22 Mart 2019 Cuma

Siyaseten Yanlış mı Yapıyoruz Acaba?


Biz bu ülkenin  beka sorunu var, terör örgütü ülkeyi bölüp parçalamaya çalışıyor, legal hüviyeti olan parti, dünyanın terör örgütü kabul ettiği PKK ile bağını koparmıyor, üstelik PKK'yı terör örgütü olarak görmüyor, sırtını terör örgütüne yaslıyor, gücünü kanlı terör örgütünden alıyor. Bunlar terörist deyip yöneticilerinin çoğunu yargılayıp hapse atsak da HDP barajın üstünde bir oy almaya devam ediyor. 

HDP, barajı aşmak ve Mecliste temsil edilmekle kalmıyor. Yeni Cumhurbaşkanlığı sistemiyle birlikte partilerin seçimlere ittifak yaparak girdiği bir ortamda HDP'ye oy veren seçmen kilit rolü oynuyor. Kritik öneme haiz bazı seçim bölgelerinde bu partinin seçmeni hangi tarafa meylederse o ittifak seçimi kazanacak görünüyor. Güneydoğu bölgesinde birçok il ve ilçede terör örgütüyle iltisaklı olduğu gerekçesiyle HDP'li belediye başkanları görevden el çektirilip yerine kayyum atansa bile bu parti, Güneydoğu bölgesinde liderliği kimseye kaptırmıyor. İşin garibi bu partinin sadece bir bölgede lokal başarısından öte birçok büyükşehirlerde kaç vekil çıkaracak şekilde oy alabiliyor. 

Biz, bu parti barajı aşmasın, fazla vekil çıkarmasın, çok tehlikeli bir parti deyip her türlü uyarıyı yapsak da sanki tüm uyarılar bu partiye yarıyor gibi. Neden böyle? Bir yerde bir hesap hatası mı yapılıyor, uygulanan strateji ve izlenen siyasette bir sıkıntı mı var acaba? Çünkü ne yapılırsa yapılsın bu parti, gücünü kaybetmiyor. Gücünü kaybetmekle kalmıyor. Yeni mevziler kazanmaya devam ediyor.

HDP'yi terörist  ilan etmek, HDP'ye oy verenler terörist değil demek işe yaramıyor. Hazırında seçmenini etrafında kenetliyor. Hatta düşünce olarak kendisine sıcak bakmayan bazı kesimlerin de oyunu alıyor. O zaman bir yerde hesap hatası yapılıyor. Böyle giderse bu hesap hatası bu ülkeye çok pahalıya mal olacağa benziyor.

Gördüğüm HDP'ye oy verenler bu partiye tek nedenle oy vermiyor. Kimi Kürtlerin hamisi diye veriyor, kimisi bu partiye verilecek her oy iktidarın aleyhine olduğu için veriyor, kimi bu partinin düşüncesine katılmamakla beraber kendi insanı olduğu için veriyor, kimi kendisini dışlanmış hissettiği için veriyor, kimi kendisini tehdit altında hissettiği için baskıyla veriyor. Hangi sebeple verirse versin, HDP bu ülkede taban bulmaya başladı. Bugünkü izlenen siyasetle bir kesimin bu partiye oy vermesi engellenemeyecek görünüyor. Saha çalışması yapanlar HDP ile seçmeninin arasındaki ince çizgiyi tespit edip ona göre bir strateji belirlemesi gerekiyor. 


21 Mart 2019 Perşembe

Nevruz


Günler, aylar, mevsimler, yıllar Allah'ın bize bahşettiği günlerdir. Yazı var, kışı var, güzü var, baharı var. Her bir mevsimin ayrı bir yeri var. Soğuğu, sıcağı, serinliği hep bizim için. Birbiri ardı sıra birbirini takip ediyor durmadan. Günler ayları, aylar mevsimleri, mevsimler yılları kovalıyor. Hep kış olsa hayat çekilmez, hep sıcak olsa hayat yine çekilmez olur. Gönlümüz hep bahardan yanadır. Ama bazı ürünlerin yetişmesi için soğuğu da göreceğiz, sıcağı da. 

Küçücük ülkemizde dört mevsimi yaşıyoruz. Bundan dolayıdır ki her türlü ürün yetişiyor bu ülkede. Burkina Faso'ya gidip gelen bir arkadaşım, bu ülkede buğdayın yetişmediğinden bahsetti. Çünkü hava sıcaklığı 18 derecenin altına  hiç düşmüyormuş. Bunu duyunca bize dört mevsimi yaşatan, her türlü ürünü almamızı sağlayan Rabbimize binlerce şükretsek azdır. Yoksa kim istemez baharın gelmesini, kim sevmez baharı, kim istemez toprağın yeşermesini. Her birimizin gözdesidir bahar. Dört gözle bekleriz baharı. Çiçeklerin açmasını, ağaçların tomurcuklanmasını görünce içimiz açılır. Sanki bir cennet havası çıkar ortaya. 

Hayat sadece bahardan ibaret olsa belki de baharın kıymetini bilemeyiz. Yazın yanarız. Allah ardından güzü gönderip serinletir bizi. Ardından kışı görür, üşürüz. Baharın özlemini duyarız. Zaman bu şekilde alıp gidiyor.

Her ne kadar bu sene doğru dürüst kış görmesek de fazlaca üşümesek de yine bekliyor insan baharı. Beklemekle kalmayıp üstelik bayram olarak kutluyoruz baharın gelişini. İşte geldi yine yeni bir bahar. Bu bayramı sadece biz değil Afganlar, Türkler, Arnavutlar, Azeriler, Farslar, Gürcüler, Karakalpaklar, Kazaklar, Kırgızlar, Kürtler, Uygurlar, Özbekler, Tacikler, Türkmenler ve Zazalar da kutluyor.  Kimi 21'inde, kimi 22 veya 23'ünde kutlar bu bayramı. 

