5 Ocak 2019 Cumartesi

Sokak Köpekleri ***


Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki hem insan, hem de hayvan hakları yönünden sınıfta kaldık. Bir taraftan insanımıza şiddet uyguluyoruz, diğer taraftan sokak hayvanlarına. Fazla olmasa da sokak hayvanlarının daha doğrusu köpeklerin şiddetine uğrayan hatta öldürülen insanımız var. Burada kanayan yaramız insana şiddet üzerinde durmayacağım. Nadiren de olsa zaman zaman başımıza gelen köpeklerin saldırısı üzerinde duracağım.

Yapraklar 04/01/2019’u gösterdiğinde olay Kayseri’nin Hacılar ilçesinde geçiyor. Okuldan çıkan iki lise öğrencisi 25 kadar köpek sürüsüyle karşılaşıyor. Köpeklerin saldırısına uğrayan iki öğrenciden biri maalesef parçalanarak can verdi, diğeri de ağır yaralı. Olayla ilgili soruşturma başlatılmış. Merak ediyorum, soruşturmayı kime açacaklar? Köpeklere mi? Köpeklerin sahiplerine mi? Köpekleri toplamayan belediye yetkililerine mi yoksa köpeklerin sokaklarda gezmesi için kamuoyu oluşturan ve hayvan barınağında köpeklerin kalmaması için çaba sarf eden hayvan severlere mi soruşturma açılacak? Sanırım bu soruşturma faili meçhul kalır. Çünkü kimse ben suçluyum demez. Yetkililer illa bir sorumlu bulacaklarsa çocuğunu okula gönderen anne-babaya dava açabilirler. En azından çocuklarınızı okula gönderirken niçin servise vermiyorsunuz denebilir. Hatta soruşturmayı genişletmek istersek -ölen rahmetli için bir şey yapılamaz ama- yaralı bir şekilde kurtulan ve halen tedavisi devam eden çocuğa “Köpekleri görünce niçin kaçtınız” sorusu sorulabilir.

Bu soruşturmadan yetkililere ekmek çıkmaz. Zaten kimse de ceza almaz. Olan, daha gençliğinin baharında bir gence oldu. Diğerinin durumu da meçhul. İnşallah yaralı çocuğumuz iyileşir. Feci bir şekilde vefat eden gencimize Allah’tan rahmet, anne ve babasına da sabırlar diliyorum.

Gelelim bu sokak köpeklerine… Ne yapacağız bu sokak köpeklerini? Bunlar böyle sokak ve caddelerde istediği şekilde ulu orta gezmeye devam edecekler mi? Bugün bu iki gencin başına gelen yarın başka çocukların başına gelmeyeceğine dair bir garantimiz var mı? İlla başka çocukların bu şekilde parçalanmasını mı bekleyeceğiz? Yetkililer bu sorunu çözmek için bir tasarrufta bulunmayı düşünmüyorlar mı hala? Devlet bir can taşıyan köpekleri korusun. Buna kimsenin diyeceği bir şey yok. Köpeklerin yeri insanların yoğun bir şekilde yaşadığı yerler değil. Bu köpekler ya sahiplerine teslim edilecek, sahibi yoksa belediyeler toplayıp hayvan barınaklarına kapatacaklar. Bu konuda kanun ne der bilmiyorum. Açıkçası ne dediğini de çok merak etmiyorum. Devlet hayvan severlerden gelebilecek tepkilerden çekiniyorsa bu işin kolayı var. Tüm sokak köpeklerini hayvan severlere eşit bir şekilde dağıtsın: Alın bunlara siz bakacaksınız, evinizin önüne bağlayacaksınız veya evinizin bahçesinden dışarıya çıkamayacak şekilde bahçenizde besleyeceksiniz, desin.

Sokak köpeklerinin verdiği zararı sadece Kayseri’de meydana gelen bireysel bir olay gibi görmeyelim. Köpekler birçok şehrimizde belli yerleri mesken edinerek gelen geçenin ödünü koparmaya devam ediyor. Köpek korkusu yüzünden birçok insan, yolunu uzatma pahasına alternatif yolları kullanarak gideceği yere gitmeye çalışıyor. Köpeklerin yoğun bir şekilde yaşadığı yerlerden bir tanesi de Meram ilçesi Aşkan Mahallesidir. Burası Mehmet Beğen Ortaokulunun kuzeyinde yer alan -okula yakın- bir sokaktır. Efendim, zararsızmış bu köpekler! Yahu köpek bu! Ne zaman ne yapacağı belli mi olur! Kazara karlı bir havada ayağın kaysa köpek kendine saldırı var şeklinde anlayarak üzerine saldırabilir. Bu yolu benim gibi cahilden başkası yürüyerek geçmiyor. Şimdilik bana en büyük faydası köpek sürüsünün yanından geçerken bildiğim tüm duaları okumaktır. Yetkililere duyurulur…


