Doğru dürüst dinimi yaşayan biri olmasam da dindar-mütedeyyin
camiaya ait hissederim kendimi. Bu camianın içinde büyüdüm. Bir bilgi birikimim
varsa bu camianın içerisinde bulunmak suretiyle elde ettim. Yaptığım iyi,
doğru, güzel şeyler varsa bu camianın bana kazandırdığıdır. Hata ve yanlışlarım
ise kendimden kaynaklanan birer nakısamdır.
İçinde bulunduğum veya kendimi ait hissettiğim camiam her
ne kadar bugün devlet yönetiminde ise de bu camianın dününe baktığımız zaman
devleti yöneten elit tabaka tarafından horlanmış, dışlanmış, hayat hakkı
tanınmamış bir kesim olduğu görülecektir. Önceleri fikirleriyle alay edilmiş,
biraz sesi yükselmeye başlayınca gerici, yobaz olarak görülmüş, hakarete
uğramıştır. Fikrini açıklayınca 163. veya 312.maddeden ceza almış
mağdurlarımızın sayısı az değildir. Mütedeyyin insanların çatısı altında
toplandığı, oyunu verdiği parti belli periyotlarla kapatılmış, yerine yenisi
açılmış, peşinden onlar da kapatılmıştır. Gerekçe de irticaın odağı olmaktı
hep. Okumak isteyenlerin önleri katsayı engeliyle kesilmiş, dinin emri olan
başörtüsü taktığı gerekçesiyle okulundan ve kamu görevinden atılan
insanlarımızın sayısı da az değildir. Hasılı rejimin gözünde vebalı
insanlardık.
Camiamın fazla bir istediği yoktu. Dini yaşantısından
dolayı çocuklarımızın eğitimi engellenmesin. İnsanlar rahat bir şekilde dini
vecibesini yerine getirsin; ülkede inanç, fikir, kanaat ve ifade hürriyeti
olsun. Fikirlerin önündeki engeller kalksın. Ülkede adalet olsun, haksızlıklar
olmasın vs idi.
Sonunda devir değişti. Allah bize eziyet edenlerin elinden
iktidar gücünü aldı, bize verdi. Bayrağı biz devralmıştık. Artık denenme sırası
bizdeydi.
Bayrağı devraldıktan sonra Allah var, iyi çalıştık. Ülke
yıllardır görmediği hizmeti gördü. Vatandaş devletle barıştı. Bize soğuk bakan
çoğunluk bile bize sempati duymaya başladı. Hizmet geldikçe vatandaş da
kredisini eksik etmedi, sevdi bizi. Sevgi ve sempatide bir azalma olsa da
vatandaş kredisini tamamen çekmedi. Ama böyle giderse bu sevgi azala azala
biteceğe benziyor.
Niçin böyle olduk? Nedenleri çoktur. Burada niyetim
sevginin azalma nedenlerini saymak değil. Ama şunları söylemeden edemeyeceğim:
Sanki biz savrulduk, yozlaştık, şımardık; para, güç ve koltukla imtihanı
kaybettik. Eskisi gibi hatalarımızla yüzleşmiyor, kendimizi yenilemiyoruz.
Eleştirinin hiçbir türüne gelmiyoruz. Tamam bizi kötülemek için yapılan
eleştirilere hep birlikte karşı koyalım. Ama biz yapıcı eleştirilere de
kapımızı kapattık. İçten gelen eleştiri ve önerilere de tahammülümüz yok.
Halbuki dost acı söyler, yüze söyler sözünü unuttuk. Kim konuşur, yazarsa en
hafifinden şimdi zamanı mı diyoruz. Keşke bu kadarla kalsa, ya nankörlükle
itham ediyoruz ya ihanet etmekle suçluyoruz. Kapı dışarı ediyoruz. İşinden
ediyoruz. Gözünle dizine dursun diyoruz.
Hasılı bize dün yapılanın aynısını bugün biz yapıyoruz. Dün
bizi konuşturmuyorlar, bu ülkede fikir hürriyeti yok diyen biz, bugün
eleştirileri ifade ve kanaat hürriyeti çerçevesinde görmüyoruz. Gerçekten biz
niye böyle olduk? Niçin sorgulamıyoruz kendimizi? Aslında bir güzel
sorgulasak ve gereğini yapsak uzaklaşmaya yüz tutmuş gönülleri yeniden
kazanabiliriz.
Merak ettiğim, dün elimizde imkan olmadığı için mi
dürüsttük biz? Makam ve şöhret bizi eritmeye mi başladı? Allah imtihanı yüzünün
akıyla geçenlerden eylesin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder