4 Nisan 2019 Perşembe

Zilsiz Okul Uygulaması *

Lisede okuyan çocuğumun okulundan şu mesaj geldi: "DEGERLI VELIMIZ OKULUMUZDA ZIL UYGULAMASI KALDIRILMISTIR. OGRENCILERIMZ YENI DURUMA HEMEN UYUM SAGLAMISLARDIR. SORUMLULUGUNUN FARKINDA OGRENCILER YETISTIRDIGINIZ ICIN TESEKKUR EDERIZ. B373" Bu vesileyle oğlum sayesinde bir teşekkürü kaptım.

Bir taraftan teşekkürü kaptım diye sevinirken sanki diğer taraftan azar işitmiş gibi hissettim kendimi. Neden, nasıl çıkardın bunu bu mesajdan? Bu kadar da zorlama bir yorum olmaz derseniz bildiğiniz bir şeyi size hatırlatayım. TDK'nın koyduğu bir kural değil, kuralı kim koydu bilmiyorum ama büyük harflerle yazmanın anlamı hakaret veya bağırarak konuşma anlamına geliyormuş. Durum bu iken sahi bu okul, niçin küçük harflerle değil de hepsini büyük harfle yazdığı mesajı gönderme yoluna gitti? Bence okul, bu inceliği düşünmeliydi. Umarım bu inceliği bilmeden bu mesajı göndermişlerdir. Neyse sonunda azar da olsa bir teşekkürüm var. Bir övgü, bir yergi... Berabere bir durum var ortada.

Şimdi gelelim zilsiz okul uygulamasına... Zilsiz okul uygulamasının amacı gürültü kirliliğinin önüne geçmek, öğrencilere zamanı iyi kullanma ve sorumluluk duygusunu aşılamak olsa gerek. Öğrenciler zamanında derslerine girsin diye okullar, sınıf ve koridorların duvarlarına saat asmak suretiyle tedbir alma yoluna gidiyor. Bazı okullarda başlatılan bu uygulama anladığım kadarıyla zamanla tüm okullarda yaygınlaştırılacak.

Sorumluluk bilinci aşılama ve gürültü kirliliğinin önüne geçme yönünden zilsiz okul uygulaması yararlı olabilir. Öğrencileri bilmem ama bu uygulamadan en fazla okulun bulunduğu mahalle sakinleri memnun kalacaktır. Çünkü hafta içi gündüz belli aralıklarla çalan okul zilinden rahatsız olan mahalle sakinlerinin sayısı az değildi. Yine bu uygulamadan odasından çıkmadan koltuğunda oturan okul yöneticileri hoşnut olacaktır. Çünkü rahatsız olmayacaklar. Bir diğer sevineni ise okulların müzik öğretmenleri olacak. Gariplerim ne zaman İstiklal Marşı söyletmek için “ses veriyorum” demeye kalksa okulun otomatik çalan zili ötmeye başlar. Bundan sonra böyle bir dertleri olmayacak. Bir diğer sevinen ise okul giriş-çıkış saatleri değişince okul zilini ayarlamak zorunda kalanın böyle bir işi olmayacak.

Zilsiz okul uygulamasından öyle zannediyorum hoşnut olmayanlar da olacaktır:
1.Öğrenci bu uygulamayı sevmeyecektir. Çünkü oyuna dalıp dersine gecikecek ve öğretmeniyle karşı karşıya kalacaktır. Saatine baksın diyebilirsiniz. Saat takmak eskidenmiş. Yani benim neslimin en büyük hayaliydi. Şimdiki nesil kol saati takmayı sevmiyor. Onun yerine cep telefonu kullanıyor. Saat ihtiyacı olunca telefonuna bakıyor. Okullarda da cep telefonu yasak olunca okul da her köşeye bir saat takamayacağına göre gel de öğrenci çıksın bu işin içerisinden.
2.Teneffüse çıkan öğrenciyi sınıfına katmak için nöbetçi öğretmen bir oraya bir buraya koşup "Haydi çocuklar ders başladı" diyecek. Bir de üstüne "Hocam, 10 dakika bitti mi" diyenlere cevap verecek.
3.Her eğitim ve öğretim yılında okulları haber konusu yapan TV kanalları "...eğitim ve öğretim yılının ilk zili çaldı" diyemeyecek. Çünkü zil yok ortada. Başka bir cümle bulmakta zorlanacaklar. Şöyle bir cümle gider aslında: “…eğitim ve öğretimin ilk dersi sessizce başladı” gibi.
4.Zil işi yapan ve müşterileri tamamen okullardan oluşan zil esnafı, zil yerine başka alternatiflere yönelmek zorunda kalacaktır ve bu uygulamadan hoşnut olmayacaktır.
5.Dersten bunalıp çalan zil ile birlikte hele şükür, zil çaldı" deyip sınıfından koşarak kendisini dışarıya atan öğrenci zil sesi duymayınca çok sevinip deşarj olamayacak.
6.Zil sesine uyanan ve bu sese kulak aşinası olmuş bazı mahalle sakinleri bu yeni duruma uyumda zorlanacak, belli bir süre kendilerini boşlukta hissedeceklerdir.

