20 Ocak 2019 Pazar

68'inde İkinci Baharı Yaşamak *

Zaman zaman otobüs durağında karşılaşıp hal-hatır sorup şahsen tanıdığım bir öğretmen emeklisiyle bugün durakta tekrar karşılaştım. Selamlaşıp hal hatırdan sonra yanımıza biri daha yaklaştı: "Evlenmişsin yeniden, hayırlı olsun" deyince ben de hayırlı olsun dedim.

İkinci evliliğini yapan emekli öğretmenin sevincine diyecek yoktu. Zaten çok konuşan biriydi. İyice açıldı. Konuştukça konuştu. Az sonra otobüs gelince de bizi bırakıvermedi. Dörtlü koltuğa oturduk. Nasıl evlendiğini anlattı:

Rahmetli hanım vefat edeli iki yıl oldu. Kanser hastasıydı. Tedavisi için çok uğraştım. Son zamanlarında durumu iyice kötüleşince kendisine durmadan hizmet ettim, hiç yüksünmedim.
Vefatından önce çocuklarımı topladı. Benim beş çocuğum var. Hepsi de benim gibi öğretmen. Onlara "Ben öldükten sonra kemiklerimin sızlamasını istemiyorsanız babanızı evlendireceksiniz. Babanız kendi başına yapamaz, sizin yanınıza da gelip kalamaz." dedi.

Eşim vefat edeli iki sene oldu. Eş-dost 200 kadar aday gösterdi. Hepsiyle bir bardak çay içtim. Bir daha da görüşmedim. Çünkü hiçbirine içim ısınmadı. Sonunda 54 yaşında hiç evlenmemiş doğru dürüst ailesi dışarı çıkarmamış bu köylü kızı çıktı karşıma. İlk görüşmemizde bana "Ben sana aşık oldum" dedi. "Ben de seni sevdim, aşık oldum. Benim şu şu şartlarım var" dedim. "Tamam" dedi. "Çocuklarımla tanıştırdım. Çocuklarım da tamam, biz de çok sevdik, evlenin" dediler.

Nikâhımızı kıydıktan sonra yeni hanımım "Haydi rahmetlinin mezarına gidelim" dedi. Gidip dua ettik. Şimdi haftalık ziyaretine gidiyoruz. Her gidişimizde onun sayesinde seninle evlendim, seni buldum" diyor bana. Bizim rahmetliyi de çok seviyor, gezmeyi de. Çünkü ailesi hiçbir yere çıkarmamış. Ben de her akşam gezdiriyorum.

Etrafımda pervane gibi dönüyor, su içeceksem hemen gider, getirir. Üşüme diye çoraplarımı verir. Bana saygıda kusur etmiyor. Size şaka gibi geliyor ama biz çok mutluyuz. Bu, Allah'ın kaderi. Benim karşıma çıkardı. Allah isteyince oluyor, dedi.

Ayrılmadan önce yaşını sordum. 68 yaşındayım ama hiçbir hastalığım yok. Hayatımda hiç ilaç kullanmadım, dedi.

Sonradan evlenenlerin çoğu evliliğinden pek mutlu olmaz, hatta çoğu erkekler kandırılırken bu beyefendinin mutlu olması beni fazlasıyla sevindirdi. Umarım aynı şekilde devam eder. Allah kimsenin huzurunu bozmasın, geçim ve dirlik versin, iyilerle karşılaştırsın.

Not: Merak ettiğim bu yaşında iki yüz kadar gelin adayıyla görüşmüş. Maşallah bu yaşında bu işi nasıl becerdi bilemiyorum. Demek ki sosyal biri. Naçizane vardığım ilk kapıda kaldım. O da utana sıkıla…

* 02/02/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

19 Ocak 2019 Cumartesi

Düğün Konvoylarını Kontrol Etmenin Yolları *


“Belçika’da arkadaşlarının düğünü için arabalarıyla konvoy yapan 18 Türk, Avrupa’nın en işlek otobanı E17’de, trafiği kilitledikleri, emniyet şeridini kapattıkları, yolda durarak dans ettikleri, araçların camlarından sarktıkları ve araçlarıyla yolda daireler çizdikleri iddiasıyla davalık oldu. Dendermonde’da, 24 Mayıs’ta görülen davada savcılık, davalıların 5 yıl trafikten men edilmesini, trafiği kapatan 6 araca el konulmasını ve kişi başı 2 bin Euro ceza verilmesini talep etti. Mahkemede bir davalının, ‘Bu bizde bir düğün geleneğidir’ sözlerine karşı Yargıç Peter D’Hondt, ‘Bunu evinizde yapabilirsiniz. Yolu tıkarken hastaneye yetişmeye çalışan birinin vaktini çalmış olabileceğinizi düşündünüz mü? E17, Avrupa’nın en kalabalık otobanlardan biri. Sizin dans edebileceğiniz bir yer değil. Aynı zamanda, diğer sürücülerin sinirlenmesine yol açıyorsunuz ve bu davranışınız agresifliğe ve sonucunda ırkçılığa davetiye çıkarıyor, ırkçıları çoğaltıyorsunuz’ yanıtını verdi.” (Haberturk.com)


