21 Ocak 2019 Pazartesi

Beni Hiç Dinlemeyen Siyasilere...

Malumunuz 24 Haziran seçimlerinden çıkar çıkmaz doğru dürüst sonuçları analiz etmeden ve dinlenmeden 2019 Mart'ında yapılacak mahalli seçimlere yoğunlaştık. Aday belirleme çalışmaları bitti ve partiler, adaylarını YSK’ya bildirdiler. İttifak şeklinde seçime girecek partiler bir belediye fazla kazanmak için 24 Haziran’ın ardından bir daha sahaya çıkacak ve meydanlar ısınacak.

Meydanlar ısınsın. Isınacak elbet! Çünkü seçim demek propaganda demektir. Yaptıklarını, yapacaklarını anlatmak demektir. Seçim varsa propaganda da olacaktır. Ama bu seçim sürecinde önceki dönemlerde yapılan yanlışlar yapılmasın istiyor ve seçime katılan siyasi partilerimize bazı öneriler sunmak istiyorum. Çünkü seçimin bir fazilet ve erdem yarışması olmasını, toplumda huzur ve barış ikliminin hâkim olmasını istiyorum. Toplumun huzuru kazanmaktan daha öncelikli olmalıdır. Bunun için yapacağımız propaganda sürecimiz toplumsal barışa katkı sunmalıdır.

Adaylar ve siyasi parti yetkilileri;
1.Meydan ve ekranlarda rakibini kötülemekten ziyade kendi yapacaklarını anlatmalıdır. Çünkü rakip kötülenerek hizmet yapılmaz ve seçim kazanılmaz. Bu şekil kazanılacak seçim de kimseye hayır etmez.
2.Millet ve memleketin menfaatini kendi çıkarının önüne koymalıdır.
3.Rakiplerine saygı ve nezaketi elden bırakmamalıdır, iftira atmamalıdır, algı oluşturmamalıdır, partisinin geçmiş hatalarını mevcut adaya yıkmamalıdır.
4.Oy oranımı koruyacağım veya üç-beş oy fazla oy alacağım diye seçmeni kutuplaştırma yoluna gitmemelidir.
5.Rakibiyle ilgili dezenformasyondan kaçınmalıdır. Seçmeni doğru bilgilendirmelidir.
6.Rakibini anlamaya çalışmalı, dil sürçmesi hatalarının üzerine gitmemeli ve onu tahrik etmemelidir.
7.Seçim sürecinde ve öncesinde yaptığı bir hata varsa öz eleştiri yaparak hatasıyla yüzleşmeli. Hatasını savunma yoluna gitmemelidir.
8.Oy getirir diye seçmene yapamayacaklarının sözünü vermemelidir.
9.Seçmene aba altından sopa göstererek rakibiyle korkutmamalıdır.
10.Kazanmak için her yolu mubah görmemelidir. Nabza göre şerbet vermemelidir.
11.Miting yapmamalı, bunun yerine ekrana çıkmalı veya halkın arasına katılmalıdır. Miting yapacaksa trafik akışını engellemeyecek şekilde bir ortam tercih edilmelidir.
12.Seçim sonuçları açıklanınca seçmeni eleştirmemeli, kazanan rakibini tebrik edip başarılar dilemeli. Kaybedince oylar çalındı vb. bahanelerin arkasına sığınmamalıdır.






Sorunu Önce Kendimizde Arasak... *


Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş.

Bu durumu konuşmak için aile doktoruna danışmış. Doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş. "Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle. Eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla. Sonra 20 adım. Cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla."

O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?' Cevap yok.

Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?' Yine cevap yok.

Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş. 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?' Hala cevap yok.

Adam mutfağın kapısına gelmiş, artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?' Yine cevap alamamış. Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş:
--'Hayatım bu akşam yemekte ne var?'
--'Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuuuuuuk' (Kadınlar Sitesi'nden alıntı)

Şimdi arkamıza yaslanıp yukarıda okuduğumuz metni bir de zihnimizden geçirelim. Okurken ve zihnimizden geçirirken bizi gülümseten bu kıssada sorun kimde? Sanırım cevabı hepimiz veririz. Sorun, sorunu başkasında arayan kişidedir.  Bu kıssa her zaman, her yerde, her kişi için geçerli olmasa da kıssadan hisse çıkarırsak birçoğumuzun durumunu çok güzel şekilde özetliyor. Çünkü bir meselede çoğu zaman sorunu kendimizden ziyade başkasında ararız. Acaba bu sorunda benim payım nedir, sorunun kaynağı ben olabilir miyim diye düşünüyor muyuz? Aslında ortaya çıkan bir meselede kendimizi bir öz eleştiriye tabi tutup ardından başkasına yönelsek bugün sorun olarak gördüğümüz birçok şeyi çözer, bir başkasına boşu boşuna kırgın olmaz, var diye bildiğimiz birçok sorunun olmadığını anlayabiliriz. Bunun için önce kendimize yönelmeliyiz. Bunu yapabilen az sayıdaki insanımız; sorundan kaçmayan, sorunları ve kendisiyle yüzleşmekten kaçınmayan özgüveni yüksek kişilerden oluşur. Kişinin kendisini bilmesi demektir bu. Bir olay vuku bulduğunda olayı iyice irdelemeden mazeret ve gerekçeye sığınan ve savunma refleksini harekete geçiren kişilerde görülmez. 

