18 Kasım 2018 Pazar

Kimdir O? *


Doğduğu anda “Yer ve gök ehli tarafından övülsün” diye dedesi tarafından kendisine Muhammed ismi verilmiş biridir.

Babasını görmeden dünyaya gelmiş, annesini de 6 yaşında kaybetmiş, küçük yaşta iken hem yetim hem de öksüz kalmış biridir.

Çocukluğundan itibaren aile bütçesine katkıda bulunmak amacıyla çalışma yolunu seçmiş, kimseye yük olmamış; kah çobanlık yapmış, kah ticaretle uğraşmış biridir.

Kimden bir iyilik görmüşse gördüğü iyiliği fazlasıyla vermiş vefalı biridir.

Çocukluğunda bile kötülüklerden uzak durmuş, kötülüklerle mücadele etmiş biridir.

Haksızlığa karşı çıkmak, mazlumların yanında yer almak amacıyla kurulan Hılf’ul Fudül’e imza koyarak genç yaşta iken safını belirlemiş biridir.

35 yaşlarında daha peygamber olmadan önce Ka’be hakemliği yapmak suretiyle problemi çözebilecek yetenekte olduğunu göstermiş aynı zamanda güvenilir ve adil olma yönünden herkese güven telkin etmiş biridir. (Bugün adalet ve güven telkin etmeyen bizlere duyurulur.)

Ölümle burun buruna geldiği bir esnada kendisini öldürmeye gelen düşmanlarının daha önce kendisine emanet ettiği kıymetli eşyalarını kendilerine geri vermek için Hz Ali’yi görevlendirecek kadar emin biridir.

Hicret esnasında düşmanı yanıltmak amacıyla yaptığı taktiklerle ne büyük bir zekaya sahip olduğunu cümle aleme göstermiş biridir.

Hicret esnasında kılavuzluk yapsın diye seçtiği kişinin inancına bakmamış, müşrik biri olmasına rağmen Abdullah b. Uraykıt’ı kendisine kılavuz seçmiş biridir. (Sırf bu örnek bile emanet, ehliyet ve liyakata ne kadar önem verdiğini göstermesi bakımından önemlidir. Ehliyet ve liyakatta sınıfta kalanlara özellikle duyurulur.)

“O söylüyorsa mutlaka doğrudur” denecek kadar dostunun, “Muhammed asla yalan söylemez” denecek kadar düşmanlarının güvenini kazanmış ve kendisine bizzat düşmanları tarafından “el Emin” denmiş biridir. (Güven telkin etmeyen günümüz biz Müslümanlarına duyurulur.)

Hep konuşan bir kâl ehli Muhammed yerine sürekli çalışmayı seçmek suretiyle hâl ehli olduğunu göstermiş biridir. (Kan davası, faiz gibi kötülükleri kaldırırken ilk önce akrabalarındaki kötülükleri kaldırarak başlamıştır. Ele talkın verirken kendisi ve akrabaları salkımı yutma yolunu tercih etmemiştir.)

Büyükle büyük, küçükle küçük olmuş; herkese nazik ve kibar davranmayı ölçü kabul etmiş ve kimseyi incitmemiş biridir.

Lügatinde yalana yer olmayan, söz verdi mi sözünü yerine getiren sözünün eri biridir.

23 yıl gibi kısa bir zaman diliminde her türlü kötülüğün kol gezdiği Cahiliye diye bilinen bir dönemi Asrı Saadet yani mutluluk çağına dönüştürmüş biridir.

Doğumunun üzerinden asırlar geçmesine rağmen ismi unutulmayan, yaptıkları sevenleri tarafından yerine getirilmeye çalışılan, ismi geçtiği zaman destek anlamında kendisine salavat getirilen biridir.

Doğum günü, kimsenin kimseye baskı yapmadan gönüllülük esasına dayalı olarak değişik aktivitelerle anılan biridir.

Erkek çocukları vefat edince düşmanlarının soyu kesik anlamında ebter dediği kimse olmasına rağmen soyu kesilmediği gibi adı ve şanı unutulmamış, asırlardır anılan ve anılmaya devam edecek olan ender bir kişidir.

Doğumu dolayısıyla bu akşam hayırla yad edeceğimiz peygamberin yolundan gitmeyi, onun gibi emin-güvenilir ve sözünün eri olmayı, emanet ve ehliyeti ehline vermeyi Allah bizlere nasip etsin!

* 19/11/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
                                          

Vatana İhanet İthamından Nasıl Aklandım?

2008 yılı olsa gerek. Lisede yöneticilik yaparken yaz dönemiydi. Odam üçüncü kattaydı. Odamda oturuyorum.

