● Bir araba kiralayarak cadde ve sokakları sabahtan akşama dolaşan ve aracın içinden banttan yayın veren, parti müziği çalan ve seyyar pazarcı esnafa özenen ve bunu en fazla yapan ve beni en fazla rahatsız eden partiye, (Partilerin propaganda döneminde kaç cadde ve sokağı gezdiğini, kaç km yol kat ettiğini, ne kadar akar yakıt kullandığını, kiraladığı araca ne kadar para verdiğini not etmesinde fayda var.)
● Cadde, sokak, bilbordlara, miting yerlerine en fazla parti bayrağı ve afiş asan ve çevreyi en fazla kirleten partiye,
● En fazla parti müziği yaptıran partiye,
● Uygulanabilirliği olsun veya olmasın, isterse absürt olsun en fazla seçim vaadinde bulunan partiye,
●Ne yapacaklarını anlatmaktan ziyade sürekli rakibini eleştiren partiye,
●Rakibiyle ilgili arşivleri karıştırarak gün yüzüne çıkaran, rakibine belden aşağı vuran partiye,
● Hangi ile giderse gitsin miting meydanında hep aynı cümle ve vaatleri konuşan, kendisini seçim boyunca hiç değiştirmeyen partiye,
● Miting meydanı kalabalık olsun diye köy, kasaba ve ilçelerden bedava otobüs kaldıran partiye,
● Seçim zamanı benimle kırk yıllık arkadaş gibi olan, seçimden sonra bir daha yanıma uğramayan partiye,
● Kazandığı zaman seçmeni öven, kaybettiği zaman seçmeni suçlayan partiye,
● Seçimi kaybettiği zaman bin bir mazeret üreten, ama kendisine toz kondurmayan ve çekip gitmeyen partiye,
● Seçimi kazanmak için her yolu mübah gören partiye,
● Seçmene ve rakiplerine tepeden bakan, kendini beğenmiş partiye...
15 Mayıs 2018 Salı
14 Mayıs 2018 Pazartesi
Dünya Senin Başkentin Olsa Kaç Yazar! *
1948 yılında ne zamanki
sen paraşütle getirilip Filistin’de sözde bir devlet kurdun, Ortadoğu’da kan
durmadı, gözyaşı hiç dinmedi. Ne kimseye huzur verdin, ne de kendin huzur
buldun. Çünkü çıbanbaşıydın. Orada tutunmak için baba bir öz kardeşini öldür
öldür bitmedi. Onlar bir öldü, bin dirildi. Sen her gün öldürürken ölüyorsun.
Çünkü korkuyorsun. Korktuğun için belki ecele faydası olur diye hala öldürmeye
devam ediyorsun, üstelik Tora’daki “Öldürmeyeceksin” emrine rağmen.
Geçmişten bugüne öldür
öldür iyice tecrübelendin. Artık huzuru öldürmede arıyorsun. Çünkü kan görmeyince
doymuyor ve durmuyorsun. Hepsini öldüreyim, rahat edeyim diyorsun ama gördüğün
gibi bitiremedin. Zaten bitiremeyeceksin. Aslında öldürürken bitiyorsun, fakat
farkında değilsin. Dünyanın kabadayısı arkanda oldukça, en ileri silah ve teçhizatı
sende oldukça, senin zulmüne dünya seyirci kaldıkça, etrafındaki çadır devlet
görünümlü bedeviler senin yediğin herzelere sessiz kaldıkça sen yine öldürmeye
devam edeceksin. Ama huzur bulmayacaksın. Çünkü zulümle abat olunmaz. Bugüne kadar
zulümle kim huzur buldu ki sen bulacaksın?
Özrü kabahatinden büyük,
işgalci bir devlet iken cami duvarına işemesem olmaz deyip Müslümanların
kutsalı Kudüs’ü başkent ilan ettin. En büyük destekçin yine seni yalnız
bırakmadı. Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyarak sana her zamanki desteğini
yineledi. Amerika’dan korktuğu kadar Allah’tan korkmayan bölge ülkeleri yine
her zamanki gibi sessizliğine büründü. Sadece güce tapan dünya zaten körler ve
sağırlara oynuyor.
Trump, Telaviv’deki
büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyarak sizin gözünüze ve gönlünüze girmeye çalışa
dursun, siz de gördüğünüz her Filistinliyi öldürmeye kalkın. Çünkü biriniz
Yahudi, diğeriniz Hristiyan. Düşman çatlatır cinsten dayanışmanız. Siz kör ve
şaşı olarak birbirinizi ağırlamaya devam edin. Ama unutmayın ki etrafına huzur
vermeyen bu kanlı saltanatınız bir gün sona erecek. Çünkü kan üzerine kurulan
bir saltanat ilanihaye devam etmez.
Kurulduğunuz andan
itibaren öldürmediğiniz ve sürgün etmediğiniz Filistinli kalmadı. Ama
istatistiklere bakıyorum, öldürdükçe sayıları artmış Filistinlilerin. 1948’den beri kurmaya çalıştığınız devlete
sağdan-soldan Yahudi getirterek nüfusunuzu artırmaya çalışıyorsunuz, belki
doğumu da teşvik ediyorsunuz ama görüyorum ki sayınız artmıyor. Ya öldürmekten
fırsat bulamıyor, ya yayılmacılıktan, ya da “Keser döner, sap döner; gün gelir
hesap döner” diye korkunuzdan ecel teri döküyorsunuz.
Yaptıklarınızdan dolayı
geçmişte iki defa sürgün hayatı yaşamanıza, yaşadığınız memlekette taş üstünde
taş kalmamasına rağmen hala ibret almamışa benziyorsunuz. Unutmayın ki bir
zamanlar dünyada memleketsizdiniz. Kimse sizi ülkesinde görmek istemiyordu.