Mazeret, gerekçe ve savunma silahları sorunu kendisinde görmeyen veya görmek istemeyen kişilerin bu silahların arkasına kendilerini saklamalarından ibarettir tüm mesele. Kişiler bu yol ile sadece egolarını tatmin eder. Mazeret ürete ürete, suçu başkasına ata ata gerçeklerden kaçınan bu tipler problemin gerçek kaynağıdır. Anlatılan hikayede olduğu gibi kişi çoğu zaman bu gerçeği görmediği gibi sorunun karşı tarafta olduğuna kendisini de samimiyetle inandırmıştır. Bu durumda okları kendisine döndürmek ve görmesini sağlamak zor mu zor!

*08/04/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
**07/03/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.



20 Ocak 2019 Pazar

Ah Bir Müdür Olsam!


—Müdür olsam mı acaba?
—Ne müdürlüğü?
—Okul müdürlüğü.
—Ne yapacaksın müdürlüğü? Eğitim ve öğretimi mi düzelteceksin? Eğitimi uçuracak yeni projelerin mi var? Yoksa müdürlüğün artı bir getirisi mi var? Ya da bitmez tükenmez koltuk hırsın mı depreşti yeniden?
—Ne projem var, ne de düzeltecek bir planım. Artı bir getirisi de yok. Koltuk hırsına gelince bu bende bir felsefe haline geldi. Hevesime sekte vuramam ya!
—Dört yıllık geçici bir görev için değer mi o kadar sorumluluk almaya? Hem ne yapacaksın bu zaman zarfında?
—Okulda varlığımı hissettiririm, özellikle dönem sonlarında?
—Dönem sonları derken... Sonra ne varlığı, ne hissettirmesi?
—Mesela karne günü…
—Koca bir dönemde ağırlığını hissettirmeyi düşünmeyip karne günü ne ağırlığı hissettireceksin? Şunun şurasında karne değil mi? Daha önce hazırlanan karneleri verip ardından kısa bir konuşma, sonra İstiklal Marşı'nı birlikte söyleyip öğrencileri evlerine göndereceksin. Tüm yapacağın bu!  Başlamasıyla bitmesi bir olur. Bu durumda ne ağırlığını hissettireceksin? 
—Hemen hemen okulların ekseriyeti son ders saatini beklemeden karneyi verip gönderiyor. Ben akşama yani son derste karneleri dağıttıracağım.
—Eline ne geçecek son saatte karne verdirmekle? Bazen ilçe-il milli eğitim müdürleri hatta bakanlar bile karne  dağıtım törenine katılıyor. Bu törenler son saati beklemeden yapılıyor. Senin amacın ne?
—Dedim ya, varlığımı hissettirmek. Böyle yapmakla sabahtan akşama okulda karne verilecek diye bekleşen öğrenci, öğretmen, personel gün boyunca beni konuşacak, oflayıp puflayacak. Olur mu böyle şey, bu adam eski köye yeni adet mi getiriyor diyecekler. Yüzler asılacak, moralleri bozulacak; oturup kalktıkça ya sabır çekecekler. Böylece tüm okul varlığımı ve neler yapabileceğime dair gücümü görecek.
—Ama bu durumda herkesin nefretini üzerine çekeceksin, değer mi varlığını hissettirmek için buna? 
—Değmez mi? 
—Madem varlığını hissettireceksin,  bunu sene içerisinde eğitim ve öğretimle ilgili kalıcı eser ve projeler üreterek yapsan esas varlığını o zaman hissettirirsin.
—Bence değer, senede bir iki defa da olsa...
—Kusura bakma da böyle yapmakla en mutlu günlerinde öğretmen ve öğrenciyi evlerine moralleri bozuk gönderirsin. Kimse bu hareketinden dolayı seni hayırla anmaz, anlayışsızlıkla suçlar. Onlar gözünde hoş bir seda bırakmazsın. Sen varlığımı hissettireceğim derken egonu tatmin etmeye çalışmış olursun. Kaprislerinin esiri olursun şayet böyle yaparsan. Bence hiç böyle bir şeye kalkışma.
—Yaptım bile!
—Deme! Hiç iyi yapmamışsın. Nasıl geçti karne gününüz? 
—Aslını söylemek gerekirse karneyi son  saat verdireceğim inadımdan ben de memnun kalmadım. Akşamı iple çektim. Ben memnun kalmadım ki öğretmen ve öğrenci memnun kalsın. Bir daha mı? Tövbe tövbe! Herkes nasıl, ne vakit veriyorsa ben de aynı şekilde karne vereceğim bundan sonra. Kaprislerimin esiri olmayacağım. Böyle ağırlık hissettirme olmaz olsun. Bu da benim kulağıma küpe olsun!