7 Ekim 2018 Pazar

"Öze Dönüş Hareketi" mi Dediniz?


Bir memur sendikasının önceki seçim sürecine "Öze Dönüş Hareketi" sloganıyla yola çıkanlar vardı. Delege ve yönetime gelmek istemelerini "Mevcut yönetimin sendikanın ilk kuruluş felsefesinden uzaklaştığını, bundan dolayı sendikayı yeniden fabrika ayarlarına döndürmek gerekir" diyerek kimi delege, kimi de ilçe ve il yönetiminde görev almak için üyelerinden kendilerine oy vermelerini istemişlerdi. Özellikle sosyal medyayı çok güzel kullanmışlardı. 

Taraf olmamakla beraber seçim sürecinin  bir fazilet mücadelesi olmasını temenni ettim ve sosyal medyada taraflara "Aynı davaya gönül vermiş neferlerisiniz. İşin içinde kazanmak da var, kaybetmek de. Bu süreçte kazanmak amacıyla birbirinin yüzüne bakamayacak söz ve fiillerden kaçının. Kazanan, 'Ezip geçtik' demesin. Kaybeden de küsüp gitmesin. Kazananı tebrik etsin" şeklinde yazıp çizdim. Maalesef süreçte iftiralar, birbirine çalım atmalar oldu. Seçime girdiler ve "Öze Dönüş Hareketi" seçimi kaybetti. Olabilir. Çünkü  seçimlerin bir kazananı bir de kaybedeni olur. Bu da doğaldır.

Seçim sonrasında kırgınlık ve kızgınlıklar oldu. Kimi dışlandı. Maalesef bir erdem yarışı olsun temennim gerçekleşmedi.

Yine bir seçim dönemi geldi çattı. "Öze Dönüş" sözü yok kimsenin ağzında. Özellikle sendikayı asli amacına döndüreceğiz diye yola çıkanlardan tık yok. Üstelik çoğu mevcut yönetimin şemsiyesi altına girdi, ya delege olmak ya da yönetimde görev almak için. 

Merak ettiğim "Öze Dönüş Hareketi" bu işin neresinde? Öze Dönüş dedikleri geçici bir heves miydi ya da hata mıydı? Ya da öyle bir şey yok da göz boyamaca mıydı? Mevcut yönetim kendisini hiç yenilemeden, tavır ve üslubunu değiştirmeden eskisi gibi görevlerine devam etti. Bugün eleştirdikleri yönetimin listesinde görev almaya hazır olduklarına göre o zaman bu arkadaşların "Öze dönme" gibi bir niyetleri yokmuş. Sanırım mevcut yönetim görevini layıkıyla yapmış olmalı ki bu arkadaşlar aynı listeden seçime birlikte giriyorlar. 

Kimsenin niyetini bilmiyorum ama burada bir çelişki var. Ya kendileri daha önce yanlış yoldaydı, şimdi doğru yolu buldular ya mevcut yönetimi yanlış bulmalarına rağmen yönetime göz kırpıyorlar ya da mevcut yönetim doğru yoldaydı. Demek ki "Öze Dönüş" bir hevesmiş, aslı-astarı yokmuş. Tüm mesele bir yorgan kavgasıymış. Madem böyle yapacaklardı ne diye bu güzel kelimeyi kendi emellerine alet ettiler ve kendilerine güvenenleri yüz üstü bıraktılar? 

Bari hiç olmazsa "Biz eski yönetimi tanıyamamışız, onları yanlış tanımışız, sonradan onların doğru olduğunu anladık. Bu konuda yanlış yerde olan ve yoldan çıkan bizmişiz. Önceki seçim döneminde üyelerimizi yanlış yönlendirdiğimizden dolayı özür dileriz" şeklinde biz özeleştiri yapsalar bence erdemlice bir duruş sergilemiş olurlar. Çünkü hatadan dolayı özür dilemek bir erdemliliktir. Yok biz hata yapmadık, o zaman öyleydi; öyle gerekiyordu. Şimdi de böyle gerekiyor. Biz zamanın ruhuna uygun hareket ederiz diye düşünüyorlarsa bir daha hiç öze dönmeye falan kalkmasınlar, kendilerini kaybetmesinler yeter. Bir daha kimseyi heveslerine kurban etmesinler.
Acaba tüm kavga ağızlara bir parmak bal çalmak mı idi! Öze Dönüş hareketini ağızlarına almadan yola devam etmek isteyenlerin iç hallerini, bu süreçte neler çektiğini bilmem. Benim dıştan gördüğüm maalesef iyi bir sınav vermedikleridir. İşin doğrusunu en iyi onlar bilir.

