23 Aralık 2018 Pazar

Ölmüş Gitmişlerden Ne İsteriz? *


Ölmüş gitmişlerimizi ya göklere çıkarır ya da yerin dibine batırırız. Seviyorsak öve öve bitiremeyiz, andıkça anarız. Bir hayat felsefesi haline getiririz bu sevgiyi. Bu kadarla da kalmayız. Bizim sevdiğimiz gibi sevmeyenleri de bizim gibi sevmelerini isteriz. Şayet bizim sevdiğimiz gibi sevgi gösteren olmazsa bunları nankörlükle suçlarız. Gücümüz yeterse zorla sevdirir ya da baskı uygular, hayatı zindan eder, anasından doğduğuna pişman ederiz. İşi varsa işinden bile ederiz. Ben ve herkes benim sevdiğimi sevecek. Durum bu.

Ölüp giden sevmediğimiz biri ise nefretin sınırı yok artık. Hakaret, küfür ne varsa savururuz. Her kötülüğün müsebbibi olarak onu görürüz. Hakaret etmeyi de bir marifet sayarız. Kendimiz sevmediği gibi sevenlerine de kin besleriz. Elimize fırsat geçse ülkeye bir daha giremeyecek şekilde hepsini yurt dışına süreriz. Bu kadar hazımsızız anlayacağınız.

Merak ediyorum ölüp giden sevdiğimizin lehinde konuşmanın veya nefret ettiğimizin aleyhinde ileri geri konuşmanın bize faydası var mı? Allah bize "Ey kulum falanı çok övdün, onu affettim veya sevgine karşılık sana şu kadar sevap veriyorum" diyecek mi veya nefret ettiğimizi sürekli kötülemenin karşılığında Allah o kimseyi daha fazla cezalandıracak mı ya da küfür ve hakaret etmemizin karşılığında "Ey kulum senin sevmediğini ben de sevmem, al sana şu kadar sevap mı" diyecek?

Bildiğim kadarıyla ölen sevdiğimiz de olsa, nefret ettiğimiz de olsa onlar bir ümmetti; geçip gittiler. Kazandıklarının karşılığını tastamam alacaklardır. Bizim sevgi ve nefretimize ihtiyaçları yok. Durum bu iken bizim onların lehinde veya aleyhinde konuşmamızın ne bize ne de onlara faydası vardır. Hatta aleyhte konuştuğumuz için günah bile kazanabiliriz. Amacımız bu ise bilin ki bunu fazlasıyla yapıyoruz. Hiçbir şey yapmıyorsak bile kendi kendini savunacak durumda olmayan ölünün gıybetini yapıyoruz. Gıybeti genelde yaşayan insanların aleyhinde konuşma olarak değerlendiririz. Bence ölmüş insanın aleyhinde konuşmak da bir o kadar gıybettir, belki de iftaradır. Üstelik mertliğe de sığmaz bu yaptığımız. Çünkü bize cevap verecek ne eli var ne dili ne de imkânı. Ölüleri bırakıp biz yaşayan dirilere baksak nasıl olur? Bence çok da iyi olur. Hatta olması gereken budur.

Öleni övmek ve yermek acizlik işaretidir. Başka söze de gerek yok.



* 08/05/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.







Bürokrat ve Siyasetçi

Bu ülkede bürokrasi ve siyaset hale-yola konması gereken iki hizmet sektörüdür. Varlık sebepleri ülkeye hizmet olan bu iki sektör, ülkeye hizmetten ziyade ülke bunlara hizmet ediyor. Ülkenin tüm imkânları bunların ayakları altına seriliyor. Hemen hemen her yerde el üstünde tutuluyorlar.

Deruhte ettikleri görevleri sayesinde hem bulundukları yer hem de buranın dışında her yerde birinci derece temsil ve karşılama tertip edilir bunlar için. Vali, kaymakam, belediye başta olmak üzere o ilin tüm erkânı bürokrat ya da siyasiyi karşılamak, onları gezdirip dolaştırmak, yedirip içirmek için seferber olur. Emirleri altında ne kadar araba, ne kadar koruma, ne kadar şoför varsa şehre gelen siyasi veya bürokratın ayakları altına serilir. Bunları memnun etmek için -tasarruf tedbirleri falan düşünülmez- para muslukları açılır. Nereye ne kadar para harcanacak hesabı yapılmaz. Tüm plan şehrimize gelen misafiri memnun etmek üzerine kuruludur. Bu işler parayla değil, sırayladır çünkü. Bugün ona, yarın bana. Allah muhafaza kuş tüyü eksik ağırlamada bir eksiklik olursa yarın onlarla bitecek işimiz sarpa sarar. En azından yürüttüğümüz makam tehlikeye girer. Araya giren soğukluk kolay kolay telafi edilemez. Bunun için her aksaklığa karşı devletin tüm imkânları seferber edilmelidir. Bu işlerde hafta içi, hafta sonu, mesai sonrası hesabı yapılmaz. Çalışanların resmi tatili denmez. Hepsi bu angarya hizmet için görevlendirilir. Hepsi ceplerinden bir kuruş para çıkmadan birinci sınıf gezdirilip dolaştırılır, yedirilir içirilir ve yolcu edilir. 