Aşağı merdivenlerden "müdür bey" diye seslenen bir ses işittim. Sese cevap vermek için odamdan çıktım, kapıda biriyle karşılaştım. Buyurun dedim. "Ben bakanlık müfettişi falan" dedi.

Odama aldım, kendisine hoş geldin dedim. Benden not defterleri, öğretmenler kurulu toplantı gündemi vs. bazı evraklar istedi. Aklımda kaldığı kadarıyla bir de zümre örneği istedi. Hangi zümre örneğini getireyim dedim. "Ben felsefesiyim, diğerlerinden anlamam. Siz bana felsefe zümresini getirin" dedi. Tamam hocam derken başka bir ilçeden çocuğunu nakil getirmek isteyen bir veli geldi. Kendisine az bekleyebilir misin, içeride müfettiş bey var, onun incelemek için istediği evrakı hazırlamam lazım dedim. Dışarıda kapı önünde bu konuşmayı işiten müfettiş "Müdür bey! Veliyi bekletmeyelim, ben beklerim" dedi.

Veli ile yan odada görüşürken müfettiş "Müdür bey! Ben gecikeceğim, daha evrakı incelemem lazım. Veli bize biraz müsaade etse de siz bana istediğim evrakları getirseniz, ben gerekli incelememi yaparken siz görüşmeye devam edin" dedi. Olur dedim. Hemen istediği evrakları hazırlayıp önüne koydum. Ardından velinin yanına geçerek görüşmeye devam ettim.

Veliyi gönderdikten sonra müfettişin yanına geldim. Aramızda şu diyalog geçti:
—Müdür bey! Bir kişilik sınıfın mı var?
—Evet var.
—Nasıl açtın?
—Yönetmeliğe göre açtım.
—Ben böyle bir yönetmelik maddesi bilmiyorum. Zaten böyle bir madde olmaz. Bu yaptığınız vatana ihanetle eşdeğer dedi.
—2005'te yapılan bir değişiklik var hocam dedim.
—Bana gösterebilir misin o maddeyi dedi.
—Elbette hocam dedim.
Dolaptan klasörü çıkardım. Yönetmeliğin ilgili maddesini bulup önüne koydum.
—İşte şu madde hocam, dedim.
Gösterdiğim maddeyi okudu.
—Müdür bey! Yönetmeliğin bu maddesine göre bir kişiye sınıf açmakla çok iyi ve doğru olanı yapmışsınız. Sizi tebrik ederim. Şayet açmasaydın eğitim ve öğretimi engellemekten hapis cezası bile alabilirdin. Allah Allah! Bu maddeyi ben atlamışım dedi.

Müfettiş diğer evrakları da inceledikten sonra müsaade alarak ayrıldı.

Kamuda çalışanlar denetim amaçlı müfettişlerle karşılaşmıştır. Ben de çok karşılaştım. Bazısında, bir kibir, tepeden bakma, eksik bulmaya ve ezmeye çalışma izlenimi edindim. Adını unuttuğum bu müfettişi çok mütevazı gördüm. Mütevazı sahibi olduğunu odaya gelirken gösterdi. Çoğu müfettiş kapıda karşılanmayı beklerken bu müfettiş sessiz sedasız okula girip benim odamı aramış. Ardından veliyi bekletmeyelim demesi, yönetmelik maddesini atladığını, felsefe dışında diğer zümrelerden anlamadığını söylemesi tevazu sahibi olduğuna bir örnektir.

Sahi siz böyle bir müfettişle karşılaştınız mı?

Bu denetimde aklımda kalan bir diğer husus da bir kişilik sınıf açmakla, önce vatana ihanetle eşdeğerle itham edildim. Az sonra da açmakla iyi yapmışsın demek suretiyle tebrik edildim. Bu durum bana, önce hakkında idam ya da müebbet istenen sanığın berat almasına benzer.

Not: Sahi bir kişiye nasıl sınıf açtınız diyebilirsiniz. Eskiden liselerde 9.sınıf bitiminde alan seçilirdi. Bu alanlar fen bilimleri, Türkçe matematik, sözel ve yabancı dil alanları idi. Bir alanın açılabilmesi için yanlış hatırlamıyorsam sınıf mevcudunun 8 olması gerekirdi. Bu sayı oluşmazsa, öğrencinin kaydı okulda kalmak suretiyle başka okulda açılan o alanın sınıfında okurdu öğrenci. İl merkezinde böyle idi. Çalıştığım yer ilçe merkezi idi. Tek Anadolu lisesi idi. İlçe sınırları içinde öğrencinin, alanında okuyabileceği gidebileceği okul yoksa, ilçe milli eğitime yazı yazılmak suretiyle ilçenin tedbir alması istenirdi. İlçeden de "İlçe sınırları içerisinde öğrencinin bir başka okulda alanında okuması mümkün olmadığından, yönetmeliği ilgi maddesine göre sayıya bakılmaksızın açılır" maddesine atıf yapılmak suretiyle "okulunuzda ilgili alanın açılması" şeklinde gönderilen yazı ile o alan açılabiliyordu. 

