25 Nisan 2019 Perşembe

İstenmediğim Yere Gitmem

Hayatım boyunca ne kedi olabildim ne de fare tuttum. Bir gün bahtım açılır da bir fare tutabilirsem artık bir farem var deyip rastgele her yere gitmem. Bir bakarım: Gideceğim yer beni istiyor mu? Gittiğim takdirde birilerini huzursuz eder miyim? Beni görünce insanlar üzerime çullanmaya kalkar mı? Ben gitmesem işler yürümez mi? Mesela bir cenazeye gitmezsem farzı kifayeyi ihmal eder, cenaze orta yerde kalır. Bu yüzden indi ilahi de sorumlu olur muyum? Gitmezsem aranır, niye gelmedi derler mi?

Haydi hepsini düşündüm, kambersiz düğün olmaz deyip çıktım yola. Beni görünce insanlar cazibeme dayanamadı. Ben de bunun gibi bir fare tutacağım ama bahtımın açılması için buna elimi dokunacağım dedi. El bu. Yumuşak da gelir, biraz sert de. Çünkü sevenlerimin el vermesine hazırlıklı olmalıyım değil mi? Ne de olsa orta yerde benden kaynaklanan bir hengame oluştu. Gülü seviyorsam dikenine katlanmalıyım değil mi? Sert bir el geldi diye ortalığı velveleye vermemin manası var mı? Yumruk acıttı, beni öldürecekler denir mi? Cenazesini kıldığım şehit “beni öldürecekler, kurşun, mayın, top, tüfek beni çok acıtır dedi mi? Sessizce çekti gitti. Hem sonra ben oraya davetsiz gitmedim mi? Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer değil mi? Bazen ilgi görür bazen de şiddet. Bahtıma artık. Haydi acıttı, canımı gücün kurtardım diyelim. Önümde şehit uzanmış yatıyorken ve bir daha aramızda olmayacak iken yediğim yumruğun hesabını yapmam doğru mu?

Başıma gelenlerden ötürü keşke fare tutmaya verdiğim önem kadar bir de insan ve toplum psikolojisine önem versem olmaz mıydı? Gittiğim yöre halkı beni benimseyecek mi yoksa tepki mi gösterecek? Ortam gergin mi? Ben bu gerginliği biraz daha tetikler miyim diye düşünmem gerekmez mi?

Haydi istenmeyen yere gittim, günümü gösterdiler, canımı gücün kurtardım. Aradan günler geçti. Hala ortalığı velveleye vermemin bir alemi var mı? Bana vuranı adli kontrol şartıyla salıvermişler. Ne yapalım yani? Benim keyfim için adamı asacaklar mıydı? Kanun yeni mi aklıma geldi? Bugüne kadar taammüden öldürmeye teşebbüs edenler, yaralayanlar, vurup kıranlar hep adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken ben neredeydim? Böyle kanun olur mu dedim mi? Demediysem bugün ağlamamın gereği var mı? Adli kontrol dedikleri bu. Adamı evire çevire döveceksin. Polis seni yakalamak için günlerce uğraşacak. Sonra seni hakim karşısına çıkaracak. Alacağın ceza 4-5 yıldan az ise sen "Sayın hakimim! Ben suçluyum. Ne olur, beni içeri al" desen bile hakim seni içeri almaz. Haydi git. Bana bir daha böyle gelme. Beni meşgul etme. Bir daha ki gelişinde öldür de gel. İşte o zaman seni muhatap alırım" dercesine sen kapı dışarı eder. Sen bu durumu biliyor olmalısın. Bilmiyorsan şimdi hakkal yakin öğrenmiş oldun. 

Ermeni Meselesi Kabak Tadı Verdi Artık! *

Ben bu Ermenileri anlamıyorum. Neden derseniz, geçmişi bırakıp önlerine ve geleceğe bakacakları yerde bir türlü 1915’ten kurtulamıyorlar. Kendileri kurtulamadıkları gibi yaptıkları lobicilik faaliyetleriyle bizim tehcir (zorunlu göç) dediğimiz olayı dünya gündeminde tutmaya ve bizi de yanlarına çekmeye çalışıyorlar. Tüm dertleri, tarihte kalmış tarihi bir meseleyi tarihçilere bırakmanın ötesinde konuyu dünya siyasetinin bir parçası yapmak, kendilerinin haklı olduğunu kabul ettirmek ve Türkiye’yi mahkum ettirmek.

