3 Nisan 2019 Çarşamba

Yerel Seçimlerin Galibi Üsluptur***


Genel havaya döndürülen yerel seçimler bitti. Vatandaş söyleyeceğini söyledi. Şimdi herkes var gücüyle seçim sonuçlarını analiz etmeye yöneldi. Gazetemizin başyazarı Uğur Özteke Ağabey de 03/04/2019 günkü köşesinde “KİMSE DOĞRU VE FARKLI YORUM İSTEMİYOR Kİ?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Seçim sonuçlarını değerlendirdiği yazısında Sayın Özteke, kendisine yorum gönderen Murat isimli bir okuyucunun Seçim pazar günüydü. Üzerinden iki gün geçti ama dün sizin yazınız, bu gün de sizin ve Barbaros Ulu'nun yazısı haricinde gazetede seçimle ilgili başka yazan olmadı. Barbaros Ulu da seçime değil seçimin maliyetine değinmiş. Yani şu gazetedeki yazarların seçim analizi yapmaları gerekmez miydi?mesajına yer verdi.

Kendi adıma söyleyeyim, Murat Bey kardeşim serzenişinde haklı. Kaç gün geçmesine rağmen seçim sonuçlarına dair herhangi bir yazı kaleme almadım. Bugün ele alayım, yarın ele alayım derken seçime dair bir şey demedim. Belki de elim varmadı. Ama bu, seçim sonuçlarıyla ilgili hiç yazı kaleme almayacağım anlamına gelmiyor. Ki işimiz bu. Toplumu ilgilendiren ve etkileyen ne varsa bizim alanımıza girer. Murat Beyin attığı taş kafamı yarınca seçime dair yazmak vacip oldu. Murat Bey yazılarımı takip ediyorsa seçim sathı mailine girdiğimiz andan itibaren içime doğmuşçasına seçim sonuçlarını etkileyecek tehlikeli boyutlara işaret etmeye çalıştım ve son hafta hariç onlarca yazı kaleme aldım, gelmekte olan yıkıcı etkiye işaret etmeye çalıştım. Aslında seçim sonuçlarına dair yazılarım seçim öncesi yazdığım yazılarda gizli. (Bakınız: https://www.pusulahaber.com.tr/bu-secim-farkli-sonuclara-gebe-olacak-gibi-9325yy.htm, https://www.pusulahaber.com.tr/secim-sathi-mailinde-ortaya-dokulen-belgeler-9363yy.htm, https://www.pusulahaber.com.tr/dislayici-siyasetin-sonuclari-9382yy.htm, https://www.pusulahaber.com.tr/kendini-anlatmanin-yolu-rakibini-kotulemek-degildir-9392yy.htm, https://www.pusulahaber.com.tr/gonul-siyaseti-9288yy.htm, https://www.pusulahaber.com.tr/basa-kakma-olur-mu-9231yy.htm, https://www.pusulahaber.com.tr/hdppkk-ise-9220yy.htm vs) Maalesef endişelerimde haklı olduğum ortaya çıktı. Keşke çıkmasaydı ama olan oldu. Zamanı geri sardırmak mümkün değil.

Seçimden önce birçok hususa değindim, benden bu kadar demek gibi bir niyetim yok. Sayfam el verdiği, aksi bir gündem olmadığı müddetçe seçim analizlerinde de bulunacağım. Herkesin her alanda uzman kesildiği günümüzde Abdurrahman Çelebi olarak ben de söz söyleyeceğim elbet. Bu uzun girizgahtan sonra seçim sonuçlarına dair kısaca şunları söylemek isterim: (Her bir madde ayrı bir yazı konusu)

