21 Nisan 2019 Pazar

Mısır'da Komedi Devam Ediyor

Batı ve ABD destekli bir darbeyle Mısır'ın seçilmiş cumhurbaşkanı Mursi'yi indirerek Mısır'ın cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan darbeci Sisi, silah zoruyla oturduğu koltuk çok hoşuna gitmiş olmalı ki bugünden yarına gitmeyi düşünmüyor. Ne olur ne olmaz diyerek koltukta oturma süresini 2030'a kadar uzatmayı düşünüyor. Bu işi düşünme safhasının da ötesine geçirip anayasa paketi hazırlayarak halkın önüne sandık koyuyor. Sandık sonucu da şimdiden belli olduğuna göre bu demektir ki 2013 yılından beri Mısır'ın Cumhurbaşkanı olan Sisi, 2030'a kadar Mısır'ın Cumhurbaşkanı olarak kalacak.

Be kardeşim Sisi! Şimdi sandık formalitesine ne gerek vardı? Senin elinde silahın var, emrinde binlerce askerin var, arkanda koskoca ABD var, Batı var, İsrail var, başta Suud olmak üzere bazı Arap ülkeleri var. Sen resmiyetini zaten bunlardan aldın, halka gitmek de neyin nesi? Halka giderek niçin üç gününü kaybediyorsun? Sonra seni halk getirmedi ki halka gidesin... Halk dediğin kim ki sonra! Yoksa bir an için demokrasi havarisi mi kesildin? Halk benden ne kadar memnun bir sorayım mı dedin? Bir defa demokrasinin "D" sini sana ......geçmez, yakışmaz da. Sonra demokrasi senin neyine be kardeşim! Sen kendini halka sorarak yanlış yaptın. Halka seçim yoluyla gelenler gider. Bu seni bağlamaz. Yoksa kendini halka sorarak meşruiyet aramaya  mı kalkıyorsun? Unutma ki bugün resmen cumhurbaşkanı olman meşru olduğun anlamına gelmiyor. Ha bir de meşru olayım diyorsan, maalesef o aradığın senin gibi maşalara hiç nasip olmaz. Sen en iyisi meşru olmayı falan bırak. Şayet beni bir gün indirmeye kalkarlar, ben en iyisi 2030'a kadar kendimi garantiye alayım diyorsan yanlış hesap yapıyor ve geleceğini yanlış yerde arıyorsun. Bir defa arkanda o güç, sende o maşalık olduğu müddetçe seni zaten oradan kimse indiremez.

Merak ettiğim madem sandığa gitmeye kalktın, niçin 2030 yılına kadar yetki istedin? "Ölünceye kadar Sisi, Mısır'ın tek Cumhurbaşkanı" şeklinde bir yetki isteseydin madem. Sonra sen 2030'dan sonra ne yapacaksın? O koltuk olmazsa sen yaşayamazsın ki... Koltuk bir defa senin varlık sebebin. Bunu düşünemedin mi yoksa seni oraya getirenler 2030'a kadar halktan yetki mi al dedi. Başka türlü olmazdı zaten. Bir defa sen bu kararı kendi başına almadın. Sana ne dedilerse sen onu yapıyorsun. Çünkü maşaların, eli kanlı olanların karar verme yetkisi, iradesi ve yeteneği yoktur.

Sen en iyisi seni oraya getirenlerle, seni darbe yapmaya itenlerle iyi geçinmeye bak. Onların dediklerini yapmaya devam et. O zaman değil 2030, daha fazlasını da görürsün o koltuğun. Hatta cenazen bile cumhurbaşkanlığı makamından kalkar. Yeter ki sen onların gönlünü hoş tutmaya devam et. Hatta giderken yerine kendin gibi birini bırakabilirsin. Bunun için kendin gibi birini yetiştir.

Sana bu kadar yol gösterdikten sonra bir dostun olarak sana şunu söyleyeyim. Anayasa değiştirerek 2030'a kadar kendini sağlama almaya kalkıyorsun ya, bil ki yarının bile garanti değil. Çünkü senden iyi birini bulurlarsa anayasayı değiştirsen bile 2030'u beklemeden seni oradan indirirler. Bunun için de sana yaptırdıkları yolu seçerler. Yani seni darbeyle oradan uzaklaştırırlar. Çünkü kişi bir yere nasıl geldiyse öyle gider: Darbeyle gelen darbeyle gider. Unutma bunu. Pislediğin o koltukta sana iyi oturmalar!