17 Kasım 2018 Cumartesi

Ah Şu Dolmuşlar Biraz Daha Geniş Olsa! *


Ne zaman birilerini bir iş üzere görsem şimdiki mesleğimi icra etmiyor olsaydım acaba bu işi yapabilir miydim, hatta keşke bu işi yapsaydım derim. Esnafı görsem esnaf, işçiyi görsem işçi, belediye çalışanını görsem belediyeci, siyasetçiyi görsem siyasetçi vs olmaya kalkar, zihnen de olsa bir an için o işi yapar, hevesimi alırım. İş konusunda maymun iştahlıyım desem yanlış olmaz. 

Cumartesi günü bir akraba ziyareti yapayım diye otobüs durağına geçtim. Baktım otobüsün gelmesine 17 dakika var, dolmuşa bineyim dedim. Az sonra dolmuş geldi. Bekleşenlerin binmesiyle birlikte dolmuş ilk durakta doldu. Arkalarından  ben de bindim. Ayakta dört-beş yolcu vardı. İyi beklemez, hemen hareket eder deyip dolmuşa atladım. Minibüste oturan yolcuların ekseriyeti kadın, kadınların yarıya yakını da Suriyeli idi. Hem giyimlerinden hem de konuşmalarından belli idi Suriyeli oldukları. Ödemeyi de yaptım, geçip bir yere tutundum. Benden sonra 5-6 kişi daha bindi. Fazlanın fazlası olan dolmuş kalkmadı bir türlü. Demek ki yeterli değildi binen müşterilerin sayısı. Göz ucuyla ayaktaki yolcuları görebildiğim kadarıyla saydım: Benimle beraber ayakta 13 kişi vardı.  Nihayet kaptan lütfetti, yürüdü.

Minibüsün hareketiyle beraber aklıma bu sefer minibüsçülük mesleğini icra etmek geldi. Keşke dolmuşçuluk yapsaydım dedim. Dedim ama bu sefer içimden keşke şu minibüs biraz daha geniş olsaydı daha fazla yolcu alır, paraya para demezdim dedim. Yine tüh az daha dursaydım bir iki yolcu daha sıkıştırırdım dedim içimden. Niye almayacağım ki? Nasılsa ben ayakta gitmem diyen yolcu yok, niye fazla yolcu aldın diyen trafik yok, dolu diyen şoför yok, içerideki yolculardan daha nereye alacaksın diyen yok, minibüsçünün bağlı olduğu meslek grubu nedir bu yaptığın dediği yok. Doldur doldurabildiğin kadar. Benden sonra sırası gelen minibüsün yolcusunu almışım önemli değil. Zaten o da yapıyor yeri geldiği zaman. Gelsin paralar! Su akarken testini dolduracaksın değil mi?

Kafamdaki minibüs işletmeciliği inince bitti. Hevesimi aldım. Yeter bu kadar minibüsçülük ve kazandığım para.

Misafir olduğum eve girerken işi daha da büyüttüm. En iyisi devlet olayım dedim. Gerek yok minibüsçülüğe falan. Kim uğraşacak müşteriden gelecek bozuk parayla. Devlet oldum mu yapacağım iş halk uysun diye kanun çıkarmak, yeterli gelmezse yönetmelik çıkarmak ve devleti yönetmek, aynı zamanda halka hizmet etmek için vergi koymak. Ötesi de beni pek ilgilendirmez. Çıkardığım kanun ve yönetmeliğe halk uymamış umurumda değil. Çünkü benim halkım işini bilir. Ne zamana kadar umursamam? Ta ki bir olay oluncaya kadar! Vukuat durumuna ve halkın tepkisine göre birkaç sorumluyu görevden alır, olaya sebebiyet verenlere de bir ceza yazdırırım, olur biter.

Gerçekten hoş bu son görevim. Kedi olalı bir fare tuttum nihayet. Niye ilk başta aklıma gelmedi bu devlet olma fikri de hep diğer mesleklere gıpta ile baktım hep? Neyse gecikmiş de olsa devlet olma fikri iyi fikir! Diğerlerini kim yaparsa yapsın?

* 26/11/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.