Bu bayramın adı Nevruz'dur. Bayram yapacak kadar var. Çünkü bugün baharın müjdecisidir, kış uykusuna yatmış doğanın yeniden dirilişidir, yeni yıldır, yeni gündür, baharın bayramıdır. 

Allah'ın günleri, ayları arasında bir fark, bir üstünlük olmasa da baharın ayrı bir yeri var. Sadece mevsimsel özelliğinden değil. Bahar aynı zamanda bir umuttur, hayata olumlu bakışı simgeler. Adaletsizliğin, hukuksuzluğun, akan kanın son bulacağı umudunu taşır bünyesinde. Hayatımızdaki olumsuzlukların bahar gibi olmasını isteriz.

2019 baharının müjdecisi Nevruz'un hayatımızda yeni bir sayfa açmasını, insanların kardeşçe geçinmesini, akan kanların durmasını, mağdurların mağduriyetlerinin sona ermeye başladığı bir gün olmasını temenni ediyorum. Allah mutluluğumuzu daim eylesin, huzurumuzu bozmasın. 





Camiam Eleştiriye Gelmiyor

Doğru dürüst dinimi yaşayan biri olmasam da dindar-mütedeyyin camiaya ait hissederim kendimi. Bu camianın içinde büyüdüm. Bir bilgi birikimim varsa bu camianın içerisinde bulunmak suretiyle elde ettim. Yaptığım iyi, doğru, güzel şeyler varsa bu camianın bana kazandırdığıdır. Hata ve yanlışlarım ise kendimden kaynaklanan birer nakısamdır.

İçinde bulunduğum veya kendimi ait hissettiğim camiam her ne kadar bugün devlet yönetiminde ise de bu camianın dününe baktığımız zaman devleti yöneten elit tabaka tarafından horlanmış, dışlanmış, hayat hakkı tanınmamış bir kesim olduğu görülecektir. Önceleri fikirleriyle alay edilmiş, biraz sesi yükselmeye başlayınca gerici, yobaz olarak görülmüş, hakarete uğramıştır. Fikrini açıklayınca 163. veya 312.maddeden ceza almış mağdurlarımızın sayısı az değildir. Mütedeyyin insanların çatısı altında toplandığı, oyunu verdiği parti belli periyotlarla kapatılmış, yerine yenisi açılmış, peşinden onlar da kapatılmıştır. Gerekçe de irticaın odağı olmaktı hep. Okumak isteyenlerin önleri katsayı engeliyle kesilmiş, dinin emri olan başörtüsü taktığı gerekçesiyle okulundan ve kamu görevinden atılan insanlarımızın sayısı da az değildir. Hasılı rejimin gözünde vebalı insanlardık.

Camiamın fazla bir istediği yoktu. Dini yaşantısından dolayı çocuklarımızın eğitimi engellenmesin. İnsanlar rahat bir şekilde dini vecibesini yerine getirsin; ülkede inanç, fikir, kanaat ve ifade hürriyeti olsun. Fikirlerin önündeki engeller kalksın. Ülkede adalet olsun, haksızlıklar olmasın vs idi.

Sonunda devir değişti. Allah bize eziyet edenlerin elinden iktidar gücünü aldı, bize verdi. Bayrağı biz devralmıştık. Artık denenme sırası bizdeydi. 

Bayrağı devraldıktan sonra Allah var, iyi çalıştık. Ülke yıllardır görmediği hizmeti gördü. Vatandaş devletle barıştı. Bize soğuk bakan çoğunluk bile bize sempati duymaya başladı. Hizmet geldikçe vatandaş da kredisini eksik etmedi, sevdi bizi. Sevgi ve sempatide bir azalma olsa da vatandaş kredisini tamamen çekmedi. Ama böyle giderse bu sevgi azala azala biteceğe benziyor.

Niçin böyle olduk? Nedenleri çoktur. Burada niyetim sevginin azalma nedenlerini saymak değil. Ama şunları söylemeden edemeyeceğim: Sanki biz savrulduk, yozlaştık, şımardık; para, güç ve koltukla imtihanı kaybettik. Eskisi gibi hatalarımızla yüzleşmiyor, kendimizi yenilemiyoruz. Eleştirinin hiçbir türüne gelmiyoruz. Tamam bizi kötülemek için yapılan eleştirilere hep birlikte karşı koyalım. Ama biz yapıcı eleştirilere de kapımızı kapattık. İçten gelen eleştiri ve önerilere de tahammülümüz yok. Halbuki dost acı söyler, yüze söyler sözünü unuttuk. Kim konuşur, yazarsa en hafifinden şimdi zamanı mı diyoruz. Keşke bu kadarla kalsa, ya nankörlükle itham ediyoruz ya ihanet etmekle suçluyoruz. Kapı dışarı ediyoruz. İşinden ediyoruz. Gözünle dizine dursun diyoruz.

Hasılı bize dün yapılanın aynısını bugün biz yapıyoruz. Dün bizi konuşturmuyorlar, bu ülkede fikir hürriyeti yok diyen biz, bugün eleştirileri ifade ve kanaat hürriyeti çerçevesinde görmüyoruz. Gerçekten biz niye böyle olduk? Niçin sorgulamıyoruz kendimizi? Aslında bir güzel sorgulasak  ve gereğini yapsak uzaklaşmaya yüz tutmuş gönülleri yeniden kazanabiliriz.

Merak ettiğim, dün elimizde imkan olmadığı için mi dürüsttük biz? Makam ve şöhret bizi eritmeye mi başladı? Allah imtihanı yüzünün akıyla geçenlerden eylesin.