11 Ocak 2019 Cuma

Muhtar mı Olsam Acaba? ***


Ne zaman, nerede bir koltuk boşalsa bundan iyisi can sağlığı! Sonra benden iyisini mi bulacaklar. Tam bana göre. Akşam-sabah bir kamuoyu oluşur. "Buraya mutlaka sen geleceksin. Çünkü buranın en layığı sensin derler" diyerek kendimi hazırlarım. İstediğim yer ilgi alanıma girsin veya girmesin. Kimsenin haberi olmadan gelin-güvey olurum. Bunun için yeter ki bir koltuk boşalsın. 

Göz kırpmadığım yer kalmadı desem abartmış olmam. Vekil, bakan ve yardımcısı, cumhurbaşkanı ve yardımcısı, belediye başkanı, teknik direktör, bürokrat, müdür vs hepsine hazırladım kendimi. Sonuç, hiçbir şey olamadım halihazırda. Nasip değilmiş demek ki der, bir koltuğun daha boşalmasını beklerim. Bundan da büyük zevk alıyorum. Umut dünyası ne de olsa. Belki de beni yaşatan içimde bitmez tükenmez bu umuttur. Her şey bitti mi? Asla! Ayrıca ben bitti demeden bitmez bu. Bu kör talihi bir gün yeneceğime olan inancım her geçen gün artarak devam etmektedir. 

Önümüzde belediye başkanlığı vardı. Aday olmadan yapacağım projelere kendimi hazırladım. Adaylık sürecinde şöyle bir göz kırptım. Partilerden tam bizim adayımız olacak adam diye bir teklif gelmedi. Teklif olmayınca haliyle ısrar da olmadı. Bu da üzmedi beni. Zira partiler beni kıskanıyor, çekemiyorlar dedim.

Sırada ne var diye düşünürken aklıma muhtarlık geldi. Neden olmasın dedim. Halihazırda muhtar adaylarının afişleri ortaya çıkmaya başladı. Süreci kaçırmadıysam acaba müracaat etsem mi diye bir düşünce aldı beni. Muhtarlık da fena değil aslında. Niye olmasın. Belki de talip olduğum görevlerin en kolayı. Mesaisi yok, neredesin diyen yok, şu işi ne yaptın diyen yok. Normal hayatına devam ediyor, mevcut işini yapıyorsun. Arayan sana cepten ulaşıyor. Zaten binde bir posta veya kargonun sahibini evinde bulamadığı evrakı getirip sana bırakıyorlar, sahipleri gelip senden alıyorlar. İstediğin yere girip çıkıyorsun. Ben falan mahallenin muhtarıyım dediğin zaman bütün kapılar açılıyor. Kaymakam, vali ve belediye başkanları nezdinde ayrı bir yerin oluyor. Onlara dileğin zaman bir isteğini veya mahallenin derdini iletebiliyorsun. Mahallende de bir itibarın olur, özellikle fakir fukara arasında. İçlerinden belirlediğin ihtiyaç sahiplerini sosyal yardımdan faydalandırır, onların hayır dualarını alırsın, tabi oylarını da. Tüm toplantı ve davetler sensiz olmaz, mutlaka seni de çağırırlar. Protokolde en önde olamasan da protokol protokoldür. Nimetleri sadece bununla sınırlı değil gördüğüm kadarıyla. Zaman zaman Cumhurbaşkanı Beştepe'de ağırlar seni. Başta İspanya olmak üzere yurt dışına çıkma imkanın oluyor, hatta umre bile nasip olur. Aylık maaşını alıp işine ve keyfine bakarsın. Zaten fazla bir sorumluluğun da yok. Yapacağın tek şey mahallende gördüğünü ilgili yerlere iletmek. Üstelik herkes sana muhtar veya muhtarım diyecek. Bir sonraki seçimde kolay kolay kaybetmezsin ama farz et ki kaybettin. Unvanın yine kaybolmayacak. Herkes sana yine muhtar diyecek. Başına eski ekliyorlarmış, önemli değil. Zira unvan unvandır.

Bu işler konuşmakla olmaz, davulun sesi uzaktan gür gelir, üstelik bu seçim maliyet ister, haydi çık meydana derseniz hamama girip terlemeye hazırım. Ama teklif bekliyorum. Halihazırda bir teklif yok. Önce teklif olacak, ardından ısrar. Değilse olmaz. Seçimde masraf problem değil. Mahallede herkesin görebileceği yere asacak şekilde 8-10 afiş bastırırım. Bir de oy pusulası hazırlatıp fotokopi yoluyla çoğaltırım. Bu da fazla bir şey tutmaz.

Gördüğünüz gibi muhtarlık aklıma yattı. Çoğu, muhtarlığa heveslendiğine göre var bu muhtarlıkta bir şeyler. Şimdi teklif bekliyorum. Şu mahalle, bu mahalle fark etmez. Amaç hizmet...

*** 15.01.2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.


10 Ocak 2019 Perşembe

Harici Kafa veya İŞİD Kafa

İslam tarihinde başta Hz Ali olmak üzere Müslümanlara kök söktüren Haricilik denen bir kesim var. Arap bedevileri de denir bunlara. Hz Ali'nin safında iken Sıffın Savaşında cereyan eden Hakem olayında Hz Ali'ye "Hüküm Allah'ındır. Sen insanları hakem tayin etmekle yanlış yaptın, kafir oldun" diyerek gruptan ayrılan kişilere verilen isimdir.

Samimi görünümlü, dini yaşayan bu kimseler İslam'ı yüzeysel anlayan, anladığını doğru kabul eden, kendileri gibi düşünmeyenleri tekfirlikle suçlayan, kafir olarak değerlendirdiklerini öldürmeyi bile göze alan bu kişiler, Hz Ali'yi de şehit etmişlerdir. Olaylara ne kadar yüzeysel baktıklarını şu örnek daha iyi açıklar: “Hakem olayından sonra Hz Osman’a, Hz Ali’ye ve Muaviye’ye düşman kesilen bu kesimden bir grup, bir hurma ağacının altında beklerlerken karşıdan gelen karı-kocayı durdururlar: ‘Ali’yi mi, Osman’ı mı, Muaviye’yi mi tutuyorsun? Bunlar hakkında ne düşünüyorsunuz, çabuk söyleyin’ diye sorguya çekerler. Adam: ‘Efendim bunların her üçü de Müslüman, biz bunların kafir olduğunu kabul edemeyiz’ şeklinde açıklama yapmaya çalışınca ‘Siz de kafir oldunuz’ diyerek karı-kocayı öldürürler. Hatta hamile olan eşinin karnını dahi deşelerler. İki masum can, kanlar içerisinde yatarken bu dar kafalılar: “Gelin bu hurma bahçesinin sahibini bulalım, acıktığımızda habersiz yediğimiz bu hurmaların parasını verelim’ diyorlar. (https://dilinkemigiyok.blogspot.com/2016/07/bu-kafay-nasl-bilirsiniz.html)  Daha sonraları değişik fırkalara ayrılan bu grup dağılıp gitmiştir. Kendileri dağıldı ama bugün olanlara bakınca bu grubun düşünce olarak aynen yaşadığını söyleyebiliriz. Bugün Hariciler adı altında yaşamasalar da karşımıza, el Kaide, Boko Haram, İŞİD vs olarak çıkmaktadır. Bugün adına DEAŞ, DAİŞ denen İŞİD'in Suriye ve Irak'ta neler yaptığını aklımıza getirirsek Haricilerin değişik adlar altında aynen yaşadığını görürüz.

Günümüzde kendisini Harici, İŞİD veya diğer örgütlerden kabul etmediği halde tıpkı Hariciler veya İŞİD gibi düşünen Müslümanların sayısı da eksik değildir. Kimsenin içini bilme imkanımız yok ama bu tipler görünürde samimi olmaya samimi. Ama kafa yapısı itibariyle dünün Haricisi diyebileceğimiz bu kişiler tam bir İŞİD kafasına sahip. Olaylara yüzeysel bakar, Aristo'nun klasik mantığını yürütür, olaylar arasında derinlemesine bir analiz yapamazlar. Söylediğin bir söz yüzünden seni hemen tekfir etmeye hazırlar. Kazara bir hata yaparsan seni hemen dışlarlar, kendi algılarını gerçek olarak görürler. Başka anlayışlara kapalıdırlar. Bunlar İŞİD veya Hariciler gibi bugün adam öldüremeseler de kelle almayı, kelle avcılığı yapmayı iyi becerirler. Hariciler gözü kapalı adam öldürürken bunu da İslam adına yaptıklarını söylerler. Günümüz Haricileri ise kolay kolay öldürmez ama kişiyi ölmekten beter eder, süründürür. İçimizde yaşayan günümüz Haricilerinin tek farkı önceki Hariciler genelde cahil kimselerden oluşurken günümüz Haricileri yeknesak değildir. Kimi bilim adamı, kimi kravatlı-takım elbiseli, kimi de doğru dürüst eğitim almamış; sonradan birkaç ayet öğrenmiş kişilerden oluşmakta. İçlerinde esnafı var, bürokratı var, cemaat lideri var.

İnsanlara acımayan, sloganla yaşayan, kaba ham softa görünümlü bu tipler yaptıklarıyla pek yüz ağartmasa da içimizde yaşamaya devam ediyorlar. Üstelik etkin ve güçlüler de. Karşına almaya ya da karşılarına çıkmaya gelmez. Zira bir kaşık suda boğarlar adamı.

İki İnsan Tipi, Seç-Beğen! (2)

Öğle vakti hem namazımı kılayım, hem de görüşebilirsem akademisyen hoca ile görüşeyim diye mezun olduğum okuluma gittim. Randevu da almamıştım ama ne de olsa evim, yerinde ve müsait ise görüşürüm dedim. 

 

Görüşmek istediğim kişinin odasını araya araya buldum. Kapıda üç kişinin ismi vardı. Demek ki üç kişi bir odayı paylaşıyor. Kapıyı çaldım, aradığım yoktu. İçeride bir kişi vardı. Falan hocam yok mu dedim. Elini iki tarafa açtı, masayı gösterdi yok anlamında. Kaçta gelir dedim. Ellerini yine iki tarafa açtı. Bugün gelir mi dedim. Yine ellerini açtı. Bu sefer ilave bir şey yaptı. Bu iyiliğini asla unutmayacağım: Bilmiyorum dedi. Allah razı olsun. En azından hem beni muhatap aldı, cevap verdi, hem de konuştu. Lal olmadığını öğrendim. Kendisinden bir şey daha öğrendim: Allah'ın iletişimde kullanın diye verdiği dilin ulu orta kullanılmayacağını. Sonra niye yorsun kendisini? Allah o dili boş yere kullan diye vermedi ya! Önemli olan yerinde ve zamanında, uygun kişiye kullanmak. O da böyle yaptı. Mesela bana hoş geldiniz, size nasıl yardımcı olabilirim, dur oda arkadaşımı bir arayayım veya randevun var mıydı falan derse, akademisyen ve ilim adamlığının değerini de düşürmüş olurdu. Sonra ben kimim ki? Orası kapıcı dairesi mi? Koskoca Prof’ların odası. Verdiği desteğe teşekkür ederek kapıyı kapatırken bana bir iyilik daha yaptı: Kafasını salladı.

 

Dışarıda biraz oyalandım. Namaz vakti camiye gidip namazımı kıldım. Görüşmek istediğim kişiyi cebinden aradım, cevap yok. Sanırım yoğun dedim. Az daha bekledim. Dönüş olmayınca kendimi tanıtarak görüşebilir miyiz mesajı yazdım. Cevap alamayınca acaba arka kapıdan odasına geçmiş olabilir mi diye tekrar odasına çıktım. Yine aynı mübarek. Sanırım gelmedi dedim. Masayı gösterdi: “Kör müsün yok” dercesine.

 

Sonunda zannedersem bugün fakülteye uğramayacak deyip çarşıya geçtim. Ben çarşıdayken şu anda fakültedeyim mesajı geldi. Geliyorum mesajı gönderdim. Az önce gittiğim çarşıdan tekrar fakülteye geldim. Hızlıca odasına çıktım. Bu sefer odada üçüncü masanın akademisyeni vardı. Selam verdikten sonra hocamız yok mu dedim. Gitti dedi. Çaresiz geri döndüm. Yolda tekrar cebini aradım. Cevap yok. Akşam yaklaştı, görüşemeyeceğiz diye evime geldim. Odamdayım mesajı geldi.  Bu nasıl iş dedim kendi kendime. Aynı odayı paylaşanların birbirinden haberleri yok.

 

Evden hızlıca çıkıp birkaç defa bakıp geri döndüğüm odayı açtım. Şükür kavuşturana. Görüşmek için can attığım, aradığım bu sefer odasındaydı. Üstelik bu sefer iki akademisyen birden vardı odada. Biri aradığım, diğeri de ellerini iki yana açarak "Bak gördüğün gibi odada benden başka kimse yok" muamelesi yapan.

 

Selam vererek oturdum. Hoş geldin dediler. Çay içiyorlarmış bisküvinin yanında. Çay ya da başka ne içersin tekliflerine, çay olsun dedim. Çayımızı yudumlarken öğlenden beri ellerini iki yana açarak anlaştığım akademisyen hocamız sınav yapacakmış, eline sınav kağıtlarını alarak çıktı. Görüşmek istediğimle baş başa kaldım. Kendisiyle bir 45 dakika kadar konuştum. Pek meramımı anlatamadım. Zira ayrı tellerden çaldık birbirimize. Resmi ve soğuk bir görüşme oldu. Kendisine teşekkür ederek vedalaştım.

 

Size biri aynı günün sabahında, diğeri aynı günün öğleden sonrasında olmak üzere iki görüşme: Seçin, beğenin. Sabah ki fakültede sıcaklık, öğlenkinde soğukluk hissettim. Sabah ki okuluyla, akademisyeniyle yabancısı olduğum bir okul, öğlen ki içerisinde üç yıl okuduğum, okuluyla, akademisyeniyle tanıdığım bir okul.

 

Her iki görüşmem de benim istediğim gibi cereyan etmemesine rağmen sabahkinden mutlu, öğlenkinden mutsuz ayrıldım. Sabahkinde ilgi, alaka, insanlık ve sıcaklık görürken öğlenkinde tam zıddını gördüm. Üstelik yuvam dediğim okulum yaratılanı severiz, Yaratan'dan ötürü düsturunu prensip edinmiş, dini tedrisat yapan bir yer, diğeri beşeri ilimleri tedris eden bir yer. Birinde tevazu, diğerinde kibir vardı. Birinde beni anlamaya çalışma ve dinleme varken diğerinde suçlama ve akıl verme vardı. Birinde değer verme varken diğerinde savunma vardı. Biri toprağı temsil ederken, diğeri ateşi temsil ediyordu adeta. Birinde kibir-saldırı ve savunma varken diğerinde tevazu-dinleme ve anlamaya çalışma vardı. Birinde aynı odayı paylaşmayanların birbirinden haberdar olmaları varken diğerinde aynı odayı paylaşanların birbirinden kopuk olmaları vardı.