27 Kasım 2018 Salı

Teyzem, Allah Yardımcın Olsun! ***


Boşta kalırsa zaman zaman kullandığım, ayağımı yerden kesen eski model bir arabam var. Arabayı 13.00 gibi oğlandan aldım. 14.00’deki toplantıma kadar bir dostu ziyaret edeyim istedim. 15-20 dakika içerisinde dostumun çayını-kahvesini içip çıktım.

Ana caddeden tali yola girdim. Tali yol dedimse bilenler için işlek bir yol ama özel otoların dışında toplu taşımanın işlemedi bir yol girdiğim yol. Hemen sağda yaşı 75’i geçmiş kilolu bir teyzeyi bekler gördüm. Önünde de birkaç poşet market alışverişi var. Sanırım ana caddede bulunan marketlerden alışveriş yaptıktan sonra taşıyabildiği kadar taşımış, dinlenmeye koyulmuş. Durdum yanında. Teyze! Gideceğin yere kadar götüreyim teklifime “İyi olur yavrum” dedi. Poşetleri arabanın arka koltuğuna koydum. İster arka sola bin veya ön koltuğa otur teyze dedim. Zorlanarak ön koltuğa oturdu. Bana “buradan nereye gidiyorsun” dedi. Toplantıya gidiyorum dedim. “Kuzum! Allah ne muradın varsa versin, çok iyi oldu. Allah razı olsun! Şuradan şuraya getiremedim işte” diyerek duanın birini bıraktı, diğerine geçti. Belki de hayatım boyunca bu kadar duayı aynı anda işitmemiştim. Aslında bir şey yapmadım. Ne yolumu saptım, ne de oyalandım.

Görüntüsünden ayakta zor duran teyze ile birlikte 3-4 km yolculuk yaptım. “İşte burası evimiz, ben burada ineyim” dedi. Eşyalarını indirdim.   Göz ucuyla oturduğu eve bir göz attım. İçinde kaç oda var bilmiyorum ama ev yıkıldı yıkılacak. Eskinin tek katlı kerpiç evlerinden bir ev. Ev diyorum ama belki de tek gözlü bir ev. Burası sizin mi dedim. “Yok yavrum! Kira. Yeni artırdılar” dedi. Kaça oturuyorsun burada dedim. “250.00 liraya” dedi. Kimin kimsen yok mu soruma “Kocam var evde yatıyor, hasta kalkamıyor. Bu iş bana düştü. Ben de hastayım. Çalışıyordum, hastalığım artınca bırakıverdim” dedi. Sosyal güvenceniz var mı dedim. “Yok, ne arasın” dedi. Oğlan-kız yok mu dedim. “Var bir oğlum var. O bizden muhtaç ve beter durumda. Kendine hayrı yok ki bize olsun. Evliydi eşinden ayrıldı. Kaç çocukla bir başına kaldı. Mahalle muhtarına durumunu hiç anlattın mı dedim. “Anlattım, işte bu durumdayız” dedi. Teyze, Allah yardımcın olsun dedim, toplantıya yetişmek için yanından ayrıldım.

Toplantı salonuna geçtikten az sonra görevli kişi kalabalık bir topluluğa sunumunu yapmaya başladı. Ama nedense seminere kendimi veremedim. Vücut olarak salondaydım ama kafam teyze de takılı kaldı. Bir türlü aklımdan çıkmadı. Ne yer ne içerdi? Kim bakardı bunlara? Kirayı verebiliyorlar mıydı? Gerçi kiranın pek bir ehemmiyeti yoktu ama 250 lira bile onlar için bir şey ifade ediyor olmalıydı. Sonra o evde nasıl oturuyorlardı? Büyük bir ihtimalle ne doğal gazı var, ne de içeride bir su şebekesi. Soba yakıyor olmalılar. Çünkü o eve ne doğalgaz izni verirler, ne de oturma ruhsatı. Yıkılacağı günü bekliyor. Metruk bir ev teyzenin oturduğu yer anlayacağınız.

Biz Konya merkezde doğalgazlı konforlu bir evde keyif çatarken ayakta kalmak ve hayata tutunabilmek için yoklukta yaşam mücadelesi veren bu şekilde daha kaç hane var? Biz bilmiyoruz ama Allah biliyor. Elbette hesabı bizden sorulacak öbür dünyada. Öyle fildişi kulelerde halktan kendini soyutlayarak koltuk işgal etmeyle bu işler olmuyor. Tıpkı yetimlere bakan koca karının “Adli ilahi Ömer’den sorar onu” dediği gibi belediyesinden, muhtarından, kaymakamından da hesabı sorulacak elbet.

