15 Mayıs 2018 Salı

Kime Oy Vereceğim?

● Bir araba kiralayarak cadde ve sokakları sabahtan akşama dolaşan ve aracın içinden banttan yayın veren, parti müziği çalan ve seyyar pazarcı esnafa özenen ve bunu en fazla yapan ve beni en fazla rahatsız eden partiye, (Partilerin propaganda döneminde kaç cadde ve sokağı gezdiğini, kaç km yol kat ettiğini, ne kadar akar yakıt kullandığını, kiraladığı araca ne kadar para verdiğini  not etmesinde fayda var.)
● Cadde, sokak, bilbordlara, miting yerlerine en fazla parti bayrağı ve afiş asan ve çevreyi en fazla kirleten partiye,
● En fazla parti müziği yaptıran partiye,
● Uygulanabilirliği olsun veya olmasın, isterse absürt olsun en fazla seçim vaadinde bulunan partiye,
●Ne yapacaklarını anlatmaktan ziyade sürekli rakibini eleştiren partiye,
●Rakibiyle ilgili arşivleri karıştırarak gün yüzüne çıkaran, rakibine belden aşağı vuran partiye,
● Hangi ile giderse gitsin miting meydanında hep aynı cümle ve vaatleri konuşan, kendisini seçim boyunca hiç değiştirmeyen partiye,
● Miting meydanı kalabalık olsun diye köy, kasaba ve ilçelerden bedava otobüs kaldıran partiye,
● Seçim zamanı benimle kırk yıllık arkadaş gibi olan, seçimden sonra bir daha yanıma uğramayan partiye,
● Kazandığı zaman seçmeni öven, kaybettiği zaman seçmeni suçlayan partiye,
● Seçimi kaybettiği zaman bin bir mazeret üreten, ama kendisine toz kondurmayan ve çekip gitmeyen partiye,
● Seçimi kazanmak için her yolu mübah gören partiye,
● Seçmene ve rakiplerine tepeden bakan, kendini beğenmiş partiye...

14 Mayıs 2018 Pazartesi

Dünya Senin Başkentin Olsa Kaç Yazar! *


1948 yılında ne zamanki sen paraşütle getirilip Filistin’de sözde bir devlet kurdun, Ortadoğu’da kan durmadı, gözyaşı hiç dinmedi. Ne kimseye huzur verdin, ne de kendin huzur buldun. Çünkü çıbanbaşıydın. Orada tutunmak için baba bir öz kardeşini öldür öldür bitmedi. Onlar bir öldü, bin dirildi. Sen her gün öldürürken ölüyorsun. Çünkü korkuyorsun. Korktuğun için belki ecele faydası olur diye hala öldürmeye devam ediyorsun, üstelik Tora’daki “Öldürmeyeceksin” emrine rağmen.

Geçmişten bugüne öldür öldür iyice tecrübelendin. Artık huzuru öldürmede arıyorsun. Çünkü kan görmeyince doymuyor ve durmuyorsun. Hepsini öldüreyim, rahat edeyim diyorsun ama gördüğün gibi bitiremedin. Zaten bitiremeyeceksin. Aslında öldürürken bitiyorsun, fakat farkında değilsin. Dünyanın kabadayısı arkanda oldukça, en ileri silah ve teçhizatı sende oldukça, senin zulmüne dünya seyirci kaldıkça, etrafındaki çadır devlet görünümlü bedeviler senin yediğin herzelere sessiz kaldıkça sen yine öldürmeye devam edeceksin. Ama huzur bulmayacaksın. Çünkü zulümle abat olunmaz. Bugüne kadar zulümle kim huzur buldu ki sen bulacaksın?

Özrü kabahatinden büyük, işgalci bir devlet iken cami duvarına işemesem olmaz deyip Müslümanların kutsalı Kudüs’ü başkent ilan ettin. En büyük destekçin yine seni yalnız bırakmadı. Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyarak sana her zamanki desteğini yineledi. Amerika’dan korktuğu kadar Allah’tan korkmayan bölge ülkeleri yine her zamanki gibi sessizliğine büründü. Sadece güce tapan dünya zaten körler ve sağırlara oynuyor.

Trump, Telaviv’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyarak sizin gözünüze ve gönlünüze girmeye çalışa dursun, siz de gördüğünüz her Filistinliyi öldürmeye kalkın. Çünkü biriniz Yahudi, diğeriniz Hristiyan. Düşman çatlatır cinsten dayanışmanız. Siz kör ve şaşı olarak birbirinizi ağırlamaya devam edin. Ama unutmayın ki etrafına huzur vermeyen bu kanlı saltanatınız bir gün sona erecek. Çünkü kan üzerine kurulan bir saltanat ilanihaye devam etmez.

Kurulduğunuz andan itibaren öldürmediğiniz ve sürgün etmediğiniz Filistinli kalmadı. Ama istatistiklere bakıyorum, öldürdükçe sayıları artmış Filistinlilerin.  1948’den beri kurmaya çalıştığınız devlete sağdan-soldan Yahudi getirterek nüfusunuzu artırmaya çalışıyorsunuz, belki doğumu da teşvik ediyorsunuz ama görüyorum ki sayınız artmıyor. Ya öldürmekten fırsat bulamıyor, ya yayılmacılıktan, ya da “Keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner” diye korkunuzdan ecel teri döküyorsunuz.