Niye ki acaba? Çünkü gittiğiniz hiçbir yerde rahat durmadınız. Güya siz
seçilmiş bir ırksınız. Kendinizi buna inandırdınız ve Allah’ın size vaat ettiği
toprakların hayaliyle yanıp tutuşuyorsunuz. Saldırganlığınız bundan zaten.
Ecelimiz gelmeden vaat edilen topraklara bir konalım diyorsunuz. Daha çok
bekler, avucunuzu yalarsınız. Siz daha paraşütle kurdurulan devletinizi
korumaktan acizsiniz. Gece-gündüz rahat uyuyamayıp Filistinli kabusu görüyor: Ben
bunları öldürmesem bir gün bunlar bana hesap soracak korkusu yaşıyorsunuz. Eğer
buna yaşamak denirse…
Bu kafayla giderseniz, bırakın
arzı mevudu; evdeki bulgurdan olacaksınız. Çünkü son kararınızla cami duvarına
işediniz. Yine bu psikolojiyle değil Kudüs; dünya sizin başkentiniz olsa adam
olmadıktan, insanlıktan nasibini alamadıktan sonra kaç yazar? Eğer bu haltınıza
devam edecekseniz size tavsiyem “Ağlama Duvarı” sayınızı çokça artırın. Çünkü
eğer sağ kalır, nesliniz devam eder ve barınabilecek bir ülke bulabilirseniz bu gidişle daha çok ağlama duvarına
ihtiyacınız olacaktır.
* 16/05/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
* 16/05/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
13 Mayıs 2018 Pazar
"Başkasının Dolduruşuna Gelip Savrulma!"
—Efendim! Ömrün mücadeleyle geçti, biz senin dizinin
dibinde büyüdük, biz hata yaptık; sen düzelttin. Her fani gibi geldin
gidiyorsun. Senden sonra bayrağı biz devralacağız. Sen koca bir çınarsın. Bize
tecrübelerinden hareketle hata yapmamamız için neler önerirsin? Öncelikle bize
hakkını helal et.
—Bak
evladım! Hangi işi yaparsan yap ama işinde en iyisi ol, işini ibadet aşkı
içerisinde yap.
—Başka?
—Malum,
insanoğlu toplumsal bir varlıktır. Sen de toplum içinde yaşamaya ve toplumun
ihtiyacı olan alanlarda görev al.
—Tamam,
bu da kolay!
—Yalnız
bu işi yaparken de dikkatli olacaksın.
—Nasıl
efendim?
—Hayat
öyle bir şeydir insanı vezir de yapar, rezil de. Sen vezir olmaya bak. Yani
kubbede hoş bir seda bırakmaya çalış.
—Ne
yapmalıyım efendim, ne tavsiye edersiniz?
—Kiminle
iş tutacağını, kiminle bulunacağını, kiminle aşık atacağını, kiminle sırt sırta
vereceğini iyi belirle. Dost kim, düşman kim? Kimi sevindirip kimi üzeceksin?
Kim senin fikrine, zikrine düşman, kim seni kendinden biliyor? Bu tipleri iyi
tanı. Dün sana düşman olanlar senin kaşına-gözüne değil, zihniyet ve görüşüne
düşman idiler. Zaten boğmaya çalışmışlardı bizi. Ellerinde fırsat olsaydı yaşatmazlardı
bilesin.
—Efendim,
bunlara karşı nasıl tavır almalıyım?
—Dün
zihniyetinden dolayı seni tu kaka yapanlar bir gün yanına yaklaşırlarsa, sana
gülücükler dağıtırlarsa bu işte bir hinoğlu hinlik olabilir; bayram
değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü diye düşün; onların dolduruşuna
gelme, bu kerameti kendinden sanma.
—Efendim,
bu durumda ne yapmalıyım?
—Sana
iltifat edene sen de güler yüz göster, ilişkileri kesme.
—Yani?
—İletişime
devam et ama birlikte iş tutmaya kalkma. Çünkü niyetleri sizi birbirinize
kırdırmak olacaktır. Çünkü siz büyük bir camia oldunuz. Seninle diğer
kardeşinin ipini çekmeye çalışırlar. Kardeşinin karşısına seni allayıp
pullar ve onun karşısına çıkarırlar. Sakın böyle bir oyuna gelme. Bölünür,
parçalanırsınız.
—Efendim
biraz açık konuşur musun?
—Kendine
yakışanı yap. Kardeşinin ipini çekme. Kardeşinin yanında saf tut, onun
hatalarını düzeltmeye çalış. Bil ki aynı gemidesiniz. Gemi su alırsa sen de
gidersin. Hiçbir şey yapamasan bile susmayı dene. Çünkü eski dostlar düşman
olmaz. Şayet düşman olursanız sadece rakiplerinizi sevindirmiş olursunuz. Bu da
gücünüzü zayıflatır.
—Ama
efendim onlar bizi dinlemez ve hesaba katmazsa...
—Dinlemezse
dinlemesin. Küs, darıl, uzaklaş, gönül koy ama gidip onun rakiplerinin koynuna
girme. Zaten yakışmaz bize.
—...
—Sana
son sözüm, savrulma ve şaşırma. Allah kimseyi şaşırtmasın. Şayet dediklerim bir
kulağından girip öbüründen çıkacaksa ve bildiğini okuyacaksan, tüm bu işleri
yaparken ben büyüdüm artık, kendi göbeğimi kendim keserim diyeceksen; benim
ardıma saklanıp adımı kullanma.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)