13 Ekim 2018 Cumartesi

Önce Bindir, Sonra İndir! *

Paramızın dolar karşısında değer kaybetmesi, faiz oranlarının yükselmesi ve enflasyonun yüzde yirmiler üzerinde seyretmesi sonucu girdi maliyetlerinde meydana gelen artışlar nedeniyle birçok firma, ürünlerine yüzde yüzün üzerinde zam yaptı. 


Hazine ve Ekonomi Bakanının enflasyonla mücadele etmek için firmalardan ürünlerinde yüzde 10 indirim yapma çağrısına birçok firma bu kampanyaya destek vererek ürünlerinde yüzde 10 indirim yapacaklarını deklare etti. 

İndirim indirimdir. Yüzdesi az olsa da enflasyonla topyekûn bir mücadele için firmaların taşın altına elini uzatması anlamlıdır. Bu bakımdan bu kampanyaya katılan tüm firmalarımızı tebrik ediyor ve kendilerine teşekkür ediyorum. Fakat buraya bir virgül koyup ama demek istiyorum.

Fiyatların uçtuğu veya uçurulduğu bir dönemde yüzde 10 indirim  yeterli mi? Bu indirim sadra şifa olacak mı? Mutfaktaki ateşi söndürecek mi? Enflasyonu indirecek mi? Sanırım pek katkısı olmayacak. Olsa olsa fiyatlara psikolojik katkısı olur.

İndirim hiç yoktan iyi deyip hoşumuza gitse de bu indirim bana garip geldi. Niçin derseniz? Çünkü maliyetler arttı denerek ürünlerine yüzde yüze varan zam yapan bir firma niçin indirim yapar? Bu durum “önce bindireyim, ardından biraz indiririm” bakış açısını hatırlattı bana.

Yüzde 10 indirim yapmak ticarette firmaları zor durumda bırakmayacaksa bu durumda zamanında ürünlerine yüzde 10 fazla zam yapmış olmadılar mı? Bu, fahiş fiyat değil mi? Zamanında kimse onlara “Ürünleriniz yerinde saysın, asla zam yapmayın demedi. İstenen “Zammın makulüne evet, fahişine hayır” idi.

Benim bu alavereden anladığım firmalarımız kepçeyle aldıklarını kaşıkla geri vermiş olacaklar. Sağ olsunlar “Çorbada bizim de tuzumuz olsun” sadedinde fazla kârdan feragat edip katkıda bulunacaklar.  Keşke bu katkıyı Ekonomi Bakanı onları indirime davet etmeden önce yapmış olsalardı daha anlaşılır olurlardı. İndirimi gören biz, “Piyasaların allak bullak olduğu bir ortamda önlerini görmek için firmalarımız kendilerini garantiye almak istemiş, piyasalar oturmaya başlayınca fazlasını indiriyorlar” derdik.

Ederinden fazla zam yapıp bugün indirim kervanına katılan esnafımız, firmalarımız, işletmelerimiz kusura bakmasın bu yaptıklarından dolayı kendilerini fırsatçı gibi gördüm. Keşke böyle yapmasalardı! En ufak bir girdi de sıkıntıya katlanmayıp bu girdiyi hemen fazlasıyla vatandaşa yansıtacaklarsa bu vatandaş üzerine yük bine bine bu işin altından nasıl kalkacak? Vurun ama öldürmeyin! Haydi diyelim ki sizin elinde zam kozu var, vatandaşın elinde ne var? O ne yapacak? Pahalı da olsa ihtiyacı olan ürünü almaya eli mahkûm maalesef.

Bence indirim falan yapmayın, kârınızdan ödün vermeyin. Vatandaş zor olsa da bu hayat mücadelesini dün olduğu gibi bugün de düşe kalka yapacaktır. Size yazık olmasın!



* 19/10/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde "Enflasyonla Mücadelede İndirim" başlığıyla yayımlanmıştır.

12 Ekim 2018 Cuma

Olup Bitenler Bir Kayıkçı Kavgası Olmasın!


İstanbul'da Eminönü-Karaköy arası yolcu taşıyan kayıkçılar, yolcu beklerken yolcu kapmak için durup dururken kendi aralarında kavgaya tutuşur; kürekler havaya kalkar, sesler yükselir, bir itiş-kakış başlarmış. Kavga eden kayıkçıların bağırış ve çağırışlarını gören ve duyan halk kayakçıların etrafında toplanırmış. 

Kavgada havaya kalkan kürekler etrafta toplanan halkın başına, gözüne değer; yaralanırlarmış. Nedense havada uçuşan kayıkların hiçbiri kayakçılara değmezmiş. 

Kayıkçılar muradına ererken halkın başının yarıldığı yanlarına kar kalırmış.  

İstanbul’da kayakçıların kendilerine zarar vermeden yaptığı bu kavga tarihimize kayıkçı kavgası olarak geçmiştir. Tarih tekerrürden ibaret derler, dünyada ve Türkiye'de olup bitenler bir kayıkçı kavgası olmasın. Çünkü kavgalarda olan hep halka oluyor, ağlarsa onların anası ağlıyor. Kavga eden taraflara bir şey olmuyor.

Tövbe tövbe! Fesübhanallah! Olur mu öyle şey? Benimki de laf yani! Dam başında saksağan, vur beline kazmayı!

11 Ekim 2018 Perşembe

Sendikal Mücadele Bir Fazilet Yarışı Olmalı *

2002 yılının şubat ayı idi. Büyük bir ilimizde görev yaparken birkaç öğretmen arkadaşla bir görüşmemiz oldu. “Sendikal faaliyet yapıyoruz. Şube açabilmemiz için kırk üyeye ihtiyacımız var. Bulamazsak açamıyoruz” dediler. Kendilerine “Adıyaman’da çalışırken üye idim. Üyeliğim il değiştirince sona ermiş durumda. Burada üye olmayı düşünmüyordum ama mademki kırk üyeye ihtiyacınız var. Şube açabilmenize katkım olsun, beni üye yapabilirsiniz” dedim ve üye oldum.