Yaptıklarınızdan dolayı geçmişte iki defa sürgün hayatı yaşamanıza, yaşadığınız memlekette taş üstünde taş kalmamasına rağmen hala ibret almamışa benziyorsunuz. Unutmayın ki bir zamanlar dünyada memleketsizdiniz. Kimse sizi ülkesinde görmek istemiyordu. Niye ki acaba? Çünkü gittiğiniz hiçbir yerde rahat durmadınız. Güya siz seçilmiş bir ırksınız. Kendinizi buna inandırdınız ve Allah’ın size vaat ettiği toprakların hayaliyle yanıp tutuşuyorsunuz. Saldırganlığınız bundan zaten. Ecelimiz gelmeden vaat edilen topraklara bir konalım diyorsunuz. Daha çok bekler, avucunuzu yalarsınız. Siz daha paraşütle kurdurulan devletinizi korumaktan acizsiniz. Gece-gündüz rahat uyuyamayıp Filistinli kabusu görüyor: Ben bunları öldürmesem bir gün bunlar bana hesap soracak korkusu yaşıyorsunuz. Eğer buna yaşamak denirse…

Bu kafayla giderseniz, bırakın arzı mevudu; evdeki bulgurdan olacaksınız. Çünkü son kararınızla cami duvarına işediniz. Yine bu psikolojiyle değil Kudüs; dünya sizin başkentiniz olsa adam olmadıktan, insanlıktan nasibini alamadıktan sonra kaç yazar? Eğer bu haltınıza devam edecekseniz size tavsiyem “Ağlama Duvarı” sayınızı çokça artırın. Çünkü eğer sağ kalır, nesliniz devam eder ve barınabilecek bir ülke bulabilirseniz bu gidişle daha çok ağlama duvarına ihtiyacınız olacaktır.

* 16/05/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


13 Mayıs 2018 Pazar

"Başkasının Dolduruşuna Gelip Savrulma!"


—Efendim! Ömrün mücadeleyle geçti, biz senin dizinin dibinde büyüdük, biz hata yaptık; sen düzelttin. Her fani gibi geldin gidiyorsun. Senden sonra bayrağı biz devralacağız. Sen koca bir çınarsın. Bize tecrübelerinden hareketle hata yapmamamız için neler önerirsin? Öncelikle bize hakkını helal et.
—Bak evladım! Hangi işi yaparsan yap ama işinde en iyisi ol, işini ibadet aşkı içerisinde yap.
—Başka?
—Malum, insanoğlu toplumsal bir varlıktır. Sen de toplum içinde yaşamaya ve toplumun ihtiyacı olan alanlarda görev al.
—Tamam, bu da kolay!
—Yalnız bu işi yaparken de dikkatli olacaksın.
—Nasıl efendim?
—Hayat öyle bir şeydir insanı vezir de yapar, rezil de. Sen vezir olmaya bak. Yani kubbede hoş bir seda bırakmaya çalış.
—Ne yapmalıyım efendim, ne tavsiye edersiniz?
—Kiminle iş tutacağını, kiminle bulunacağını, kiminle aşık atacağını, kiminle sırt sırta vereceğini iyi belirle. Dost kim, düşman kim? Kimi sevindirip kimi üzeceksin? Kim senin fikrine, zikrine düşman, kim seni kendinden biliyor? Bu tipleri iyi tanı. Dün sana düşman olanlar senin kaşına-gözüne değil, zihniyet ve görüşüne düşman idiler. Zaten boğmaya çalışmışlardı bizi. Ellerinde fırsat olsaydı yaşatmazlardı bilesin.
—Efendim, bunlara karşı nasıl tavır almalıyım?
—Dün zihniyetinden dolayı seni tu kaka yapanlar bir gün yanına yaklaşırlarsa, sana gülücükler  dağıtırlarsa bu işte bir hinoğlu hinlik olabilir; bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü diye düşün; onların dolduruşuna gelme, bu kerameti kendinden sanma.
—Efendim, bu durumda ne yapmalıyım?
—Sana iltifat edene sen de güler yüz göster, ilişkileri kesme.
—Yani?
—İletişime devam et ama birlikte iş tutmaya kalkma. Çünkü niyetleri sizi birbirinize kırdırmak olacaktır. Çünkü siz büyük bir camia oldunuz. Seninle diğer kardeşinin ipini çekmeye çalışırlar. Kardeşinin karşısına seni allayıp pullar ve onun karşısına çıkarırlar. Sakın böyle bir oyuna gelme. Bölünür, parçalanırsınız.
—Efendim biraz açık konuşur musun?
—Kendine yakışanı yap. Kardeşinin ipini çekme. Kardeşinin yanında saf tut, onun hatalarını düzeltmeye çalış. Bil ki aynı gemidesiniz. Gemi su alırsa sen de gidersin. Hiçbir şey yapamasan bile susmayı dene. Çünkü eski dostlar düşman olmaz. Şayet düşman olursanız sadece rakiplerinizi sevindirmiş olursunuz. Bu da gücünüzü zayıflatır.
—Ama efendim onlar bizi dinlemez ve hesaba katmazsa...
—Dinlemezse dinlemesin. Küs, darıl, uzaklaş, gönül koy ama gidip onun rakiplerinin koynuna girme. Zaten yakışmaz bize.
—...
—Sana son sözüm, savrulma ve şaşırma. Allah kimseyi şaşırtmasın. Şayet dediklerim bir kulağından girip öbüründen çıkacaksa ve bildiğini okuyacaksan, tüm bu işleri yaparken ben büyüdüm artık, kendi göbeğimi kendim keserim diyeceksen; benim ardıma saklanıp adımı kullanma.