*** 08/01/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yaymlanmıştır.

İnsanımızın Cuma ile İmtihanı


—Bugün günlerden ne?
—Bilmiyorum.
—Nasıl bilmezsin? Hayatını nasıl idame ettiriyorsun? Mesela okula gideceksin, cumaya gideceksin...
—Bugün hangi gün diye bir takıntım yok. İhtiyaç olursa cep telefonumdan ayın kaçı, hangi gün diye bakıyorum. Çoğu zaman buna da ihtiyacım kalmıyor.
—Nedenmiş o?
—Eş-dost hatırlatıyor, sağ olsun.
—Nasıl?
—Okul günü ise okuldan mesaj geliyor. Diyorum ki bugün şu gün.
—Cumayı nasıl biliyorsun?
—En kolayı o. Hiç zorlanmıyorum. Daha akşamından ardı arkasına cuma mesajları geliyor, hem de resim formatında.
—Çok mu geliyor?
—Çok mu da laf mı? Yığınla geliyor, hem de yağmur gibi.  Sağ olsun dostlarımız cuma mesajlarını hiç sektirmiyor. Hatta aynı kişiden aynı andan iki, bazen üç mesaj birden geliyor.
—O niyeymiş, mesajın içeriği mi farklı?
—Hayır, aynı mesaj. Noktasına, virgülüne dokunmadan aynı şekilde geliyor. Zaten değiştirmek istese de değiştiremez. Çünkü resim formatında.
—O zaman bir tane gönderse yetmez mi?
—Yeter yetmeye de birden fazla gönderdiğini bilmiyor. Çünkü bir yerden hazır bulduğu mesajı telefonundaki kayıtlı tüm numaralara whatsapp aracılığıyla gönderiyor. Çünkü adı geçen kişilerle aynı zamanda whatsapp grubundayız. Hasılı benim cuma dostum gönder tuşuyla bu işi bir defada hallediyor.
—Telefonunun hafızası bu şekilde çabuk dolar.
—Dolmaz olur mu? Belirli periyotlarla cep telefonunun hafızasını temizlemek zorunda kalıyorum.
—Senin bu mesaj gönderenlerle hukukun nasıl, sık sık görüşür müsün?
—Çoğu ile haftada bir cuma mesajı dolayısıyla sanaldan bu şekilde görüşüyorum. Başka da bir iletişimim yok.
—Ne demeli böylelerine?
—Çok şey denebilir. Ama ilk aklıma gelenleri söyleyeyim istersen. Cuma dostu... haftalık dost... beklenmeyen misafir... istenmeyen misafir denebilir.
—Bu konuya bir de şu açıdan bakamaz mıyız? Adam ne güzel haftalık da olsa hayır dileğinde bulunuyor.
—Benim cumamı tebrik edecek kişi adıma hitaben kendi mahsulü bir şeyler yazıp gönderse eh diyeceğim. Gönderilen hazır format. Ne adım var ne de sanım.
—Sen bu mesajlara cevap veriyor musun bari?
—Hayır, hiçbir mesaja cevap vermiyorum. Sadece sabır çekiyorum. Tek faydası bu.


4 Ocak 2019 Cuma

Bu Kafalar Değişmeli Artık! **

"Beraet-i zimmet asıldır" Mecelle kaidesini bilmeyenimiz yoktur. Hatta hiç ağzımızdan düşmez. Mecelle kalkmasına rağmen bu madde darbımesel gibi hala günümüzde kullanılmaya devam etmektedir. Bu maddenin unutulmaması öyle zannediyorum ifade ettiği anlamdır. "Tersi ispatlanmadıkça insanların suçsuz sayılması ilkesi" demektir bu cümlenin manası.

Bugün biz bu ilkenin neresindeyiz? Maddeye riayet ediyor muyuz yoksa sadece dilde mi? Öyle zannediyorum pek azımız bu maddenin manasına uygun hareket ederken çoğunluk ise daha yargılama olmadan masumiyet karinesini çiğneyerek kişiyi baştan suçlu ilan ediyor, tu kaka yapıyor, hayat hakkı tanımıyor. Elinde imkan olsa boğacak. Böyle davrananlara el insaf demek lazım.

Kişiyi baştan suçlu görmemizin yanında bir yaptığımız hata daha var: Üzerine suç isnat edilen insanların hepsine toptancı yaklaşıyor, tümünü aynı kefeye koyuyor, bunların hepsi aynı diyoruz. Kimin hangi saikla orada bulunduğunu, suç işlemişse suçun neresinde olduğunu dikkate almıyoruz. Durmadan niyet yargılıyoruz. Bunlar hep böyledir, bunların elinde imkan olsaydı bize şunları şunları yapardı diyoruz. Bu durumda kendimizi hem hakim hem savcı yerine koyuyor, üstüne de linç etmeye çalışıyoruz.

Kişiyi, yargılanmadan suçlu ilan ettiğimiz yetmediği gibi aileden bir kişi yüzünden tüm aileyi de suçlu ilan ediyoruz. Evlat suçluysa anne-babayı, anne-baba suçluysa çocuklarına da töhmetle yaklaşıyoruz. İşin garibi böyle yaparken Hıristiyanlıktaki "Asli günah"ı unutuyoruz. Unutmuyorsak da aynı şey olduğunu düşünemiyoruz. Halbuki suçun ferdiliği önemlidir. Akrabadan birinin işlediği suçlardan dolayı diğer fertler suçlanmamalıdır.

Suç işleyenler için yaptığımız bir başka şey de suç işleyeni ayıplıyor ve dışlıyoruz. Ayıpladığımız şeyin bir gün başımıza gelebileceğini maalesef hesaba katmıyoruz. Halbuki ayıpladığı başına gelmeden kimse ölmez derler.

Hasılı insanımız taşıdığı bu kafayı değiştirmeli. Çünkü bu yapılanların dinle, diyanetle, ahlakla alakası yoktur. Ne yargılanıp hüküm giymeden birini suçlamalı, ne suç işleyenlerin hepsine toptancı davranmalı, ne suç işleyen kişi yüzünden ailesini karalamalı, ne de suç işleyeni ayıplamalı. 

** 21.01.2019 tarihinde kahtasoz.com sayfasında yayımlanmıştır.