13 Nisan 2019 Cumartesi

Muhtarlık ve Muhtarlık Seçimleri ***


Bu yazımdan mevcut muhtarlar, seçimlerde muhtar adayı olanlar, gönlünden muhtar olmayı geçirenler pek hoşnut olmayacaklar, hatta beni topa tutacaklar. Problem değil. Üzerime çekmediğim bir muhtarlar kalmıştı. Bir de onlar kızsınlar, olur biter.

Muhtarlar Federasyonunun sitesinden Türkiye'deki muhtar sayısına baktım. 50.229 muhtarlık varmış. Her bir muhtarın asgari ücretten maaş aldığını düşünürsek bir ayda muhtarlara ödenen maaşı varın siz hesaplayın. Haydi masraftan geçtim. Muhtara ihtiyaç var mı? İşlevleri nedir muhtarların? Kağıt üzerinde baktığımız zaman muhtarların görevleri arasında sayfalar dolusu yapacakları vardır. Bu yazılı görevlerinin çoğunun işlevini yitirdiğini düşünüyorum. Yaptıkları görevleri varsa pekala bu görevlerini devletin diğer kurumları yerine getirebilir. Yok, bu işler muhtarların görevi denirse bütçesi olmayan bir muhtar ne yapabilir? Diyelim ki bütçeyle herkes hizmet eder, muhtarlarımız bütçesiz hizmet ediyor. Buna da eyvallah! Bildiğim kadarıyla muhtarlar muhtarlık yaparken de kendi işlerini, ticaretini yürütüyorlar. Bu kişiler muhtarlık mı yapacak yoksa kendi özel işlerini mi? Bunlarda bu yetenek var, iki işi bir arada yürütürler denirse o zaman "Bir koltuğa iki karpuz sığmaz" atasözümüzü "Muhtarlar hariç" şeklinde güncelleyelim.

Muhtarları yazarken muhtar düşmanı veya onları kıskanıyor değilim. İmkanım olsa muhtar olmak için ben de adaylığımı koyar, kazanırsam muhtarlık da yapıyor olabilirdim. Benim serzenişim muhtarlara değil. Onlar kusura bakmasınlar. Geçmişte önemli görevler ifa etmiş muhtarlığı, işlevini yitirmiş olmasına rağmen devletin hala muhtarlıkları devam ettirmek istemesine benim serzenişim. İnan mantığını anlayabilmiş değilim. Devlet bu konuda çelişkiler yumağı içerisinde. Bir taraftan büyükşehir yasası ile birlikte köy ve beldeleri kaldırıp ilçe belediyelerinin çoğu yükünü büyükşehirlere verirken diğer taraftan muhtarlıkları ne hikmetse kaldırma yoluna gitmiyor. 

Devlet köy veya mahallelerde bir muhatap bulmak için muhtarlıkları devam ettiriyorsa bu iş için pekala mahalle veya köyde görev yapan öğretmen/müdür veya cami imamını muhatap alabilir.

Muhtarlıkla ilgili değinmek istediğim bir diğer husus, muhtarlık seçimleridir. Sandık görevlilerinin baş belası dense yeridir. Hiçbir yere müracaat etmeksizin önüne gelenin eline A5 kağıdına fotokopi edilmiş pusulayı alıp ben adayım, şunlar da azalarım deyip aday oluyor. Sandık görevlileri daha göreve başlamadan "Allah vere de fazla muhtar adayı olmasa" korkusunu çekerler. Saymanın da ötesinde muhtar adaylarını aza isimleriyle beraber tek tek ayrı sütuna işlemek ayrı bir uğraşı. Çoğu yerlerde muhtarlık seçimleri belediye başkanı, belediye encümenlerinden daha önemli. Kavga ve çekişmelere sebebiyet vermektedir. Hatta bundan dolayı cinayetler bile işlenmektedir.

Muhtarlıklarla ilgili bir diğer husus, 31 Mart seçimlerine gelinceye kadar ayrı sandıklarda mor zarfın içerisine konmuş olması. Çoğu zaman seçmen mor zarfa koyacağı pusulayı diğer zarflara koymak suretiyle iptal ve geçersiz oyları artırıyordu. 31 Mart seçimlerinde bereket muhtarlık pusulaları dahil tüm pusulalar için tek zarf uygulamasına geçildi. Bu seçimde iptal edilen oylarda muhtarlık pusulalarının payı ne kadar bilmiyorum ama iptallerde muhtarlık oy pusulalarının yine etkin rol oynadığını düşünüyorum.