Not: 1.Bu yazıyı sendika seçim sürecinden önce kaleme almıştım. Bu süreçte eski yönetimin listesinden seçime giren bir arkadaşım aradı. Yazımla ilgili serzenişini söyledi. “Neler çektiğimizi bir bilseniz…” dedi. Kimsenin önüne taş koyma gibi bir niyetim olmadığından yazımı seçim öncesi taslağa aldım.
2.Yazımı taslağa aldıktan sonra “Öze Dönüş Hareketi”nden bir başka arkadaş aradı: “Yazınızdan bir arkadaş vasıtasıyla haberdar olmuştum. Hastanede olduğumdan yazınıza üstünkörü bakmıştım ve yazınızı çok beğenmiştim. Müsait olduğum zaman yazıyı tekrar okumak istediğimde sayfanın açılmadığını gördüm” dedi. Kendisiyle telefonda uzun uzadıya konuşma fırsatı buldum. Niçin kaldırdığımı izah etmeye çalıştım. Kendisini çok dertli gördüm. Eğer yanlış anlamadıysam “Öze Dönüş Hareketi” isminin fikir babası kendisinin olduğunu, o süreçte kendisine karşı her türlü baskının yapıldığını, deruhte ettiği görevden istifa etmek zorunda kaldığını, düzenlenen ‘Vefa Gecesi’ne davet edilmediğini, yapılanlardan dolayı gönülden bağlı olduğu sendikasından ayrılmak zorunda kaldığını, birlikte yola çıktıklarının bu süreçte çoğunun dağıldığını” anlatmaya çalıştı.  Sanırım bu arkadaşımız her iki taraftan darbe yemiş birine benziyor. Herhalde insanı üzen de beklemediklerinden gördüğü darbe olsa gerek! Yıllar geçse de insan içinden atamıyor ve derdiyle yaşıyor maalesef.
3. Seçim bittiğine göre kısmi bir düzenleme yazımı tekrar yayımlıyorum.


Sakın “K” ile Başlayan O Kelimeyi Kullanma!