*Genel seçimlerde işe yarayan Cumhur İttifakı yerel seçimlerde iktidara faydalı olmamıştır.
*Dışlayıcı siyaset, bir araya gelemezleri bir araya getirmiş, bu da iktidarın aleyhine olmuştur. (Bu başarı, muhalefetten ziyade iktidarın başarısıdır. Kendi topuğuna sıkmıştır.)
*Kürt seçmen, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da olumlu tepki verirken Batı’da aday çıkarmayarak Millet İttifakını desteklemiş ve bu seçimde etkin rol oynamıştır.
*Seçmen yeterince sandığa getirilememiştir. 2014 yerel seçimlerinde yüzde 89 olan seçime katılım bu seçimde 83’lere düşmüştür. (24 Haziran 2018’de yapılan genel seçimlerde katılım yüzde 87,5 idi. Yüzde 83 katılımı yüksek görebilirsiniz. Evet yüksek olmaya yüksek. Ama 2014’e göre yüzde 6, 2018’e genel seçimlerine göre ise yüzde 4,5’luk bir seçmen sandığa gelmemiştir. Binde 3’lerle seçimin kazanıldığı şehirler göz önüne alınırsa sandığa gelmeyen seçmen sonucu değiştirmede etkin rol oynamıştır. Bu arada seçime katılım yüzde 80’lerin altına gerileyecek öngörüm tutmamıştır.)
*Gönül Belediyeciliği gönüllere su serpse de yangını söndürmeye yeterli gelmemiştir. Çünkü sloganın içi doldurulamamıştır. Küskün ve kırgın olanlar yanlış yerlerde aranmıştır. Halbuki kırgınlık daha derinlerdedir.
*Çok fazla miting yapmak, çok ekrana çıkmak, tüm ağır topları aday olarak göstermek büyükşehirleri kazanmaya yetmemiştir. Belki de ters tepmiştir.
*Hükümetin bir türlü kabullenmek istemediği ekonomideki sıkıntı büyükşehirlerde etkisini göstermiştir. Bu konudaki sıkıntı soğan ve patatesten ibaret olmadığı halde iktidar taraftarları işi sebze ve tahıl ürünlerine indirgeyerek durumu küçümsedi.
*Yerel seçimin genel seçim havasına sokulması iktidarın aleyhine işlemiştir. Meydanlarda yerel konulardan ziyade genel siyaset konuşulmuştur. Millet İttifakında adaylar ön plana çıkarılırken Cumhur İttifakında lider ön plana çıkmıştır.
*Seçim sathı mailinde ortaya dökülen belgeler seçmen nezdinde manidar bulunmuş ve sonuç rakibe yaramıştır.
*Seçmene rağmen belirlenen adaylar seçmen nezdinde teveccüh görmemiştir.
*07/06/2015 genel seçimlerinden itibaren seçmen iktidara “Benim şakam yok, bak soğuyorum” şeklinde bir şeyler söylemeye çalışmış ama iktidar mesajı aldık demesine rağmen gereğini yapmamış, pansuman tedbirlerle işi kotarmaya çalışmıştır. Giderek azalan ilgiyi ittifaklara sarılarak günü kurtarma yoluna gitmiştir.
*İktidar seçmenin ne istediğini, derdinin ne olduğunu okuyamamıştır. Halkın derdine derman olmaktan ziyade kendi dert edindiğine halkı ortak yapmak istemiştir.

Yazım uzadı ama maalesef değerlendirmem bitmedi. Şimdilik bu genel değerlendirme ile yetineyim. Yazıma son vermeden bana tek cümleyle seçimin galibini veya seçimin sonucuna etki eden sebepleri söyle derseniz, bu seçimin galibi üsluptur. Dışlayıcı, kutuplaştırıcı, ötekileştirici, rakibi kötüleyen, tahkir eden, rakiplerine tepeden bakan ve küçümseyen üslup kaybetmiştir. Hamaset kaybederken soğukkanlı olmak ve rakibe sataşmamak seçimi kazandırmıştır. Sonuç her ne olursa olsun burada dikkate değer olan seçmenin sağduyusudur. Seçmen; Cumhur İttifakını birinci yapmış, Ana Muhalefet’e ise sana büyükşehirleri gönülsüz de olsa veriyorum. Sorumluluk almadan bol keseden atıyordun. İşte sana sorumluluk! Haydi kendini göster. Bakalım becerebilecek misin? Bunu yaparken de büyük çoğunluğun denetiminde olacaksın demiştir. (Beğendin mi Murat Bey yaptığını? Yazı yazmak önemli değil ama bu konu uzun mu uzun. İşte uzun bir yazı. Bundan sonrasını bu yazıyı sığdırmak için çabalayacak gazete yetkilileri düşünsün.)



*** 04/04/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.




İki Müdür ya da İki Genel Başkan ***


Bir hikaye okumuştum. Yazıma kaynaklık etmesi için bu hikayeyi aradım, taradım. Maalesef arama motorlarında bulamadım. Hasılı benim hazıra konma işi suya düştü. Aklımda kaldığı kadarıyla hikayeyi yazmaya çalışayım önce. Sonra kıssadan hisse çıkarmaya çalışalım.

Bir fabrikanın müdürü çalışanlar arasında bir iş bölümü yapar, hepsine alanıyla ilgili sorumluluk verir. Her sabah işe geldiğinde işleyişi yerinde izlemek için çalışanları denetler, ardından koltuğuna yaslanarak gazetesini okumaya başlar. Bu durum her gün rutin bu şekilde böyle devam eder. 

