18 Mayıs 2018 Cuma

Fil ve Nas Süreleri Arasına Sıkıştırdığımız Teravihlerimiz *

Hatimle teravih kıldıran camilerimizi hariç tutuyorum, camilerimizin çoğunda yirmi rekâtlık teravih namazında okunan süreler Fil-Nas arasında gidip geliyor. Yani 114 sürenin içerisinde toru topu 10 süre ile koca bir ramazanın teravihleri kılınıyor. Halkın namaz süreleri dediği süreler günlük ikişer defa okunuyor. Fatiha dışında kalan diğer 103 sürenin yüzüne bakan yok. Gören de namaz sadece Fil-Nas arasındaki süreler ile okunur sanır. Cami görevlilerimiz yeminli sanki. 

Haklarını yemeyelim, Vitir namazını kılarken bazıları ilk rekatta vel-asrı diye bildiğimiz Asr süresini okuyor. Maalesef din görevlilerimiz işin kolayına kaçıyor. Dönüp dönüp elem tera ve kul eûzü arasını talim ediyor namazda, "Ettekrâru ahsen, velev kâne yüz seksen" (180 kere de olsa tekrar etmek güzel) misali. Ne var böyle teravih kıldırmaya. Eğer teravihler halkın ekseriyetinin bildiği Fil ve Nas arasına sıkıştırılacaksa bunun için imam Hatip ve ilahiyat okumaya gerek yok. Din görevlilerine ayrıca maaş bağlayıp camilerde görev vermeye de gerek yok. Mevcut kıldırılan namazı normal vatandaşımız da kıldırır. Yazık gerçekten yazık! Bu kadar kolaycılığa kaçılmaz. 

Mihraba geçen görevlilerimizin namazlarda değişik ayetlere yer vermeli diye düşünüyorum. Açıkçası farklı ayetler okunmalı namazlarda. Nasıl ki iyi bal vermesi için arılar her çiçeğe konup öyle bal veriyorsa imamlarımız da her ayete yer vermeli namazlarında. Farklı ayet okumalıyım diye imamlarımız gündüzünde Kur'an'ı açıp ayet ezberleme yoluna gitmeli. Bu konu sadece imamların insafına bırakılabilecek bir konu değildir. Diyanet veya müftülükler bu konuya el atmalı. Nasıl ki hutbelere el attı, her camimizde diyanetin hazırladığı hutbe okunuyorsa rekatlarda okunacak ayet ve sürelerde de bir planlama yapabilir. Ramazan boyunca okunacak ayetleri belirleyerek aylar öncesinden web sitesinden yayımlayabilir. Böylece imamlarımız hem Kur'an'la daha fazla hemhal olmuş, cemaat de farklı ayet işiterek namazını kılmış olur. 

Her teravihte "namaz sürelerini" okumak tembelliğin bir göstergesidir. İmamın kendisini geliştirmediğine işaret etmektedir. Bu durum, farklı kaynaklardan araştırmadan sadece ders kitabı çerçevesinde ders anlatan öğretmenin durumuna benzer. Yanlış anlaşılmasın, namazlarda/teravihlerde bu küçük sürelere hiç yer verilmesin iddiasında değilim. Mutlaka bu sürelere yer verilsin, ama tadında bırakalım, yeterince okuyalım. Diğer sürelerden de ayetler seçip okuyalım. Nasıl ki vücudun besin, kalori ve vitamin ihtiyacını gidermek için her türlü gıdanın yenip içilmesi gerekiyorsa ruhun gıdası diyebileceğimiz Kur'an ayetleri de namazda çeşit çeşit okunmalı, farklı ayet ve süreler göğsümüze, gönlümüze, kalp ve ruhumuza hitap etmeli. Sanki malzeme sıkıntısı varmış gibi aynı on süreye bir akşamda   ikişer defa yer verilmesi, bu durumun otuz gün boyunca devam etmesi ve diğer ayet ve sürelerin es geçilmesi, vücudun ihtiyacı olan tüm yiyeceklerin yeneceği yerde belli yiyecekleri vücuda sürekli enjekte etmeye benzer. 

Teravihlerin Fil ve Nas süreleri arasına sıkıştırılmasını veya hapsedilmesini benim gibi dert edinenin sayısı ne kadardır veya bu üzerinde durulması gereken bir mesele midir bilmiyorum ama Diyanetin namazda okunacak ayet veya sürelerle ilgili bir proje geliştirmesinde fayda vardır. Böyle bir proje en azından din görevlilerimizin kendilerini daha iyi yetiştirmesine sebebiyet verecek, onları tekrardan kurtaracak ve onlara yeni bir heyecan ve ayet öğrenme azmi verecektir.