Irak Sınırında Çıkan Çatışma***

Kökü ve beyni dışarıda, gövdesi içimizde olan PKK ülkemizin başının belası. Bu, öyle bir belâ ki bugünden yarına biteceğe benzemiyor. 80'li yıllardan bugüne kırk yıl geçmiş olmasına rağmen biz hala PKK terörüyle uğraşıyoruz. Hep bedel ödüyoruz. Daha ne kadar ödeyeceğimiz meçhul.

PKK öyle bir örgüt ki biz ne kadar yuvalandığı yer olan Kandil'e operasyon üzerine operasyon yapsak, Güneydoğu'da terörle mücadele için dağa, taşa, toprağa, eve, barka, in ve yuvalarına girsek maalesef boş. Bazı zamanlarda PKK eylem yapmadığı zaman biz terör zayıfladı, eskisi gibi operasyon yapamıyor, polis ve askerimiz göz açtırmıyor sanırız. Halbuki öyle değil. Benim kanaatim terörle mücadelede inisiyatif hep PKK'da. Bu eli kanlı, hain örgüt kah geri çekilir kah ateşkes ilan eder kah ateşkesi bozar kah gücünü Irak'a veya Suriye'ye kaydırır. Hasılı PKK strateji üzerine strateji geliştiriyor. Devletten, askerden, polisten bir adım önde. Daha doğrusu projeyi geliştiren PKK değil, oynayacağı rolü kendilerine veren sömürgeci devletlerdir.

Hatırlarsanız PKK, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra çözüm sürecini bozmuş, kanlı eylemlerine kalkışmış, şehirlerde barikat eylemlerine girişerek isyan hareketi başlatımıştı. Bu tarih HDP'nin tarihinde en yüksek oyunu aldığı ve ülkede hükümetin kurulamadığı tarihtir. Nicedir Türkiye'de eylemleri görülmeyen PKK, Irak sınırında yeniden kanlı eylemiyle ortaya çıktı. Maalesef 4 şehidimiz, 6 da yaralımız var. PKK sessizliğini 31 Mart seçimlerinde hükümetin bazı büyükşehirleri kaybetmesiyle birlikte yeniden bozdu. Ümit ediyorum ki bu çatışma lokal bir durumdur. Lokal olup olmadığını yakınlarda terör olayı olup olmadığıyla anlayabiliriz. İnşallah 7 Haziran sonrası olduğu gibi kanlı eylemler meydana gelmez.

Bu durumda biz ne yapmalıyız? Bir taraftan terörle mücadele edeceğiz, diğer taraftan şehitlerimize son görevi yapacağız. Provokatif eylemlere karşı milletçe uyanık olacağız. Soğukkanlılığımızı koruyacağız. Acımızı birbirimize ihale etmeyeceğiz. Birbirimizi sorumlu görmeyeceğiz. Zaten terörün amacı da bu. İçeride huzursuzluk çıkarmak. Zaman kenetlenme zamanı. Bir ve beraber olacağız. Böylesi durumlarda birbirimizle sataşırsak terör örgütü amacına ulaşmış olur. Çok zor değil bu. Konu seçim olunca nasıl ki siyasi partilerimiz birbirleriyle ittifak yaparak seçimlere girebiliyor ve bunun için bir araya gelebiliyorsa pekala terör konusunda da bir araya gelebiliriz. Biz siyasi partileriyle, Türkü ve Kürdü ile bir ve beraber olursak terör bize vız gelir.  

Burada bir sözümüz de devlete olsun. Kızgın demiri soğut, gerginliğe ne imkan ve ne de fırsat ver. Polis ve askerimiz vatandaşın güvenliği için terörle mücadele ederken sen de bu örgütün dış bağlantısını ve destekçilerini tespit et. Ardından ağa babalarıyla masaya otur. Bu meseleyi kökünden çöz. Piyonlarla uğraşmayı bırak artık. Dış bağlantı ve destek kesilmeden bu terör bitmez. Yoksa daha çok canımız yanar.

Allah’tan şehitlerimize rahmet, yaralılarımıza şifa diliyorum. Milletimizin başı olsun!

