysel istismar olayının benzerlerinde -önlem alınmaz ise- artış olacağını düşünüyorum. Meydana gelen bu ve benzeri sapık ilişkiler zaten bizim toplumumuzda eksik değil. Bunun önü alınamazken yabancıların da bu tür ilişkilere yönelmesi toplumsal infiale yol açabilir. Yabancı düşmanı falan değilim ama toplumumuzda yabancılara karşı bir hoşnutsuzluk had safhada. Yarın adi suçlar ve istismar olayları artış gösterirse toplumsal linçler ve yabancı düşmanlığı baş gösterebilir.

İşi gücü olan, evlilik düzenini kurmuş, yaşadığı muhite uyum sağlamış, evlilik düzenine önem veren yabancılarla insanımızın bir sorunu yok. Çoğu kaçak yollarla ülkemize gelip boş ve avare gezen, yiyecek ekmeğe muhtaç veya iş bulmuş fakat evlilik düzeni kuramamış yabancılar suça karışma potansiyelini bünyelerinde daha fazla barındırıyorlar diye düşünüyorum.

Gelen yabancıların büyük çoğunluğu ülkemizde durmaktan da çok memnun değiller. Ülkemizden ölümü göze alarak kaçak yollarla yurt dışına gitmek isteyenler olduğu gibi diğer taraftan yine kaçak yollarla giriş yapan çok sayıda yabancı var.

Ne yapalım? Doğrusu bu mevcut durumu bugünden yarına değiştirme imkanımız yok. Bir İçimizde yabancılarla beraber yaşamanın yollarına bakacağız. Bundan sonrası için kaçak girişlerin önüne geçmemiz lazım. İçimizde yaşayanların suça karışmasını önlemek ve en aza indirgemek amacıyla bir iç denetim kurmamız gerekiyor. Diğer taraftan işi gücü olmayan ve bir düzen tutturamamış yabancıları ülkelerine geri gitmelerini sağlamak amacıyla ilgili ülkelerle iyi bir diplomasi yürütmede fayda var. Suça karışan yabancılar sınır dışı edilmelidir.



***30/04/2019 tarihinde Pusula haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.


26 Nisan 2019 Cuma

Bak Oğul! *

*Yola birlikte çıktığın arkadaşlarını ne sen yarı yolda bırak ne de onlar seni bıraksın.
*Arkadaşlarınla bazı konularda sorun yaşadığın zaman olayı sıcağı sıcağına çözmeye çalış. Karşılıklı konuş. Araya birilerini katma. Bir konuda anlaşamamanız senin veya onların kötü olduğu anlamına gelmez. Bazen iki iyi anlaşamayabilir. Olur ya çeker giderse kapını daima açık tut. Dostlar kırılsa, küsse, çekip gitse bile birbirlerini kolay kolay satmazlar. Bu zaman diliminde ne dostların ne de sen birbirinizin aleyhinde konuşsun. Sakın ola ki size yaranmaya çalışan üçüncü şahısların dostlarını eleştirmesine, hakaret etmesine asla izin verme. Çünkü böyle bir şey dostu fena yaralar. Dostlarını kötüleyenlere karşı da asla sessiz kalma. Zira dostun sessizliği dostu daha fazla üzer. Aranızdaki sorunu daha da derinleştirir. Her ne olursa olsun dostlarına kapın daima açık olsun. Bakarsın bir gün döner gelir. 
*Dostuna yaptığın iyiliği hiç başa kakma. Bunu ima bile etme.
*Aranızda iletişimi hiç eksik etmeyin. İstişareye önem verin. Asla başına buyruk olmayasın.
*Başta dostların olmak üzere herkese kucaklayıcı bir dil kullan. Asla ötekileştirme. Kimseyi küçümseme ve hor görme.
*Senin doğruların kadar başkalarının da doğru olabileceğini hiç aklından çıkarma. Çünkü hayatta özellikle sosyal hayatta tek doğru olmadığı gibi doğruya giden yol da tek değildir.
*Dostlarının yapıcı eleştirilerine daima açık ol, onları dinle, onlara değer ver. Düşmanlarına malzeme verme.
*Bir gün ekibinden dostlar çekip giderse yerine getireceğin kişilerin en az dostların kadar kaliteli olmasına dikkat et, hatta onlardan daha ileri düzeyde olsun. Gören, yerine gelen fazlasıyla koltuğu doldurdu desin.
*Sonradan bulduğun kişileri zaman zaman test et. 
*Ben en iyisini yaparım diye tüm yükü üzerine alma. Yeteneklerine göre ekibinin arasında sorumluluğu paylaştır.
*Düşmanın bile olsa kimsenin onuruyla oynama. İşini-aşını kesme.
*Ehliyet, liyakat ve adaletten hiç ayrılma.
*Zaman zaman dinlenmeye çekil. Bu esnada konuştukların ve yaptıklarınla yüzleş.
*Yanında senin yerini alabilecek, senden sonra bayrağı devralacak potansiyeli taşıyanlara yer ver. Bu seni küçültmez, büyütür.
*Dostlarını herkesin önünde paylama. 
*Bir konuda başarılı olamadığın zaman hatayı ilk önce kendinde ara.
*Kamu malını yetim malı bil. Asla savurgan olma. Her şeyi yerli yerinde kullan.
*Basını tümden ele geçirme. Çünkü tüm basının seni savunması aleyhine işler. Sana bir şey getirmez ve kazandırmaz. 
*Çevreni geniş tutmaya gayret et. Herkesi olduğu gibi kabul et.