Her zaman olduğu gibi meramımı yine uzattım. Bu konuda ezcümle demek isterim ki muhtarlıklar kaldırılsın. Devamında yarar görülüyorsa sadece köylerle sınırlandırılsın, il ve ilçe merkezlerinde kaldırılsın. İnadımız inat, böyle gördük, böyle devam ettireceğiz ve muhtarlıklar bizim için elzem denirse en azından muhtarlık seçimlerini mahalli idareler seçimlerinden ayıralım. Bu seçimleri başka bir günde oda seçimleri gibi yapalım.

***16/04/2019 tarihinde Pusula haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.


12 Nisan 2019 Cuma

Pazar Alışverişine Giderken Ben

—Hanım! Bu hafta pazardan ne alınacak?
—Sebze meyve, havuç, bir de soğan.
—Bana soğan deme. Başka ne istersen iste.
—Kalmadı. Ne yapayım? Yemekleri nasıl yapacağım?
—Yemeği soğansız yap.
—Soğansız yemek olur mu? Yemeğin tadı olmaz. Yediğin yemekten bir şey anlamazsın.
—Varsın tatsız olsun. Soğan alarak ağzımın tadı kaçacağına yemeği soğansız yerim daha iyi.
—Soğansız yemek pişmez. Önüne yemek gelince bu yemeğin niye tadı yok diyeceksin.
—Yemeği tatsız da olsa yiyeceğim. Söz, bu yemeğin niye tadı yok demeyeceğim. Üstelik yemeğe bereket gelir.
—Ne bereketi?
—Soğansız yemeğin tadı olmayınca pişirdiğin yemek aynı gün bitmez. Kaldırır ertesi günü bir daha koyarsın. Böylece bugün ne pişireyim derdin olmayacak. Isıtıp ısıtıp koyacaksın önüme.
—Ciddi olamazsın!
—Hiç olmadığım kadar ciddiyim.
—Ben soğansız yemek yapamam ki...
—Sen iyi bir aşçısın. Yapacağına inanıyorum.
—Soğansız yemek nereden çıktı şimdi? Macera mı arıyorsun?
—Macera aradığım falan yok. Bir çıkış yolu arıyorum. Çünkü soğanın yanına varılacak gibi değil. Hani ateş bahası derler ya, işte öyle bir şey.
—Altın mı bu?
—Altını aratmaz. Üstelik rengi de benziyor.
—Ne yapacağız ya?
—Ne zaman ki soğan fiyatları makul fiyata iner. İşte o zamana kadar soğansız yemek yapmaktan başka çare yok.
—Son sözün bu mu?
—Bu.
—Soğansız yemek yapmayı deneyeceğim. Haydi bunu hallettik diyelim. Mesele sadece yemeğin içine atılan soğandan ibaret değil ki salata yaparken de soğan lazım. Sofrada yemeğin yanında yemek için de soğan lazım.
—Tıpkı yemeği soğansız yapacağın gibi salatayı da soğansız yapacaksın. Sofrada soğan bu durumda lüks sayılır. Onu da yemeyeceğiz.
—Yarın bana haydi hanım, iştahım açılsın bir soğan kes demeyeceksin.
—Tövbe billah demem. Şu durumda iştahımı düşünecek halim yok. Cebimi düşüneceğim. Hem bu vesileyle daha fazla yemek yemeyeceğim, atıştırıp kalkacağım. Hem soğandan kaynaklı ağzım acımayacak hem ağzım kokmayacak hem de soğana vereceğim para ya cebimde kalacak ya da başka bir yerde değerlendireceğim.
—Sen böyle değildin, değiştin farkında mısın?
—Hayat şartları değiştiriyor maalesef. Bundan sonra soğanı hayatımızdan çıkarıyoruz. Ben soğandan, soğan da benden uzak olacak. Küslük gibi bir şey yani!

10 Nisan 2019 Çarşamba

İstanbul Seçimlerinin Düşündürdükleri ***


31 Mart Mahalli İdareler seçimlerini yapmaya yaptık. Seçimin üzerinden günler geçti ama biz hala İstanbul seçimlerini sayamadık. Bu da bize şunu gösterdi ki seçim yapmak önemli değilmiş. Esas önemli olan saymakmış. Say say bitmiyor. Görünen o ki işin içerisinde iş var. Sandığa sahip çıkmak dedikleri bu olsa gerek. Sen sahip çıkmazsan sandığın başına birileri akbabalar gibi üşüşüyor demek ki...