Habertürk’e konuşan konvoy mağdurlarından damadın arkadaşı, “Türk her yerde Türk’tür, sıkıntı yok. Cezadan korkacak değiliz. Pişman değilim, bir daha düğün olsa, bayrakları asar yine drift yaparız, yine oynarız.” açıklamasını yapıyor.


06 Haziran 2018 yılında haber yapılan bu ilginç haber nedense gözümden kaçmış. Haberi geç görsem de haberin içeriği önemli olduğu için yazı konusu edindim. Çünkü düğün konvoyları Türkiye’nin yıllardır kanayan yarasıdır. Özelikle düğün sezonu dediğimiz yaz aylarında işlek cadde ve sokaklarımızda düğün konvoylarından kaynaklanan trafik terör ve keşmekeşliğini çok sayıda görmemiz mümkün. Konvoyların trafiği felç ettiğini, tıkadığını, kazalara davetiye çağırdığını devletin denetlemekle görevlileri de görüyor, biz vatandaş da. Vatandaş bu tür konvoyları uyaramaz. Kazara uyardığı takdirde başına neler gelebileceğini bilir. Bu işe trafik polisinin el koyması, denetimleri iyi yapması, gerekirse ceza vermesi gerekiyor. Her düğün sezonunda bildik manzaralar devam ettiğine göre sanırım doğru dürüst denetim yok, kesilen ceza da. Ceza verilse de sanırım caydırıcılığı yok. Verilen ceza da genelde silah atmalara uygulanmaktadır. 


Kamuya ait amme hizmeti yapan yollarda düğün/asker uğurlama konvoylarının saçtığı tehlikelerle baş etmek için Danimarka'da olduğu gibi bu olaya karışan kişilerin araçlarına el konması, 5 yıl boyunca trafikten men edilmesi ve bugünün parasıyla karşılığı 12 bin TL'yi bulan veya benzeri bir ceza/lar verilmesi ülkemizde de caydırıcı olur düşüncesindeyim. Hatta verilen cezalar artırılmalı. Çünkü sevinç ve mutluluğumuzu sınırlayamıyoruz. İnsan bir defa evlenir diyerek ölçüyü kaçırabiliyoruz. Danimarka'daki düğünde konvoya katılan damadın arkadaşının aldığı yüklü cezaya rağmen pişmanlık duymadığını ifade ettiği gibi içimizde verilecek cezalara aldırış etmeyenler de çıkabilir. Bu tipler için anlayacakları caydırıcı cezalar düşünülebilir.

Yıllardır süren ve olmazsa olmaz kabul edilen bu konvoy adetlerini bugünden yarına terk etmek kolay değil. Bunun için İçişleri Bakanlığı'nın konvoylara ait uygulanabilir kararlar alması, bu konuda valilikleri yetkili kılması yerinde olur. Her ilde küçük farklılıklar olsa da büyük benzerlik gösteren konvoylar için valilikler bir genelde yayımlayarak vatandaşını bilgilendirebilir. Konvoyları sıkı bir denetime tabi tutabilir. Düğün sahiplerinden takip edecekleri güzergahı isteyebilir, konvoya gerekirse bir polis otosu eşlik edebilir. Belirlenen kurallara uymayanlara alabilecekleri cezalar hatırlatılabilir. Hala uymamakta direnen olursa en ağır ceza verilmelidir. 

Bu tür konvoylara kesilen cezalardan elde edilen paralar da maddi imkânsızlıklardan dolayı düğününü yapamayan damat ve gelin adaylarının düğünlerinde kullanılmak üzere kurulacak bir fona aktarılabilir.