Kış uykusuna yatan Ermeni lobisi her nisan ayı geldiğinde harekete geçer. Acaba birkaç ülkenin parlamentosundan Türkiye’nin aleyhine bir karar çıkartabilir miyiz derler. Böyle yapmakla havanda su dövseler de zaman zaman lobicilik faaliyetlerinin meyvelerini topluyorlar. Bizim tarihimizde tehcir olarak geçen zorunlu göçü, geçmişte bazı ülkelerin parlamentosundan “soykırım” olarak geçirttiler, kimi ülkeler de “büyük buhran, büyük felaket” olarak kabul etti ve her 24 Nisan’da anarlar.

Anladığım kadarıyla bu Ermenilerin de bizim gibi adam olacağı yok. Neden derseniz? Çünkü onlar da aynı bizim gibi. Bir türlü geçmişten kurtulup günümüze gelmiyorlar. İşleri, güçleri 1915 veya diğer adıyla soykırım. Herhalde üzüm üzüme baka baka kararır misali onlar da iyice bize benzemişler. Ne de olsa asırlardır Anadolu’da bir ve beraber yaşamışız ve sadakatlerinden dolayı Milleti Sadıka demişiz. Ermeniler ve Türkler unutmasınlar ki hep geçmişle yaşamak, bir türlü günümüze gelmek istemeyen devlet ve milletler geri kalmaya mahkumdurlar. Şekil A da görüldüğü gibi.

Böyle derken tehcir olayını küçümsüyor değilim. 1915’te hiçbir şey olmamıştır, hiçbir Ermeni’nin burnu kanamamıştır da demiyorum. Ermenilerin, asırlardır bir ve beraber kardeşçe yaşadığımız Osmanlı ile 1915’te bizim yollarımız niçin ayrıştı? Bizi niçin zorunlu göçe tabi tuttular? Bize Milleti Sadıka derken niçin hain ilan ettiler diye düşünmeleri gerekmiyor mu? Birinci Dünya Savaşı gibi bir savaş ortamında yedi düvel ile çarpışırken Osmanlı “Yahu fırsat, bu fırsat! Bu arada bir macera fena gitmez. Şu Ermenilere bir had bildirelim, Bu vesileyle Anadolu’yu bir temizleyelim” mi dedi? Biliyorum bizim İttihatçılar maceracı idi. Ama herhalde dışarı ile boğuşurken içeride sorun çıkaracak kadar da maceracı değildirler. Ben tarihçi falan değilim ama bunu anlamak için illaki tarih okumaya gerek yok. Görünen, İttihatçıların bizi savaşa sürüklemesiyle kendimizi savaşın içinde bulmuşuz. Osmanlı cephelerde zor durumda olunca Anadolu’daki Ermenilerin iştahları kabarmış, “Fırsat bu fırsat” deyip ganimet paylaşımına girişmiş, kendilerine bir mevzi kazanmaya çalışmışlar. Bu durumda Osmanlı yetkilileri “Oh oh, ne güzel! Ganimetten Ermeniler de pay alsın, helali hoş olsun” demeyeceklerdi herhalde. Çıkardıkları kanunla Ermenileri Anadolu’dan göç ettirmişler. Ermeni çeteleri bizim insanımıza saldırırken o hengamede bizim insanımızın elleri armut toplamadı herhalde. Elbette göç öncesi ve göç esnasında karşılıklı olarak çatışma, ölme, öldürme olayları vuku bulmuştur. Acınız acımızdır. Sizi anlıyoruz. Aynı şeyi biz de sizden bekliyoruz. Siz de bizim acımızı duyun ve hangi durumda olduğumuzu anlayın.

Kına geldi artık sizin bu “soykırım soykırım” tekerlemenizden. Isıtıp ısıtıp önümüze koyuyorsunuz. Biz bu yemekten bıktık. Kabak tadı verdi iyice. Bu yemek bayatladı çünkü. Kusura bakmayın; bu iddialarınızdan, bu gittiğiniz yoldan size bir ekmek çıkmaz.

Her şeyden öte aradan yüz yıl geçmiş. Bırakıverin artık eteğinizdeki taşları. Olayın failleri öldü, yaşayanı da yok günümüzde. Bugün ne geçmişe gidebiliriz ne de geçmişi günümüze getirebiliriz. Siz de biz de önümüze bakalım. İnanın gelişirsiniz. Biz de sizinle gurur duyarız.

Burada bir söz de Ermeni lobilerinin dümen suyuna girip kendi parlamentolarını vazifesi olmayan işlere alet eden sömürgeci devletlere edelim: Siz kendinize ve tarihinize bakın. Bize taş atacaksanız ilk taşı en günahsız olanınız atsın.