Gördüğünüz gibi zil sesi uygulamasından memnun olanlar olabileceği gibi memnun olmayanlar da olacaktır. Uygulama ne derece başarılı olur, yaygınlaşır bilmiyorum ama yetkililerin zil sesine gösterdikleri duyarlılığı başka alanlarda da toplumca göstersek diyorum. Mesela korna çalmaya da bir ayar gelse...ulu orta acı acı çalmasa.

MEB, zilsiz okul uygulamasında başarılı olursa bunun bir ileri aşaması olan okulsuz okul veya öğrencisiz okul uygulamasını başlatır mı? Böylece tüm öğrencileri memnun etmiş olur.

*10/04/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

3 Nisan 2019 Çarşamba

Dürüstlük Abidesi Bir Sandık Görevlisi *


2007 veya 2009 yılı olsa gerek. Yine bir seçim yapılmış, ertesi günü bir esnafın işyerinde oturuyoruz. Aramızda bir gün öncesinde yapılan seçimde sandık başkanı olarak görev yapan biri var. Yanında da onu seven sayan birkaç seveni… Yani içlerinde en yabancı benim.

Birlikte çayımızı yudumlarken bir gün öncesi yapılan seçim sonuçlarını değerlendirdik. Ardından sandık başkanı nasıl sandık başkanlığı yaptığını, bir partinin oylarını nasıl başka partilere yazdırdığını ballandıra ballandıra anlattı. Aklımda kaldığı kadarıyla yazmaya çalışayım:
Arkadaşlar biliyorsunuz ben falan okulda sandık başkanıydım. Oy verme işi bittikten sonra oy pusulalarını önüme aldım. İki üyenin önüne evrakı koydum. Ben hangi partinin ismini okursam o partinin kutucuğuna bir çeltik atacaksınız. Diğer üyelere de siz de bunların attığı çeltiğin doğru olup olmadığını kontrol için onları izleyin dedim. Elime oy pusulalarını tek tek alıp okumaya başladım. Şehrimiz biliyorsunuz X partisinin kalesi. Oylar da hep o şekil. X partisinin oylarının bir kısmını Y partisinin adını okuyarak o partiye yazdırdım. Bazısını da bizim partimiz olan Z partisine yazdırdım dedi. Araya bir başkası girerek "Hocam, niçin oyları bizim partiye değil de Y partisine yazdırdın? Oldu mu ya şimdi bu yaptığın" dedi. Sayın sandık başkanı "Arkadaşım! Biliyorsunuz, bu ilde bizim partinin fazla oyu yok. Y partisinin oyu bizden fazla. Şayet X partisinin oylarının bir kısmını Y partisine yazdırmamış, hepsini bizim partiye yazdırmış olsaydım dikkat çeker, şüphe uyandırırdı. Akıllı olmak lazım. Bizim partinin bu ilde seçimi kazanması mümkün değil. Önemli olan X partisinin oyunu düşürmekti. Bunu da yaptım. 

Oradakiler ne tepki göstermiş olabilir? İstisnasız hepsi bu arkadaşı yaptığı bu haksızlıktan dolayı tebrik etti. İyi yapmış, iyi düşünmüşsün, helal olsun dedi. Ben ise bu yapılandan hoşnut olmadığımı yüzüm asık bir şekilde dinlemekle yetindim. Bu başkanın görev yaptığı sandığın oyuna itiraz bildiğim kadarıyla olmadı. Yapanın yanına kar kaldı. Çünkü gördüğünüz gibi temiz iş çıkarmıştı.

Bir çay içimi kadar oturduğumuz bu kişiye bu anlattığını ağzından duyuncaya kadar saygı duyardım. O gün, bugündür bu yaptığından dolayı kendisine saygı duymuyorum. Zaman zaman karşılaştığımda ve sosyal medya paylaşımlarını görünce dürüstlük abidesi bir profil çizdiğini görürüm. Öyle de inandırıcı konuşur ki dinleyenlere güven veren bir görüntüsü var. Haksızlık ve hukuksuzluğa karşı, atamaların ehliyet ve liyakate göre yapılmadığından dert yanan biri. Birkaç defa da Z partisinden aday oldu, kazanamadı. İyi ki olmadı. Çünkü bu kafa yapısına sahip biri bir koltuğa gelseydi neler yapmazdı. Varın orasını siz düşünün.

Her seçim sonrası ortaya çıkan, tartışma ve itirazlara konu olan seçim  sonuçları ve sandık güvenliği meselesi 31 Mart seçimleri dolayısıyla yeniden gündeme gelince 2007 veya 2009 seçimlerinde bir sandık başkanının bu anlattıkları aklıma geldi. İşin garibi burada yanlış yazma, kaydırma, tutanakları birleştirmelerde yapılan maddi hata yok. Taammüden bir partinin oylarını başka partilere peşkeş çekerek iç etmek var.

Ne diyelim? Bu arkadaş dürüstlük abidesi olarak geçinmeye devam etsin. Umarım sayıları fazla değildir.