İş bu kadarla kalsa iyi! Bu birinci sınıf karşılama ve ağırlama işini aynıyla bürokrat ve siyasetçinin eşleri için de yapmak lazım. Yeter ki birkaç bürokrat veya siyasetçinin eşi bir başka ili gezmek istesin. Bunlar da aynı ilgi, alaka ve muameleye tabidir, hatta daha fazlasına. Ne de olsa bürokrat veya siyasetçi eşidir. Bulunduğu ilde eşini temsil eder. Hizmette kusur edilmez. Bunları da gezdirmek, dolaştırmak, yedirmek, içirmek gerekir. Kazara bürokratın veya siyasinin eşi memnun edilemezse, hizmette kusur edilirse, yeterince ilgi gösterilmezse ölümlerden ölüm beğen artık. Ülke ve devlet krizi yanında sıfır kalır. Devletin yıkılmasından beter bir durumdur bu. Çünkü eşleri memnun etmemek bürokrat veya siyasiyi memnun etmemek demektir. Bunu göze alan kelleyi koltuğuna alması lazım. Devlet yıkılır, gerekirse yenisini kurarsın. Nitekim 16 tanesini yıkıp yenisini kurmuşuz. Ama eş karşıya alınmaz. Çünkü mevzubahis olan bir ailedir. Kocasına ne yaptıysan karısına da yapacaksın. Yoksa görürsün gününü. 

Verdiğim örneklerde görüldüğü gibi devlet demek bürokrasi ve siyasete hizmet demektir, aynı zamanda eşlerine de hizmet demektir. Bir yerdeki devletin imkânları bunlara seferber edilmiş vız gelir. Doldurdukları makamlarda yaptıkları hizmete karşılık kendilerine sunulan imkânlar ne ki? Şoförün tatili alınmış, koruma dinlenememiş, devletin yakıtı gitmiş; bunların asla hesabı yapılmaz. Bunların hepsi bürokrat ve siyasetçinin huzur ve mutluluğu için vardır. Herkes özellikle alt çalışan bunların hizmetine sunulmuş birer marabadır.

22 Aralık 2018 Cumartesi

Ömer Kuşcu *

Her ziyaret ettiğimde "Doğduğumuz andan itibaren ahirete doğru yürüyüşümüzü devam ettiriyoruz", "Cennet vatanımızda cennet hayatı yaşıyoruz" derdi sözlerinin arasında. Kredi kartı kullanmaya sıcak bakmaz, kullananları eleştirirdi. Allah'ın verdiği sonsuz nimetlere şükretmemiz gerektiğini söyler, akraba ziyaretlerine önem verir, küçüklerin büyükleri arayıp sormasını isterdi hep.

Büyükle büyük, küçükle küçüktü. Saygı gösterene, hal-hatır sorana sevgisini eksik etmezdi. Çok zengin biri olmamasına rağmen evi-barkı olmayanın, paraya-pula ihtiyacı olanın, düğününü yapamayanın hamisi idi sürekli. Yeter ki haberi olsun. Kendinde varsa cebinden yoksa eşini-dostunu devreye koyarak gerekli yardımını yapar ya da destek olunmasına aracılık ederdi. İyilik yapmaya dinin bir emri olarak önce yakın akrabadan başlar, onları gözetirdi. Yaptığı iyiliği asla başa kakmazdı. Sılayı rahme önem verirdi. Kendini ziyaret etmek için yanına kim uğrasa aileden herkesi tek tek sorar, selam göndermeyi ihmal etmezdi. Kimin düğünü, cenazesi varsa katılır, herkesin gönlünü alırdı.

Ulaşabildiği her ihtiyaç sahibinin gönlünü alırken kimseye derdini açmaz, kendi yağı ile kavrulurdu. İlerlemiş yaşına ve sık sık rahatsızlığı nüksetmesine rağmen sıkıntılarından dolayı hiç dert yanmaz, şikâyet etmezdi. En küçük kardeşi vefat ettiği zaman "Allah bana kardeş acısı da tattırdı, zormuş" derdi görüştüğümüzde. 

Uzun süre rahatsızlık çeken eşi üç ay önce vefat ettikten sonra fani vücudu teklemeye başladı. Hastane-ev arasında mekik dokudu. Vücudunu taşımakta zorlanmasına rağmen deruhte ettiği yardım ve dernek faaliyetlerini de hiç ihmal etmedi. Allah'ın verdiği ömrünü yardım yolunda harcadı. Sonunda ömrü kifayet etmedi. Yılın en uzun gecesinin sabahında 05.00 sularında yolculuğunu tamamladı. Yolculuk diyorum. Çünkü "Doğduğumuz andan itibaren ahirete doğru yürüyüşümüzü devam ettiriyoruz" derdi sürekli. 

Vefatını duyan Konya ve havalisi, son görevini yapmak için Hacı Veyis Camiine akın etti. Ömrü hareket ve bereket ile geçen merhumun cenazesi de bereketliydi. Çünkü kendisiyle birlikte toplam yedi cenaze vardı musalla taşında. Caminin içi, dışı, havlusu tıklım tıklım sevenleriyle dolup taştı. Havluda yer bulamayanlar öğle namazını kılmak için yolun karşısındaki camilerde kendilerine yer bulabildiler. 

Konya, son yılların en kalabalık katılımını gördü sevenleri sayesinde. Eşi-dostu ve sevenleri defnedilirken de kendisini yalnız bırakmadı Üçler Mezarlığında. Cenazesi de gösterdi ki hayatını iyilik yapmaya ve hizmet etmeye adamış bu kişi, yaptıklarına karşılık herkesin gönlünde taht kurmuş, sürekli dost biriktirmiş. Mahşeri andıran kalabalık da bunun göstergesiydi.

Büyük-küçük herkesin Ömer Amca dediği Ömer Kuşcu'dan namı diğer Şekerci Ömer'den bahsediyorum. 22.12.2018 Cumartesi itibariyle imtihan için geldiğimiz dünyadaki görevini en güzel şekilde ifa eden bu muhteremi ahirete uğurladık.  Biz kendisinden memnunduk. Allah kendisinden razı olsun, mekânı cennet olsun. Başta akrabaları ve sevenleri olmak üzere tüm Konya'nın başı sağ olsun. 

* 24/12/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.