* 27/04/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

24 Nisan 2019 Çarşamba

Türkiye İttifakı mı Dediniz? ***


Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmemizin ardından 24 Haziran 2018 tarihinde erkene alarak yaptığımız cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerinde Türkiye, ilk defa Cumhur ve Millet İttifakları ile tanıştı. Ardından 9 ay sonra yapılan mahalli idareler seçimlerinde resmen olmasa da partilerimiz il-ilçe ve büyükşehirler bazında yine ittifak yaparak seçimlere girdiler. Görünen o ki bundan sonra seçimlerde ittifak sözünü çok duyacağız. Partiler bir sonraki seçimlerde aynı ittifaklarla mı seçimlere giderler, ittifaklar bozulur mu, yeni ittifaklar kurulur mu, bugün karşı ittifakta yer alan partiler yarın aynı ittifakta yer alırlar mı, bunu da zaman gösterecek.

31 Mart seçimlerinden sonra ülkenin gündemine şimdi "Türkiye İttifakı" düştü. Bu ittifakı ilk defa Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan dillendirdi. Ne demek istediğini anlamadan eyvah dedim. Endişem ittifak kelimesine tabii ki… Çünkü TDK'ya göre ittifak: "anlaşma, uyuşma, bağlaşma...oy birliği...birlikte hareket etmek üzere anlaşma...birleşme" anlamlarına geliyor.

İyi, güzel, ne var bunda diyebilirsiniz? "Türkiye ittifakı" güzel ve kulağa hoş geliyor ama ittifakın doğasında, anlaşamadıkları takdirde sen yoluna, ben yoluma deyip çekip gitme vardır. Nitekim dünyada kurulan ittifaklar bir müddet sonra yerini ayrılığa bırakmıştır. Konuya bir de bizde kurulan ittifaklara bakalım. 24 Haziran 2018 seçimlerinde kurulan Cumhur İttifakının iki partisi, halen birlikteliklerini devam ettiriyor. Resmiyette ittifak yapmasa da 24 Haziran seçimlerine AK Parti listelerinde yer alarak ittifaka destek veren BBP, 31 Mart seçimlerinde birçok yerde seçimlere kendi parti amblemiyle girdi. Yine Millet İttifakı olarak 24 Haziran seçimlerine CHP, İYİ Parti ve SP birlikte girmişlerdi. 31 Mart'ta SP, ittifakın içinde yer almadı. İYİ Parti, 24 Haziran seçimlerinden sonra ittifakın bozulduğunu ifade etmişti. Sonra tekrar ittifak yaptılar. Demem odur ki ittifakların doğasında bozulma, anlaşamama ve ayrılma vardır. Bir an için partilerimiz bir araya gelerek Türkiye ittifakı kurdular. Bu, güzel ama bir gün biz anlaşamıyoruz, ayrılacağız derlerse ne olacak? 

Türkiye ittifakı ile ne kastettiğini soranlara Sayın Erdoğan "Türkiye ittifakı da Cumhur İttifakı'nın farklı bir versiyonudur. Biz şu anda 82 milyonu farklı farklı şeylere ayırarak konuşamayız. 82 milyonu biz bir ittifak içerisinde 'tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet' olarak topluyoruz. Kastımız da budur." açıklamasını yaptı. Sanırım Erdoğan Türkiye ittifakı derken Türkiye'nin birliğini kastediyor. Eğer böyle ise eyvallah derim. Zaten olması gereken de budur. Çünkü bugün her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacı var. Ülkenin huzur ve dirliği için bu durum aciliyet arz ediyor. Bunun için Türkiye ittifakının söz bazında kalmayıp içini doldurarak işe başlanmasında fayda vardır. Her konuda yüzde yüz birlikteliğimiz olmaz ama en azından asgari müştereklerde buluşabiliriz:
*Kucaklayıcı bir dil,
*Kendimiz için istediğimizi bizim gibi düşünmeyenler için de istemek. (veya tersi)
*Kıvanç ve tasada birliktelik,
*Teröre karşı tek vücut,
*Farklı fikirlere tahammül, eleştiriye açık olmak.
*Farklı fikir ve görüşte olanların aralarında diyalog ve iletişimi kesmemeleri,
*Kimse kimsenin hayat tarzına müdahalede bulunmaması,
*Birbirimize güven vermek gibi
Bir ve beraber olmak için yeter ki iyi niyetle ilk adımı atalım. Arkası gelir inşallah!

***27/04/2019 tarihinde Pusula haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.