Mahalle muhtarı mahallesini adım adım gezerek muhitindeki bakıma muhtaç olan bu tipleri listesine almalı. Kaymakamlığın uhdesinde olan Fak-Fuk-Fon bunlara kesenin ağzını açmalı, belediyeler yaptıkları sosyal yardımlarda bu tip aileleri pas geçmemeli. Çünkü sosyal devlet olmanın gereği budur. Öyle “Saldım çayıra, Mevla’m kayıra” ile bu işler olmuyor maalesef!

*** 29/11/2018 tarihinde Barbaros Ulu adıyla Pusula Haber gazetesinde yayımlanmıştır.


Şöhret Afettir *


Allah herkesi farklı farklı imtihan eder. Bazılarına "Yürü ya kulum" der, gelmeleri gereken yere hızlı bir şekilde yükseltir. Kimine para, kimine makam vermek suretiyle çoğu kimseye nasip olmayacak şekilde kısa yoldan şöhret sahibi yapar.

Şöhret olmak, herkesçe tanınır olmak çoğumuzun istediği bir durumdur. Ama esas önemli olan zirvede tutunabilmektir. Nice şöhret olan kimseler vardır ki  bir müddet sonra tepetaklak aşağıya inmiştir. Şöhret olmayı taşıyamamışlardır. Çünkü şöhret bir afettir. İnsanı vezir yaptığı gibi rezil de eder.

İnsan tam şöhreti yakalamış ve tadını çıkaracağım dediği zaman niçin düşer? Aslında kişi doğal yoldan şöhreti yakalasa ve şöhret olduktan sonra kendi olmaya devam etse yani rol yapmasa çıktığı yerden kolay kolay düşmez. Çünkü hiçbir kalite tesadüf değildir. Tırnaklarıyla gelmiştir geldiği yere. Ama kişi ehil olmadan birilerini kullanarak kendini olduğundan farklı göstererek şöhret basamaklarına birden tırmanırsa bu şekil yakaladığı şöhretin altında ezilir. Çünkü kaldıramaz ve taşıyamaz. Çünkü şöhret olduktan sonra kameraların gözdesi olacak, ekranlar peşinde koşacak; yaptığı konuştuğu haber olacak, önüne mikrofon uzatılacak, altında koltuğu olacak, herkesin gözü üzerinde olacak. Yani bu durumda kişinin hiç kendine özgü özel bir hayatı olmayacak. Çünkü sürekli takip edilecek. Bu durumda kişi kendini ne kadar gizleyebilir ve kendini olduğundan farklı gösterebilir? Şöhretin hep devam edeceğini sanır. Ama bilinçaltında gizlediklerini bir gün boşaltır: Ya konuşmak ya yazıp paylaşmak ya da bir tasarrufta bulunmak suretiyle kendini ele verir. Çünkü kişi dilinin altında gizlidir.

Hangi şekilde gelirse gelsin şöhreti yakalayan kimse bulunduğu yerde tutunmak istiyorsa;
-Fazla konuşmayacak, bin düşünüp bir konuşacak.
-Yazıp çizmeyecek. Şayet yazıp çizecekse yayımlamadan önce cümlelerinin her birini tekrar tekrar okuyup yanlış anlamaya mahal vermeyecek şekilde yazısını düzenlemelidir.
-Twitter ve Facebook gibi sosyal medyayı kolay kolay kullanmayacak. Şayet kullanacaksa fincancı katırlarını ürkütmeyecek paylaşımlar yapmalıdır.
-Mikrofon uzatıldığında hemen beyanat verme yoluna gitmeyecek.
-Ben meşhur oldum, her şeyi bilirim diyerek her konuda fikir beyan etmeyecek. Sahasında konuşma yolunu tercih etmeli. Başka alanları işin uzmanlarına bırakmalıdır. Buna had bilme diyoruz.
-Özellikle kadın konusuna girmeyecek. Çünkü kadın konusuna girmek netameli bir alandır. Ha bu konuya girmişsin ha mayın tarlasına. Kadınlarımız kendileri hakkında erkeklerin konuşmalarından pek haz almıyorlar. Onların kabullenemediği bir görüşü ileri sürersen sonucuna katlanmayı göze almalısın.
-Neyi, nerede, kiminle, ne amaçla kullandığına ve zamanlamasına dikkat edecek.
-Nerede, kiminle görüştüğüne, ne yiyip içtiğine, kimi ziyaret edeceğine ve kimlerle fotoğraf karesinde yer alacağına özen gösterecek.