—Kardeş! Hayat gittikçe zorlaşıyor. Ülke bir ekonomik k
—Sakın!
—Ne oldu, neyi sakınacağım, ne yaptım? Konuşturmadın ki! Lafı ağzıma tıktın. Ülke bir k
—Deme, kendine yazık etme!
—Yav ne diyeceğimi nereden biliyorsun da susturuyorsun beni!
—Her şeyi de! Fakat o "k" ile başlayan kelimeyi söyleme!
—Başka ne diyeyim ki?
—Özelliklerini söyle ama adını koyma!
—Mesela?
—"Ekonomi daraldı, bir ekonomik darboğazın içindeyiz, ekonomimiz kırılganlaştı, TL'miz eridi; pul oldu, her şey ateş pahası, iflaslar arttı, alım gücümüz azaldı, sürekli zam geliyor, mutfakta yangın var, ekonomimiz bir saldırı altında..." gibi diyebilirsin.
—Bu kadar örnek verip ağzını yoracağına tek kelimeyle "k" ile başlayan kelimeyi kullansak olmaz mı? Hem aynı şey değil mi?
—Aynı şey olmaya aynı şey. “K” ile başlayan o kelimenin tüm özellikleri olsa da asla o kelimeyi kullanmamak lazım.
—Niçin, kelimelere takıntın mı var? Bazı kelimelere rezerv mi koyuyorsun? Kelimeler meramımızı anlatmak için bir araç değil mi? Sonra ne diye kulağı direk göstermek varken dolandırarak anlatıyoruz bu işi?
—Ben seni düşündüğüm için bu uyarıyı yapıyorum. Yoksa benim için hava hoş!
—Söylediğim zaman ne olur?
—Neler olmaz ki! Her türlü damgayı yiyebilirsin. Çünkü devlet otoritesi senin demeye çalıştığın o “k” ile başlayan kelimenin bu ülkede olmadığını söylüyor.
—Ama var.
—Yok diyorsa yoktur. Sen ondan iyi mi bileceksin? Kim “k” demeye kalkıyorsa kızıyor. Kızma deyince bu kızmayı benim gibi yetkisiz birinin kızması gibi görme.
—Ama benim alım gücüm azaldı. Dün aldığımı bugün alamıyorum.
—Alama! Gerekirse aç kal, aç yat! Ağla, sızla! Ama bu ülkede “k” var deme. Sana ekonominin gidişatı nasıl, ekonomiyi nasıl görüyorsun derlerse tüm özellikleri say ama o kelimenin yanından bile geçmeyeceksin.
—Ama bu Güneş’i balçıkla sıvamak gibi bir şey! O var bu ülkede.
---Varsa var. Sana ne! Eğer burnunu sokup illa bir şey söyleyeceksen söylemeyi bileceksin.
---Nasıl?
---Fıkra sever misin?
---Yerinde olursa!
---Tam yeri o zaman!
Gece rüyasında tüm dişlerinin döküldüğünü, yemek yiyemez hale geldiğini gören bir padişah sıkıntı içinde uyanır. Rüya tabircisini çağırıp rüyanın hayır mı şer mi olduğunu sorar. Tabirci, ‘Şerdir. Çünkü bütün yakınlarınız gözünüzü önünde ölecek, sizi yapayalnız bıraktıklarını göreceksiniz’ şeklinde yorumlayınca bu yorum padişahın hoşuna gitmez. Yorumcuyu zindana attırır. Başka bir rüya yorumcusunu çağırır. O, ‘Rüyanız hayırdır padişahım. Bu rüya tüm akrabalarınızdan daha uzun yaşayacağınıza işaret ediyor’ şeklinde cevaplandırır. Bu yorum hoşuna gidince padişah ikinci yorumcuyu iki kese altınla ödüllendirir.”
---Ama aynı şeyi söylediler. İlkini cezalandırdı, ikincisini ödüllendirdi.
---Elbette, aynı şey söylendi. Önemli olan kime ne söylediğin değil, nasıl söylediğin karşındakinin de neyi, nasıl anladığıdır. Şimdi sen cezalandırılmayı mı istersin yoksa ödüllendirilmeyi mi?
---Cezalandırılmayı kim ister?
---O zaman ne yapacakmışsın?
---Her şeyi söyleyeceğim ama asla “K” ile başlayan o kelimeyi söylemeyecekmişim. 07/10/2018


6 Ekim 2018 Cumartesi

Suud Kralının Yerinde Olmak İster miydiniz? ***

Zaman zaman yaptığı konuşmalar ve icraatlarına kızsak da dediği olmayınca ABD’nin neler yapabileceğini göstermesi ve gizli kalması gereken malumun ilanı görüşmeleri yumurtlaması bakımından ABD Başkan’ı Trump’a ne kadar teşekkür etsek azdır. Kalitesini konuşturmasa da kırdığı yumurtalarla kendinden söz ettirmeye ve dünya basınının manşetlerinde yer almaya devam ediyor.

İşte böylesi haberlerden bir tanesi 03/10/2018 günkü gazetelerin sayfalarında yer aldı. Trump konuşmasında "Suudi Arabistan'ı koruyoruz, onları seviyoruz. Ve Kral'ı, Kral Selman'ı seviyoruz. Ama ona dedim ki 'Seni koruyoruz, bizimleyken tamamen güvendesin. Biz olmasak ne olacağını kim bilir? Biz olmasak orada (iktidarda) 2 hafta bile duramazsın. Trilyonlarca doların var.  Ancak biz almamız gerekenleri alamıyoruz Ordum için ödeme yapmalısın." demiş. Sosyal medyada bu haber gözüme ilişince asparagastır dedim. Ardından haber sitelerine bakınca maalesef haber doğru. Aslında ABD’yi maddi yönden başta Suudi Amerika olmak üzere Körfez ülkeleri ayakta tutuyor. Bu, herkesçe biliniyor da açıkça söylenmiyordu. Bereket diplomatik teamülleri bilmeyen veya hiçe sayan; nerede, kime ne konuşacağını bilmeyen biri ABD’nin başına geldi de kapalı kapılar ardında kalması gereken görüşmeleri meydanlarda bir bir sıralayıveriyor. Eskiden çocuktan al haberi derlerdi. Şimdi Trump’tan alıyoruz.