*06/04/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


Seçmenin Her Oyu Bir Emanettir *

Dünyanın en fazla seçim yapan ülkesiyiz belki de. Bu konuda iyice uzmanlaştık desem yanlış olmaz. Bu kadar seçime rağmen seçimlerin ardından "Seçimlerde hile var, şaibe var, hatalar çok, kaydırma var, birleştirme tutanakları problemli..." gibi şayialardan bir türlü kurtulamadık. En temiz seçim dediğimiz seçimlerin ardından bile seçim sonuçlarına leke getiriyoruz.

Teknik hatalardan bahsetmiyorum. Seçmene rağmen bir partinin lehine veya aleyhine tarafgir davranmayı bir türlü bırakamadık gitti. Güya sandıkların başına kamu görevlisi olarak bir başkan, bir memur ve diğer partilerden yeterince üye koyuyoruz. Bu sandık görevlilerinin görevi seçimin iş ve işleyişlerini en iyi, en doğru şekilde yerine getirmek, parti tercihi ne olursa olsun vatandaşın sandıkta ortaya koyduğu iradesini korumaktır. Ki böyle olmalıdır. Çünkü sandığa atılan her oy bir emanettir. Bunun sandığa yansıması gerekir. Ama her seçim sonrasında görmeye alıştığımız yanlış ve hataları maalesef bu yerel seçimlerde de gördük. Bunu kim yapıyor? Maalesef bizim insanımız yapıyor. Halbuki verilen oyları korumak üzere hakem tayin ettiklerimiz emanetlerimize ihanet ediyor. Güya davasına veya inandığı değerlere hizmet ediyor. Hepsini bir dinlesen, hepsi birer dürüstlük abidesi. Yesinler sizin dürüstlüğünüzü. İşin garibi bu sandık başındakiler veya tutanakları birleştirenlerin hepsi okumuş insanlar. İş yaparken kasıtlı olmadan hata yapsalar hepsinin alınlarından öpeceğim. Ama gel gör ki istisnalar hariç her birimiz birer militanız. Birini kazandırmak veya birine kaybettirmek üzere bir rol üstleniyoruz. Bunun için çalmak dahil her yolu mubah görüyoruz. Sizin okumanız batsın. Yazıklar olsun. Devlet işlerini düzgün yapsınlar, emanete ihanet etmesinler diye dünya kadar para veriyor. Bile bile yanlış yapanların yedikleri burunlarından gelsin inşallah.

Seçmenin iradesinin değişik sebeplerle sandığa yansıtılmaması bir hırsızlıktır, hak gaspıdır. Açıklanan örneklere bakılırsa  istisnalar hariç hırsızlık bizim genlerimize işlemiş. Yeter ki elimize fırsat geçsin, dindarı da çalıyor, olmayanı da. Sağcısı da çalıyor, solcusu da. Al birimizi, vur ötekine. Neden böyleyiz? Bu hastalık bize nasıl bulaştı veya bulaştırıldı? Çok öteye gitmeye gerek yok. Çoğumuzun çok masum gördüğü sınavlardan kopya ile geçme gibi bir tecrübemiz var. Öğretmenin gözünün içine baka baka onu kandırmıyor muyuz? Hakkımız olmayan bir şeye sahiplenmeye teşneyiz. Kopya ile başlayan hırsızlığımız işimizde zamandan çalmaya, sandıkça oy kaçırmaya, tutanağı yanlış düzenlemeye kadar götürüyor. Bu kafa yapısı, bu zihniyet bizde oldukça başımızda ister polis, ister asker, ister başkaları olsun; gözlerine bakarak herkesi ayakta uyutuyoruz. Toplum olarak böyle olmuşsak seçim bizim neyimize? Bizim her şeyden önce dürüstlüğe, etik ve ahlaki değerlerle bezenmeye ihtiyacımız var. Çalıp çırparak başkan olmuşsak ya da başkan etmişlerse veya bir şeyi kazanmışsak adam olmadıktan sonra ne yazar? Bizden bir cacık, bir halt olmayacağı elimize fırsat geçti mi neler yapabileceğimizden belli değil mi?

Kim, kimi başkan yapmak veya kazandırmak isterse istesin, bütün makam ve mevkiler onların olsun, tepe tepe kullansınlar. Ne olur, aramızda olması gereken güven duygusunu yok etmeyin. Zaten bu duyguyu unutalı çok oldu. Hiçbirimiz yekdiğerine güvenmiyor. Çünkü güven ve adaleti buzdolabına koyalı çok olmuştu. Hepimizde bir gün bu değerleri buzdolabından çıkarırız ümidi vardı. Allah korkusu, hak-hukuka riayetimiz yok gayri. Bu belli. Bari el-alem ne der deyip kulundan, yabancılardan çekinelim. Allah rızası için olmayan, içimize girmeyen bu güven duygusunu yok etmeyelim. Sandıktaki görevimizi adam gibi yapalım.

En zoruma giden nedir, biliyor musunuz? Her birimizin dürüstlük abidesi olarak görünmemiz. Görevini layıkıyla yapanlara selam olsun!

*05/04/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.