Kısaca bahsetmeye çalıştığım bu hassasiyetlere şöhret sahibi dikkat etmezse kendi düşen ağlamaz. Ne idim ne oldum pişmanlığını duyar. Bunun da bu aşamada şöhret sahibine faydası olmaz. Düştüğünde dostu da olmaz. Hasılı şöhret afettir, dil bir afettir, mikrofon bir afettir, sosyal medya bir afettir, koltuk bir afettir.

* 01/12/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.









25 Kasım 2018 Pazar

Belediye Başkan Adaylarını Belirlemede Kıstasımız

Türkiye’nin belediyecilik tarihi başarı ve başarısızlık örnekleriyle doludur. Çok geçmişe gitmeden halkımız 80’den sonra halkımız ANAP’ı tek başına iktidara getirdi. “Halka hizmet Hakka hizmet” parolasıyla yola çıkan bu partiyi belediyelerde de iktidara taşıdı. Bu partinin bazı belediyelerinin yolsuzluğa bulaştığı ayyuka çıkınca halk bunları indirerek “Sosyal belediyecilik” yapacağız diyen SHP’ye belediyeleri verdi. Ardından bu partiyi koalisyon ortağı yaptı. Bu parti belediyecilikte ve iktidarda fazla tutunamadı. Çünkü çöp yığınlarıyla anılır oldu ve İSKİ’de yapılan yolsuzluk patlak verdi. Hem belediyeleri hem de iktidarı kaybetti.

Küçük bir muhalefet partisi olmasına ve Mecliste temsil edilmemesine rağmen Şanlıurfa, Van, Kahramanmaraş, Konya ve Sivas belediyelerinde kendini ispatlayan RP’ini seçmen, 1994 mahalli seçimlerinde belediyelerin çoğunu bu partiye verdi ve 1996 yılında yapılan genel seçimlerde bu partiyi iktidarın büyük ortağı yaptı. Belleklerde Refah Belediyeciliği kaldı. Başarı dendi mi bu belediyeler akla geldi.

RP’inin ve ardından kurulan FP’inin kapatılmasıyla birlikte Milli Görüş çizgisinden gelen bu parti SP ve AK Parti şeklinde iki ayrı parti olarak siyaset arenasındaki yerini aldı. Mevcut belediye başkanlıklarının çoğu AK Partide siyaset yapmaya başladı. Özellikle İstanbul ve Ankara’da yapılan hizmetler AK Partiyi iktidara taşıdı. 2002’den bu yana AK Parti ülke yönetiminde hem de belediyelerini çoğunda söz sahibi. Yani belediyelerin ekserisinde AK Belediyecilik hakim.

Anlatmak istediğim bugün AK Parti 2002’den beri hala iktidarda ise bu başarısında kendisinden olan belediyelerin, hizmetleriyle göz doldurmasının payı büyüktür.  

80 sonrası belediyeciliğine ve iktidarlarına kısaca değindim. Niçin? Çünkü Mart 2019’da şehrimizin belediye başkanını seçmek için sandığa gideceğiz. Adaylar bir bir ortaya çıkmaya başladı. Bazı illerin adayları şimdiden açıklandı. Diğer geri kalan şehirlerimizin adaylarının açıklanması eli kulağında. Herkeste “Acaba bir beş yıl şehrimi yönetecek kim olacak” diye bir bekleyiş hakim.  