Bunlar sana baba nasihatim. Umarım dikkate alırsın.

* 03/05/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

25 Nisan 2019 Perşembe

Hastaneler Birilerinin Elini Kolunu Sallayarak Girdiği Yer Olmamalı *

Resmi kurumların içerisinde kimsin, necisin, nasıl birisin, dur bakalım, derdin ne, kiminle görüşeceksin denmeden herkesin elini kolunu sallayarak girip çıktığı benim bildiğim bir okullar, bir de hastaneler var. Bunların dışında diğer kurumların çoğunda girişlerde X-Ray cihazı olur. Nedense bu iki kurumda böyle bir tedbire gerek görülmemiş. Belki de bundandır en fazla şiddete maruz kalan, kafası gözü kırılan, gerekirse vurulup öldürülen bu iki kurumdan çıkıyor. Bu iki kurum da olmasa hasta ruhlu insanımız nerede, kimde deşarj olacak? Hasılı bu iki kurum çalışanlarına gelen vuruyor, giden vuruyor. Bu iki meslek grubuna şamar oğlanları dense yeridir. Milli eğitimde çalışan öğretmenleri bir tarafa bırakarak burada doktorları konu edinmek istiyorum. 
 
Tıp Fakültesi Anestezi Bölümü ağrı poliklinikliğine uyuşturucu bağımlısı bir hasta gelir. Doktordan bir ilacı yazdırmak ister. Doktor, ilacın düşük dozda olanını yazabilirim deyince yazarsın, yazmazsın tartışması üzerine hastamız nerede sakladıysa çıkardığı bıçağı doktorun masasının üzerine bir hışımla atar. Ardından bıçağı eline alarak doktora saplamak için hamle yapar. Doktor yerinden kaçmasa bugün bıçakla yaralanmış, belki de ölmüş bir görev şehidinden bahsediyor olacaktık. Doktorların başına gelen vakayı adiden bir örnek. Daha neler oluyor, ne beterlerini duyuyoruz!

Merak ettiğim bu hasta; evin mutfağında, kurban kesiminde ve  kasapların kullandığı bu Sürmene bıçağını hastaneye nasıl soktu? Katlanan bir bıçak olsa eh cebinde getirir diyeceğim. Hasta bu bıçağı ya gazete arasına sarılı bir şekilde elinde getirebilir ya da arka cebine veya gömleğinin içine koyarak getirebilir. 

Bu bıçak hastaneye nasıl sokuldu derken benimki de laf. Denemesi bedava! Silah, tabanca ne varsa girebilirsin. Çünkü gittiğim hastane girişlerinde ben X-Ray cihazı görmedim. Hastane girişleri yolgeçen hanı gibi desem yanlış olmaz.. İsteyen istediği şekilde içeriye girebiliyor. Kapılarda olsa olsa silah taşıma ruhsatı olmayan özel güvenlik görebilirsin. Onların da çoğu bir kenarda izleme görevi yapıyor ya da başka amaçlı kullanılıyor. İçeriye yaralayıcı aletiyle beraber giren hasta tipler polikliniklerde istediğini yapabiliyor.

Böyle giderse bir zamanların gözde mesleği olan doktorluğu yapan kalmayacak. Çünkü çalışanların can güvenliği yok. Can güvenliği olmayan, kelle koltukta görev yapan bir hekim kimsenin canını kurtaramaz.

Çözüm ne derseniz? En iyi çözümleri de getirip tedbirler alsak bile bizde bu şiddet anlayışı olduğu müddetçe maalesef başta şiddet olmak üzere yaralama ve öldürme devam eder. Caydırıcı olması bakımından en azından hastaneye yaralayıcı bir aletle girmenin önüne geçmek için girişlere X-Ray cihazı konabilir. Özel güvenlikle nerenin güvenliği sağlanacaksa sağlansın. Hastanelerin giriş kapılarında ve riski yüksek polikliniklerin önünde resmi polislere görev verilebilir. 

* 29/04/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.