Çalıştığım okulda tek üye olarak görev yapıyorum. Mesai arkadaşlarımdan üye olduğum sendikamın adını duyan “Bu sendika da nereden çıktı, adını hiç duymadık” hayretlerini çok işittim. Kısa zamanda çoğu kimse sendikanın adını bilmese de sendikamın adı “dinci sendika” olup çıkmıştı. Çünkü duyan böyle bir anlam yüklemişti sendikama.

Aranan kırk üye bulunmuş ve şube seçimi yapılma zamanı gelmişti. Mevcut yönetim görevini üstlenenlerin karşısına alternatif bir liste de çıkmıştı üstelik. Gecikmeli de olsa oy vermeye gittim. Seçimlerin yapıldığı yerde az da olsa tanıdığım kimselerin yüzü asık, moralleri bozuktu. “Hayrola hocam! Bir durum mu var, bu gerginlik neyin nesi” dedim. “Az önce sandık başında tartışma çıktı, bizden falan ile onlardan falan arasında itiş kakış oldu. Hatta bizimkine ‘ş…’ dedi şu kimse” dedi bir tanıdığım. “İyi olmamış bu yapılan. Keşke böyle olmasaydı. Ben sendikacılığı bir fazilet yarışı olarak görüyordum. Hala da öyle görüyorum. Bu arkadaşlar ‘Ben sendikamı bir adım ileriye taşıyacağıma inanıyorum. Bunun için bu göreve talip oldum’ diyerek bir yarış içerisine girmeleri ve bu yarışın baştan sona centilmenlik üzerine yürümesi gerekiyordu. Ama gördüğüm kadarıyla bu arkadaşlar birbirine belden aşağı vurmaya başlamışlar. Kusura bakmayın ben bu kavgada bir fazilet yarışı sezgisi edinemedim. Kimseye oy vermeyeceğim, size kolay gelsin” dedim ve oy vermeden ayrıldım oradan.

2002’den itibaren çalıştığım o büyük ilden bir başka büyük ile geldim. Çalıştığım ilçede yine seçim vardı. Yapılan seçimlerde alternatif adaylar çıktı. Mevcut yönetim kaybetti. Seçim centilmence geçmedi. Araya kırgınlık ve küskünlükler girdi. Benim desteklediğim yönetim göreve gelince eski yönetim kadar bile iş yapmadı/yapamadı, iyi bir sinerji yakalayamadı.  İlçede kaldığım süre içerisinde kazanan ve kaybeden yönetim arasında mekik dokudum, onları bir araya getirmeye gayret ettim. Aracı olarak -aracı yer dayağı misali- zaman zaman darbelere maruz kaldım. Ama önemli değildi. Çünkü önemli olan birliktelikti benim için. Aradaki kızgınlık ve küskünlükler kalksa da kırgınlıklar kaldı maalesef.

Üyeler arasında seçim zamanı ufak tefek atışmalar olsa da sendikam ve sendikamın bağlı olduğu konfederasyon bir siyasi partinin de rüzgarıyla Türkiye’nin üye yönünden en büyük STK’ı oldu. Dün üye olmaya çekinenler grup grup üye olmaya başlamıştı. Tüm iş kollarında yetkili oldu.

Ardından 2014 yılında il merkezinde yapılan seçimleri gördüm. Burada da alternatif adaylar çıkmıştı. Baktım taraflar sosyal medyadan birbirine atıp tutuyor. Dilim döndüğünce tarafları sükûnete davet ettim. Kendimce yazıp çizdiğim etik değerleri paylaştım. Seçim zamanı gelince gidip uygun gördüğüm adaylara oyumu da verdim. Sonuç yine kırgınlık, kızgınlık ve küskünlük oldu maalesef.

Gördüğünüz gibi kaç tane seçim görmüşsem ve seçimde eğer mevcut yönetimin karşısına birileri rakip çıkmışsa sonu hiç tatlı olmadı. Gördüğüm içinde bulunduğum hiçbir seçimde maalesef hayalimde olan ‘Fazilet veya erdem’ mücadelesi oluşmadı. Kazanan yerini sağlamlaştırırken geride yine küskünler ordusu kaldı.

Ne var bu sendikacılıkta bunu da anlamış değilim. Yönetime gelen gitmemek üzere geliyor, birileri de ısrarla gelmeye çalışıyor. Belki de beceriksizliğimdendir üyelik dışında ne delege ne de yönetim görevine talip oldum. İşin iç yüzünü bilmediğimden olsa gerek bu koltuğa ölümüne yapışmak, bir başkasının gelmesine geçit vermemek ve yönetime gelmek için ısrar etmeyi çok anlamış değilim. Ne var ki burada? Bir rant mı var? Bir paylaşım mı var? Ben daha iyi yönetirim/yöneteceğim mücadelesi midir? Maalesef anlayabilmiş değilim. Çok da anlamak istemiyorum.

Gönül ister ki yapılacak yeni seçimler bir erdem mücadelesi olsun; kırgınlık ve küskünlüklere yeni kapı aralamasın. Kim gelirse gelsin amaç sendikada sendika ile üyeler arasında bir aidiyet duygusu oluştursun ve sendikayı layık olduğu şekilde yönetsin.  Üyeler de gönül rahatlığı içerisinde "Ben falan sendikanın mensubuyum" diyebilsin.

* 13/10/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.