* 19/05/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

17 Mayıs 2018 Perşembe

Fil ve Nas Süreleri Arasına Hapsettiğimiz Teravihlerimiz

Konya’da sayıları epeyce  olan bazı camilerimizde teravih namazları hatimle kılınmaktadır. Her rekatında bir sayfa okunmak suretiyle bir akşamda yirmi sayfa okunarak orucun bitiminde Kur’an’ı Kerim baştan sona okunmuş oluyor. Teravihi hatimle kıldıran camilerin kendine göre sürekli cemaati var. Sayısı da az değil. Diğer camilerimizde teravihte okunan ayet veya sürelerin çeşidi imamlarımızın durumuna kalmış. Bir yek düzelik yok. Ama genelinde teravihler Fil Süresi ile Nas Süresi arasında geçiyor. Halk arasında kullanılan deyimle namaz süreleri/duaları arasında dönüp dolaşıyor.

Evime yakın diye geçen yıl zaman zaman gittiğim, bu yıl da devam ettiğim camimizin imamı da teravihi Fil-Nas arasına hapsetmiş durumda. Sanırım bu şekilde okuma imamın işine geliyor, cemaatin de hoşuna gidiyor.  Çünkü imam, gündüzden akşam ne okuyayım hazırlığı yapmaya ihtiyaç duymuyor, cemaat de imam şu rekatta hangi süreyi okudu diye düşünmek zorunda kalmıyor. Üstelik dalıp gitse bile her gün okunan süreden teravihin bitmesine kaç rekat kaldığı bilinebiliyor. 

Bildiğim kadarıyla imamımız yirmi yıldır, belki de daha fazladır aynı camide görevli. 
Hizmette de 30 yılı devirmiş görünüyor. Ne camisini değiştirmiş, ne de okuyuşunu ve okuduğunu. Otuz yıldır her teravihte farklı bir ayet okusaydı Kur’an’ı çoktan ezberler, hafızı kelam olurdu. Ama hocamız işin kolayından ziyade işin kolaycılığına kaçmış görünüyor. Zaten cemaatin imama, “Elem tera ve Kul eûzü bi’rabbi’nnâs’ın dışında başka ayet veya süre yok mu” deme durumu yok. Çünkü cemaat ne derse desin, imam bildiğini okuyor zaten. Açıkçası bir cemaat olarak farklı ayet ve süreler istiyorum namazlarda, özellikle teravihlerde.

Belli bir makul süreden sonra aynı yerinde görev yapmaya devam edenler genelde bir müddet sonra heyecanlarını kaybedebiliyor ve kendisini tekrardan başka bir şey yapamıyor. Zaten birçok kurumda olduğu gibi buralarda da doğru-dürüst denetim yok. Gerçekten bir yerde 25-30 yıl görev yapan mahalleye ne verebilir? Niçin rotasyon düşünülmez? Aslında her yer değişimi, yeni bir muhit kişiye yeni bir heyecan vermektedir ve elzemdir. Genelde bu ülkede rotasyon denince hep akla öğretmen gelir, imamlarımız hiç akla gelmez. Halbuki bir okulda öğretmen çok verimsiz olsa aynı çocuğa dört yıl zarar verebilir. Mezun olan çocuk kurtuluyor. Cami görevlimiz ise lojmanı olan bir camiye kapak atmışsa onu oradan ya ölüm alır ya da emeklilik durumu. Bir ara belli bir süre çalışanlara bir rotasyon getirildi; bir yıl uygulandı, sonra tekrar vazgeçildi. Hem öğretmene, hem imam-hatibe ve hem kamu çalışanlarına mutlaka rotasyon uygulamasına geçilmelidir. Harekette bereket vardır diye düşünüyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Ccuma günleri okunacak hutbe konularını belirlemekte ve hutbe hazırlamakta ve hangi hutbenin hangi hafta okunacağını web sitesinden duyurmaktadır. DİB, hutbe konusunda yaptığı bu uygulamayı teravihlerde okunacak ayet veya süreleri belirlemede kullanamaz mı? Her ramazan gelmeden önce Diyanet, her gün okunacak 20’er ayet belirleyip cami görevlilerine gönderse cami görevlilerimiz ramazan gelmeden önce bu ayetleri ezberleme yoluna gider ve kendisini yenilemiş olur. Cemaat de her gün, her rekatta farklı bir ayeti dinler. Hatta Diyanet, okunacak ayetleri web sitesinden duyurursa cemaatten meraklı olanlar bu ayetleri gündüzden öğrenme yoluna gidebilirler.