Fabrikanın ürettiği malda ve veriminde bir sorun yok. Çünkü fabrika tıkır tıkır işliyor.

Yıllık zam zamanı gelir. Başarılı müdür yönetim kurulundan zam ister. Yönetim kurulu zamma karşı çıkar. Evet fabrika işliyor, kar da ediyor. Ama ortada müdüre zam verecek bir durum söz konusu değil. Çünkü müdürün yaptığı bir iş yok ortada. Odasında oturup gazetesini okumaktan başka bir iş yapmıyor. Üstelik müdürün halen aldığı maaştan daha düşük fiyata çalışacak başka müdürler de vardı. Sonuç olarak müdüre zam vermezler. Bu durum karşısında müdür görevinden istifa eder. 

Yönetim kurulu daha ucuza görev yapacak bir müdür bulur. Yeni müdür işe hızlı girişir. Doğru dürüst odasına gelmeden fabrikanın içinde gününü geçirir. Yönetim kurulu müdürden çok memnun. Çünkü durmadan çalışan, her işe koşuşturan ve her işe karışan çalışkan bir müdürleri var. Üstelik odasında bile oturmuyor. Gazete de okumuyor.

Gel zaman git zaman çalışkan müdüre rağmen fabrikanın verimi düşer, fabrika zarar etmeye başlar. 

Yönetim kurulu anlayamadıkları bu durumu yerinde tespit için fabrikanın içine girer, çalışanları yerinde görmek isterler. Bir makinenin başında bekleyen bir işçinin yanına varırlar. Niçin beklediğini sorarlar. Makinenin arızalandığını, müdürünü beklediğini söyler. Sen arızayı gideremez misin derler. Gideririm, fakat müdürüm bana yetki vermedi. O gelip makineyi tamir edecek der. Kurul üyeleri müdüre bakarlar. Tulumunu giymiş müdür, bir makineden diğerine koşuyor, eli-yüzü kan ter içinde.

Yönetim kurulu fabrikadan çıkarak toplantı odasına geçer. Çalışkan müdürün işine son verir. Zaten bir iş yapmıyor deyip zam vermedikleri eski müdürün kapısını çalarlar. Eski müdüre daha yüksek bir maaş teklif ederek yeniden fabrikanın başına getirirler.

Hikaye burada biter. İki müdürü kıyaslarsak ilk müdür, çalışanları arasında iş bölümü ve sorumluluk veriyor. Kendisi denetim ve rehberlik görevini yapıyor. İkinci müdür, bütün yetki ve sorumlulukları üzerinde topluyor. Her iş kendisinden geçiyor. Çalışanının yapacağı işi de kendisi yapıyor. İlk müdür de fabrika kar ediyor, ikinci müdür de ise zarar ediyor. 

Bu hikayeyi siyasi liderlerimize uygularsak sahaya çıkıp doğru dürüst miting yapmayan, TV kanallarında fazla boy göstermeyen genel başkan kazanıyor, tıpkı fazla iş yapar görünmeyen fabrikanın ilk müdürü gibi. Çünkü parti meclisinin onayından geçen adayları hummalı bir şekilde sahada çalışıyor. Yani sorumluluk ve yetki verdiği adaylar alanda ter döküyor. Diğer genel başkan ise belirlediği adaylardan fazla çalışıyor, ter döküyor. Bir güne sekiz miting sığdırıyor. Akşamında da bir TV kanalına çıkıyor. Yani en fazla miting yapıyor, fazlaca ekranlara çıkıyor. Uyku, dur durak nedir bilmiyor, sürekli koşuşturuyor ama seçimi kaybediyor, tıpkı fabrikanın çok çalışan müdürü gibi.

Sonuç, lider çok çalışan, her işe koşuşturan olmamalı. Yetki ve sorumlulukları ekibine yaymalı. Kendisi az inisiyatif almalı, gözetleyici, denetleyici ve izleyici olmalı. Rehberlik yapmalı. Lider dediğin en önde koşan değil, arka planda yol gösterici ve planlayıcı olmalı.

Umarım kıssadan hisse çıkarılır.