Seçimden önceki bir yazımda 2023'e kadar  seçim yok. Sürekli seçim yapan, günlük siyaset konuşan bir ülke olarak biz seçimsiz ne yapacağız, demiştim. Yeter ki sen iste. Bizi oyalayacak bir meşguliyet çıkıveriyor hemen karşına.

Sahi ne olacak bu İstanbul seçimleri? Bugünden yarına çözüme kavuşacak gibi değil. Sonunda bir çözüm bulunup nihai bir karar verilse bile İstanbul seçimleri üzerinden yapılan tartışmalar kısa zamanda biteceğe benzemiyor. YSK nasıl karar verirse versin karar bir tarafı mağdur edecektir. Bu durumda YSK'nın yerinde olmak istemezdim. Ne İsa'ya yaranabilecek ne de Musa'ya. Çünkü işin ucunda sakal-bıyık meselesi var. Partiler açısından da durum hakeza. Ne ipi göğüsleyen memnun kalacak ne de kıl payı ipi elinden kaçıran.

Kaybetsek veya kazansak, seçim yenilense veya mevcut durum tescil edilse bile bizlerin seçimden önce başka şeyleri masaya yatırmamızda fayda var. Çünkü İstanbul seçimleri bize gösterdi ki her itirazın altında bir Çapanoğlu çıkıyor. Bu, her seçim sonrasında sandık sonuçlarına yapılan itiraza benzemiyor. Sanki AK Parti ve CHP dışında üçüncü bir el seçim sonuçlarına müdahil olmuş. Organize bir iş var bu işin içerisinde. Partiler meydanlarda seçim propagandasını yaparken birileri boş durmamış, yazdığı senaryoyu bir güzel oynamış. Çık şimdi bu işin içerisinden. İtiraz edilen hangi sandığı açsan, hangi birleştirme tutanağına baksan oylar el değiştiriyor. El değiştiren bu oylar üç, beş, on, yüz oy değil; binlerce oy yer değiştiriyor. Bu işte kasıt var, art niyet var, bir partinin kazanması için lehine yapılması gereken her şey yapılmış görünüyor. 390 bin iptal oylarında bu kadar oy değişiyorsa 8,5 milyon oy tekrar sayıldığında ne kadar oyun yer değiştirebileceğini hesaba katmak lazım. (Sayılan oy oranı yüzde 4’ü kapsıyor. 28 bin olan fark, 13 bine kadar düşüyor.)

Durum bu iken bir kesimin sandık itirazı devam ediyor, diğer kesim "Mevcut oy farkı sonucu değiştirmez, mazbatam da mazbatam" diyor. Merak ediyorum bu görüntüden doğru sonuç ortaya çıkar mı? Ne karar verilirse verilsin bu denklemden doğru ortaya çıkmaz. Çünkü minareyi çalan kılıfına uydurmuş ve bizimle bir güzel oynamış. Biz seçim sonuçlarından ziyade kılıfı okumaya ve oyunu çözmeye çalışıyoruz. Bu mesele çözülmez. Çözülse de işe yaramaz. Çünkü bu görüntüsüyle İstanbul seçimleri çok su götüreceğe benziyor.

Bu görüntümüzle iyi bir imaj vermiyoruz. Herkese olacağımız kadar rezil olduk. Daha fazla rezil olmadan AK Parti ve CHP yetkilileri bir araya gelerek bir durum değerlendirmesi yapmalı. Her şeyi masaya yatırmalı. Oy sayımı durdurulmalı. Başka itiraz yapılmamalı. Seçimlerde dahili olanlar hakkında iki parti ortak suç duyurusunda bulunmalı. Kanunda yeri var mı bilmiyorum ama İstanbul seçimleri yok kabul edilmeli. Burada seçimler yenilensin demek istemiyorum. Ülke bir seçimi daha kaldıramaz. Kaldırsa bile yapılacak seçim yükselen ateşi söndürmez. Önümüzdeki beş yıl boyunca İstanbul ya bağımsız bir komisyon eliyle yönetilsin ya CHP ve AK Parti'den oluşturulacak bir komisyon marifetiyle yönetilsin ya da AK Parti ve CHP'nin üzerinde anlaştığı bir kişiye İstanbul Belediyesinin yönetimi verilsin. Başka da aklıma bir şey gelmiyor ama bu seçim, hepimizin kulağına küpe olmalı.

***13/04/2019 tarihinde Barbaros ULU adıyla Pusula Haber gazetesinde yayımlanmıştır.