16 Mayıs 2018 Çarşamba

Babanın Günahını Niçin Evladı Çeksin?

Ne zaman bitmeyen çilemiz Filistin meselesi gündeme gelse, İsrail Filistinlileri katletse dünya ayağa kalkar. İsrail'in bu orantısız güç kullanmasını eleştirir. Ülkemizin bu konuda sesi daha bir gür çıkar. Devletin en tepesinden İsrail'i yerden yere vuran açıklamalar gelirken halkımız da protesto eylemleri düzenler. Devletiyle ve milletiyle topyekûn Filistinlilerin yanındayız dense yeridir. Buraya kadar sorun yok. Sorun içimizde sesi cılız çıkan bazılarının yazıp çizdikleri ve dillendirdiklerinde.

Ne mi yapıyorlar? İçimizdeki bu kesim hemen tarihe gidiyor, Filistinlilerin Osmanlıya nasıl ihanet ettiklerini, nasıl arkadan vurduklarını anlatıyorlar bir güzel. Ardından İsrail'in terörüne ve Filistinlilerin gözyaşına değiniyorlar. Bu tiplerin yazdıklarından ben, "Filistinlilerin üzüntülerini paylaşıyor, İsrail'i telin ediyoruz ama Filistinlilerin bugün başına gelenler dünkü ihanetlerinin bir bedelidir, biz bunu unutmadık, size de hatırlatıyoruz" demek istediklerini anlıyorum. Hatta utanmasalar belki de "oh olsun" diyecekler.

Tarihi olayları derinlemesine bilmesem de Arapların Osmanlı'yı I.Dünya Savaşında arkadan vurdukları bir gerçek. Kabul. Ama hepsi mi  bize arkadan vurdu? Değil elbet. O zaman niçin tüm bir coğrafyayı ve bir ırkı toptan suçluyor, toptancılık yapıyoruz. Bir kısım Arapların bizi arkadan vurması tam bir ihanettir. Bunu tasvip etmemiz mümkün değil. Üstelik biz Müslüman kardeşiz. Pekiyi Arapların bu ihanetinde bizim suçumuz yok mu? Demek ki oraları boş bırakmışız, birileri doldurmuş. Çünkü tabiat boşluk bırakmaz. Biz eskisi gibi güçlü olsaydık, zaafa düşmeseydik kimse bize arkadan hançer saplayamazdı. Haydi diyelim ki Arapların yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında idi, hiçbir dertleri ve sorunları yoktu. İngilizlerle bir olup bize keyfi isyan ettiler. İsyan ne zaman olmuş? Yüzyıl önce. Bugün isyan edenlerden yaşayan var mı? Yok. Hepsi vefat ettiler, hatta bu isyancılardan sonra kaç nesil vefat etti. Bugünkü Arapların isyanda payı var mı? Herhalde var diyemezsin. Çünkü akıl, mantık bunu gerektiriyor. Eğer babalarının yaptığı ihanetten dolayı bunlara da hain diyorsak bunun ne bilimsel, ne dini açıklaması vardır. Bu suçlama, olsa olsa Hıristiyanların "Asli günah"veya "İlk günah" açıklamasına girer. Zira onlara göre Adem ile Havva'nın  yasak ağacın meyvesinden yemesinden dolayı bu ikisinin suç işlediğine ve bundan sonra doğan herkesin günahkar olarak dünyaya geldiğine inanılır. İsa, çarmıha gerilerek günahların bedelini ödemiş, bundan sonra gelenler de ilk günahtan kurtulmak için vaftiz olmaları gerekiyor. 

Atalarının geçmiş ihanetlerinden dolayı bugün bizim Arapları suçlamamız, Hıristiyanların asli günahtan farklı değil. Haydi diyelim ki onlar vaftiz gibi bir yol bulup ilk günahtan kurtuluyorlar. Peki biz ne yapacağız? Zira biz Müslümanız. Üstelik bize göre her doğan günahsız olarak dünyaya gelir, kimse babasının günahını çekmez. İnancımız, suçun ferdiliğini esas alır. 

Durum bu iken geçmişin suçunu hiçbir şeyden haberi olmayan çocuklarına yıkmak inancımıza terstir. Yok bunlar yedisinde ne ise yetmişinde de odur, bu Arapların genlerinde vardır, denirse bu da başka bir ırkı kötülemektir, ırkçılıktır. Bu da inancımıza aykırıdır. Üstelik cahiliye adetidir.