*** 06/04/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.


31 Mart 2019 Pazar

"Ey İman Edenler! İman Ediniz…" *

Nisa süresi 136.ayette Allah: "Ey iman edenler! Allah'a, peygamberine ve peygambere indirdiğine ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Her kim Allah'ı meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse apaçık bir sapıklık içerisindedir" buyurmaktadır. Ayeti diğer ayetlerden ayıran ve dikkat çeken yönü,  Allah'ın iman eden müminlere iman edin demesidir. Müfessirler bu ayetten ne anladıklarını tefsirlerinde açıklamışlardır. Müfessir değilim. Yarım mürekkep yalamış biriyim. Okudukça beni etkileyen bu ayet üzerine kalem oynatmaya çalışacağım.

Allah bu ayette iman edenleri yeniden imana çağırıyor. Buradaki iman edenlerden kasıt içinden inanmadığı halde dıştan inanmış gibi görünenler olsa gerek. Yani Allah münafıklardan bahsediyor. Münafık kime denir? İçi, dışı bir olmayan. Müslüman mahallesinde Müslüman görünen kişilerdir bunlar. Müslüman’mış gibi görünüp kafirlerle iş tutanlardır. Pirincin içindeki beyaz taştır bunlar. Yerken ayırt edemezsen dişini kırar. Peygamberimiz bunların üç özelliğinden bahseder:
1.Konuştuğu zaman yalan konuşur,
2.Söz verir, sözünde durmaz,
3.Kendisine bir şey emanet ettiğin zaman emanete ihanet eder.
Bu tip münafıklığı alimlerimiz itikadi münafıklık olarak görür. Kafirlerden daha beter olarak değerlendirir. Bir başka tip daha vardır ki bunlara da amelde münafık denmektedir. Bu tiplerin inancı var, fakat bu inançları pratiğe dönüşmüyor. Bugün itikadi münafıklıktan ziyade amelde münafıklığı ele almamız gerekir diye düşünüyorum. Çünkü inancını fiiliyata geçirmeyen insanımızın sayısı inancına göre yaşayanlardan daha fazladır.

Ayette Allah'ın iman etmiş görünenleri yeniden Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe imana çağırdığını dikkate alırsak ayetten kastedilen münafıklığın itikadi münafıklık olduğu anlaşılır. Çünkü Allah burada iman esaslarını saymıştır. Biz bu tipleri samimiyetsiz olarak değerlendirebiliriz. Çünkü din, her şeyden önce samimiyettir. Samimiyetin olmadığı yerde din olmaz.

Şimdi bu ayetten hareketle günümüzde  çoğunluğu oluşturan ameli münafıklara bir pay çıkarabilir miyiz? Yani inandığı gibi yaşamayan bizleri de Allah yeniden Müslüman olmaya çağırmış olabilir mi? Niye olmasın? Çünkü Allah bu ayette Müslüman görünümlü münafıkların samimiyetini sorgulamaktadır. Din samimiyet olduğuna göre bu samimiyet hem inançta hem de amelde olmalıdır. Maalesef bugün inandığını söylediği halde bu inancını pratiğe dökemeyen başta ben olmak üzere o kadar insanımız var ki dilimizle vücudumuz ayrı tellerden çalmaktadır. Mademki samimiyet sınavına tabi tutuluyoruz. O halde ha inançta münafık olmuşuz ha amelde münafık olmuşuz. Ne fark eder?

Anlatmak istediğim uzuvlarımız amel etmiyor. Uzuvlarla amel denince hem Allah'a karşı yapmamız gereken görevlerimiz var hem de kullarına karşı. Allah'a karşı görevlerimiz deyince namaz, oruç gibi ibadetler akla gelirken kullarına karşı görevlerimiz ise toplumsal barışı zedeleyen her türlü davranış ve tasarrufumuz akla gelir. Bugün Müslümanların çoğunda hem Allah'a karşı kulluk görevlerimizi yerine getirmede hem de kullarına karşı yerine getirmemiz gerekenler de ihmallerimiz büyüktür. Dini yaşamada bir çıkmazın içerisindeyiz. Dilimiz ne güzel ayet, hadis okuyor, Müslümanlığı kimseye kaptırmıyoruz. Ama uygulamamız tam tersi olabiliyor. Allah adil ol diyor ama biz bir hakkı tam teslim etmek için çaba sarf etmiyoruz. Tek başına bu örnek bile içinde bulunduğumuz içler acısı durumu anlatmaya yeter.

Gönül ister ki hem itikatta hem amelde Müslüman olalım, dinimizin emrettiği şekilde dini samimiyetle hayatımıza yansıtalım, insanlara iyi örnek olalım. Bunun için çok bir şey yapmamıza gerek yok. Yapacağımız tek şey dilimizin söylediğini pratiğe dökmek. Allah bizleri böylelerinden eylesin.

*12/04/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.