Bu skandal açıklamanın ardından Suudi Arabistan kralı Selman “Öyle bir konuşma olmadı. Zaten biz kendi kendimizi koruyoruz. ABD’nin bizi korumasına ihtiyacımız yok” şeklinde bir açıklama yaptı mı acaba diye gazetelere göz attım. Boşuna baktım tabi öyle bir şey yok. Bunun için yürek ister. En azından “Sayın Trump’ın gizli kalması gereken ikili görüşmeyi açıklamasından büyük üzüntü duyduk” demiş olabilirler mi dedim. Maalesef böyle bir açıklamada yok. Bunun için mide lazım. Yine gazetelere göz attım, acaba Trump’ın bu açıklamasından sonra Kral Selman istifa etmiş olabilir mi dedim. Çünkü Trump’un yaptığı açıklama yenilir yutulur cinsten bir konuşma değildi. Nerde? Bunun için koltuğa yapışıp kalmamak lazım. Ara ki bulasın bu güzel hasletleri!

Trump’un açıklamasından nice sonra nihayet Veliaht Prens Muhammed, "Ülkesinin ABD'den 30 yıl önce var olduğunu, ülkesinin güvenliği için herhangi bir bedel ödenmeyeceğini ve ABD Başkanı ile çalışmayı sevdiğini” lütfen açıklamış. Buna da şükür! ABD Başkanı ile çalışmayı sevdiklerine göre Trump’ı da çok seviyor olmalılar. Ne diyeyim? Allah sevdikleriyle haşretsin onları.

Yeri geldiği zaman İslam ülkeleri niçin geri deriz. Belli olmuyor mu bu konuşmadan bu mıntıkanın niçin geri kaldığı. Boynunda ABD ve Batı’nın ipi olan bu tipler başta olduğu müddetçe İslam dünyası ne kalkınır, ne onur mücadelesi verir, ne de adam olurlar. Kafalarını kuma gömerek “Kralım ben kral” diyerek koltuk işgal ederler ancak. Halkına karşı despot ve acımasız, ABD ve diğer Batı ülkelerine karşı ise boynu kıldan incedir bunların. Osmanlı’ya ihanetlerinin bedeli olarak o koltukları işgal etmekteler. Her ne kadar koltukta oturuyor ve adlarına da kral dense de asla bir kral olamazlar. Olsa olsa köle olurlar diyeceğim ama kölelere hakaret olur. Çünkü tarihte yaşayan kölelerin özgür olma gibi bir ideal ve hayalleri vardı. Bunlarda o da yok. Şayet kölelerde olan duyarlılığın milyarda biri bu krallarda olsa acından ölür ama asla bu lafların altında kalmaz, hemen esaretten kurtulmak için bir mücadele başlatırlardı. Gerekirse bu uğruda ölmeyi tercih ederlerdi.

Krala değil de İslam dünyası kimlere emanet, Harameyn kimlerin elinde ona yanarım. Allah’ın beyti Kabe bunların esaretinde. Müslümanlar hiç boşuna başka işlerle uğraşmasın. Ne zaman ki Mekke, Medine, Mescid-i Haram gerçek Müslümanların eline geçer işte o zaman İslam dünyası esaretten, rezillikten kurtulmuş olur.

Yedikleri, içtikleri; varlıkları petrole dayalı olan bu entarili kişilerin o petroller burunlarından gelir inşallah! Ölümleri petrol yüzünden olsun! Başka ne diyeyim?

*** 11/10/2018 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.