Yaklaşmakta olan bu seçimler önemli. Seçimler kadar gösterilecek adaylar da. Çünkü eskilerin tabiriyle şehrimizin şehrül-eminini yani belediye başkanını seçeceğiz. Bir büyükşehir, bir il, bir ilçe ve bir beldede kim belediye başkanı seçilirse seçilsin o belediye başkanı o partinin ya yüz akı veya yüz karası olacaktır. Çünkü belediyeler partilerin mahallindeki vitrinleridir. Yaptıkları icraatlarla partisini vezir de yapar, rezil de. Yani partisini iktidardan da eder, iktidara da taşır ve uzun yıllar kalıcı da olur.
Burada amacım siyaset yapmak falan değil, bir durum tespiti yapmaktır. Bir vatandaş olarak bir seçmen olarak şehrimizin iğneden ipliğe her şeyiyle ilgilenen belediye başkanlarının kimler olacağını sorgulamak hepimizin hakkıdır diye düşünüyorum. Çünkü bir şehirde belediye başkanlığını göğüslemek için parti kadar belirlenen aday da önemlidir. Özellikle bu seçimde bu durum, daha da bir önem kazandı. Çünkü bu seçim partiler için özellikle belediyelerin çoğunu elinde bulunduran parti için kolay olmayacaktır. Bunun böyle olacağını kestirmek için çok öteye gitmeye gerek yok. Halk hem 07 Haziran hem de 24 Haziran seçimlerinde gerekli uyarısını yaptı, geçmişten bugüne bazı belediyeler iyi yönetilmediği için el değiştirdi. Bu seçimde de bazı belediyeler el değiştirebilir. Bu durumu bilen ve her seçimde oyunu düşürmeye başlayan partiler bulundukları yerde tutunmak için ittifaklarla ipi göğüslemeye çalışıyor. Bu tür ittifaklar geçici birer pansumandır. Tedbir alınmazsa ve doğru aday tercihi yapılmazsa bir müddet sonra ittifaklar da fayda vermeyecektir. Çünkü bu halk geçmişten günümüze özellikle seksenden sonra kolay kolay yanlışta isabet etmemiştir. Hemen hemen her zihniyetteki partiyi şu ya da bu şekilde iktidara ve belediyelere taşımıştır.

Bunun için ne yapmalı denirse buna geçmeden kendisi siyasetçi olmamasına rağmen her iyinin yanında yer alan, ilkesel bir duruş sergileyen ve davasını dert edinen hizmet aşığı bir kardeşimizin bana gönderdiği mesajını buraya aynen aktarıyorum:

“STK, cemiyet, dernek, vakıf, düşünce kuruluşu, yazar, alim, dava adamı, fikir adamı kısaca bu ülkede kim varsa şu sorunun cevabını vermesi lazım: Liyakate göre mi görev verilecek? Yoksa 50 yılda kazandığımız kazanımlarımızı 2-3 güç zehirlenmesine uğramış koltuk sevdalısı şahısların isteklerine göre mi belirleyeceğiz? Şu an aday gösterilecek 3 büyükşehir belediye başkanı tescilli FETÖ’cü… Halen bazı yerlerde üç dönem vekillik yapmış kişileri aday olarak piyasaya sürmeye çalışıyorlar…Akıl tutulması yaşanıyor… Tayyip Bey’in etrafı çevrilmiş durumda…Birçok kardeşimiz, gazeteci, TV programcısı, aktivist bu durumdan şikayetçi…Bu ülkede sorumluluk sahibi olanlar bunu dert edinmeli…Bu durumu uygun bir dil ile nasıl yazıya dökeriz?”

Bana bu mesaj gönderen kardeşimizin hassasiyetini size bu şekilde aktarmış oldum. Bunun dışında başka hassasiyet ve endişelerini dile getirenler de var: “Belediyelerin israf ekonomisi uyguladıkları, parayı olur olmaz yerlere çarçur ettikleri, ihaleleri belirli kimselere verdikleri, halkın içerisine yeterince çıkmadıkları, halktan uzaklaştıkları, hesapsız icraatları dolayısıyla belediyeleri çok borçlandırdıkları…”şeklinde.

Vatandaşta var olan bu endişelerin ne kadarı doğrudur-yanlıştır bilmiyorum. Kim FETÖ’cü veya değil, böyle bir iddiam yok. Endişeler gerçeği yansıtmayabilir de. Fakat bir şeyin şuyuu vukuundan beterdir. Bundan dolayı partiler kendilerini bir beş yıl temsil edecek belediye başkan adaylarını belirlerken yoğurdu üfleyerek yemelerinde fayda vardır.  Bunun için partilerin çok bir şey yapmasına gerek yok. Sadece adaylarını belirlerken ehliyet ve liyakati esas alsalar yeter. Partiler biz adayımızı belirlerken bunu esas aldık deseler de halkta ehliyet ve liyakatten öte kendisini pazarlayanların aday yapıldığı veya yapılacağı kanaati hakim. Özellikle şaibeli insanlardan uzak durulmasında fayda var. Unutmasınlar ki tanınır olmak, güçlü olmak veya kendisini iyi pazarlamak belediye başkanı olmak için yeterli değildir. Kendisini ispatlamış ve çevresine güven veren insanları bulup aday yapmak en doğru ve hakkaniyete uygun olanıdır diye düşünüyorum. Aman dikkat! 
25/11/2018
Barbaros ULU