***23.04.2019 tarihinde Barbaros ULU adıyla Pusula Haber gazetesinde yayımlanmıştır.

İsveç'te Bizden Bir Taksici ***


İsveç'te taksicilik yapan Ömer Temel adında bir soydaşımız, havalimanına gitmek isteyen İsveçli bir müşteri alır. Havalimanına yaklaşınca müşteri "Cüzdanını evinde unuttuğunu, cebinde parası olmadığını, taksi ücretini ödeyemeyeceğini" söyleyince "Problem değil, sonra ödeme yaparsınız" der. Ardından kredi kartını uzatarak "Gittiğiniz yerde alışveriş yapmanız için bunu da alın" diyerek kredi kartını verir. Böyle bir durumla ilk defa karşılaşan İsveçli duruma şaşırır, donar kalır ve "Gerçekten ilk defa taksisine binen birine güvenerek kartını ve şifresini veriyor musun?" diye tekrar tekrar sorar. Ardından mecburen kartı alır. Çünkü başka çaresi yoktur.

İki günlük yurt dışı gezisini bitiren İsveçli, ülkesine döndüğünde kendisini havalimanından alması için Taksici Ömer'i tekrar arar. Eşiyle birlikte havalimanında Ömer'i karşılayan İsveçli, Ömer'den aldığı kredi kartını geri verir. Kartından yaptığı 4500 kron(2.816 lira) harcamayı ve taksi ücretini öder. Ayrıca bu yaptıklarına ödül olarak 30 bin kron(18.800 lira) teklif eder. Ömer bu ödülü almaz. İsveçli, Ömer'e "Hiç kimse böyle bir şey yapmaz. Hele hele bir İsveçli asla bunu yapmaz. Sen nasıl böyle bir şey yaptın?" diye tekrar tekrar sorar. Ömer "Biz Türklerin kültüründe var, biz yardım etmeyi severiz. Bizim için bu olaylar normal" cevabını verir.

Anadolu Ajansına konuşan Ömer “Bizim milletimiz için bu tür iyilikler normal karşılanıyor. İsveç'te ise anormal ve hayretler içinde karşılanıyor" açıklaması yapıyor. Bu olay sadece AA’nın değil İsveç basının gündemine de yansıyor. Haberi İsveç’in en büyük gazetesi manşetine taşıyor. Sosyal medyada ise kendisinden övgüyle bahsedilir. Kredi kartını verdiği kişi ise  “Hala dünyada böyle insanlar varmış. Dünyayı Ömer gibiler kurtaracak." Der.
Elinin emeğiyle gurbet ellerde direksiyon başında rızkını temin etmeye çalışan Ömer'in yaptığı gerçekten bizim kültürümüzde var.  Ömer kardeşimizin yaptığı bu iyilik karşısında tüm Türkiye bir araya gelsek bu derece tesirli olmaz. Bu yapılan başta İsveç olmak üzere Avrupa'da konuşulacak ve takdir toplayacaktır. Batı'nın bize olumsuz bakmasını sorgulamasına sebebiyet verecektir. Ömer bu yaptığıyla gönüllü kültür elçisi olmuştur. 

Ömer Temel’in tanımadığı birine yaptığı bu iyiliği okuyunca duygulandım, sevindim ve kendisiyle gurur duydum. Ömer’in bu yaptığı İslam tarihinde cereyan eden bir olayı da bana tekrar hatırlattı. Gerçekten bizim kültürümüzde var: Ebu Zer isimli sahabe, hakkında kısas hükmü istenen tanımadığı bir gence kefil olmuştu. Bu durumu oradaki herkes garipsese de Ebu Zer adama kefil olur. Genç geri gelmese yerine Ebu Zer öldürülecekti. Nitekim tanımadığı genç geri gelir. İsveçliler Ebu Zer’i tanısalar herhalde bu adam deli derler.

İsveç’te yaşayan Ömer Temel’in yaptığı bu iyilik -yukarıda bahsettiğim gibi- bizim kültürümüzde olsa da maalesef her geçen gün bu ve benzeri iyiliklerimiz azalmaktadır. Her yerde Ömer gibiler olsa inanın dünyanın bize bakışı değişecektir. Allah kendisinden razı olsun. Sayılarını artırsın.

***25/04/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.