*01/07/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


Gelişmekte Olan Ülkelerde Ekonomi ***

—Ben bu piyasayı anlamış değilim.
—Piyasa derken?
—Ekonomiden bahsediyorum.
—Ne var ekonomide?
—Neler yok ki! Anlayabilene aşk olsun!
—Buna serbest piyasa diyorlar.
—Tamam, serbest piyasa da… Nasıl bir piyasa ki fiyatlar yerinde sayıyor sayıyor. Sonra bir bakmışsın, tavan yapıyor. Haliyle mali gücümüzü sarsıyor, alım gücümüz azalıyor.
—Dediğin bu durum, gelişmekte olan ülkelerde oluyor hep.
—Nasıl gelişme bu? Gelişiyor muyuz yoksa geriliyor muyuz?
—Gelişmekte olan ülkelerin başat sorunu enflasyonla mücadeledir. Her gelen hükümet, enflasyonla mücadele için gelir. Ben enflasyonla mücadele ediyorum diye ne memuruna verir ne de işçisine. Çünkü verdiği bir kuruş fazla zam, enflasyonu azdırır düşüncesine inandırır kendisini. Doğru dürüst yatırım yapmaz. Döviz kurunu fırlatacak icraatlardan kaçınır, yaptığı icraatlar da zorunlu yatırımlardır. Bunu da ülkeye giren sıcak para ile yapar. 
—Ne demek sıcak para?
—Elindeki parasını yatırım yapmayan; faiz, repo, bono, devlet tahvili ve dövizde değerlendiren kişilerin parası. Sıcak para güvenli limanları sever. Asla riske girmez ve riski de sevmez. Bu para ülke ülke gezer. Kendi ülkesinde tutmaz parasını. Çünkü kendi ülkesinde vergi vermesi gerekir, üstelik faiz oranları yüksek değildir. Bizim gibi faiz oranları yüksek, döviz kurunun inişli çıkışlı seyir izlediği ülkelere yatırarak paradan para kazanırlar.  Önünü gördüğü zaman parasını senin ülkene getirir, paraya para demez. Çünkü paradan para kazanır. En ufak bir riskte parasını başka ülkeye kaydırır.
—Tefecilik bu!
—Günümüz tefecisi denebilir bunlara. Ama bizim gibi gelişmekte olan ülkeler bu tefecileri çok sever. Hatta bize yatırım yapsınlar diye teşvik bile ederler. Çünkü ülkeye bu tür para girdi mi piyasa canlanır, vatandaşın cebi para görür, devlet yatırım için kesenin ağzını açar.
—Enflasyonla mücadele bunun neresinde?
—Ülkede sıcak para olunca devletin likidite sorunu olmaz, piyasaya para sürülür, krediler düşürülür, ekonomiyi canlandırmak için müteşebbislere teşvikler verilir, fiyatlar yükselmez. Hatta fiyatlar yerinde sayar. Vatandaşın alım gücü artar. Enflasyon oranları düşük çıkar. Herkeste ekonomi düzeliyor havası oluşur. Bir sevinç bir sevinç!
—İyi değil mi bu?
—Hep böyle gitse eh diyelim. Ama gitmiyor işte. Bir gün bakmışsın ki ekonomideki bu yalancı bahar, yerini önce son bahara, ardından kışa bırakır. Çünkü paran döviz karşısında erimeye, enflasyon yüksek çıkmaya, faiz oranları yükselmeye başlar.
—Neden böyle olur?
—Para asla riski sevmez dedim ya. Asla risk üstlenmez. En ufak bir riskte sıcak para kaçmaya başlar. Faturasını da orta ve dar gelirli öder, dün olduğu gibi bugün de. Çünkü enflasyon azmasın diye baskı altında tutulan ekonomi patlar, enflasyon alır başını gider. Bundan sonra tekrar kemer sıkma dönemi başlar, tekrar başa dönülür. Çünkü sil baştan enflasyonla mücadele edilmesi gerekir. Aynı parayı almana karşılık paran erir gider, fiyatlar uçar. Alım gücün azalır. Firmalarda iflaslar baş gösterir, işçi çıkarmalar artar, işsizlik çoğalır.
—Bundan kurtuluş yok mu?
—Uyguladığımız bu ekonomik sistem devam ettiği müddetçe sürekli  aynı durumla karşılaşacağız. Önce yalancı bahar, ardından kış! Dua et, tufan olmasın. Döngü hep bu şekilde devam edecektir. Bu durumdan kurtulmak için üretime dayalı bir sisteme geçmemiz, ithalat ve ihracat dengesini kurmamız gerekiyor. Biz bu dengeyi kurmadıkça cari açık her zaman başımızın belası olacaktır. Bu da çok zor! Çünkü enerji, akaryakıt, doğalgaz, teknoloji vb. için dışa bağımlıyız.
—Sonuç?
— Yersen…Gelişmekte olan ülkelere biçilen rol bu! Çekmeye devam edeceğiz maalesef. Ne öldürür, ne de ondurur. Öldürmezler. Çünkü sağmaya devam edecekler. Ondurmazlar. Çünkü ayağa kalkmanı istemezler.

***29/01/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.