—Akşam eve erken gel, tamam mı?
—...
—Cevap versene, tamam mı?
—Tamam değil.
—Anlamadım, ne demek şimdi bu? Yoksa sözümü dinlemiyor, karşı mı geliyorsun bana?
—Sana karşı gelmek ne haddime hanım!
—Eee o zaman?
—Ben hayatta üç kişiye karşı gelmem: Biri sensin, öbürü devlet, diğeri de enişte.
—Ha şöyle! Akıllı adamı severim. Yoksa...
—Elbette öyle olacak, yani sizin dediğiniz. Huzurum için yapacağım. Çünkü daha ben aklımı peynir-ekmekle yemedim. Zira sizin huzurunuz benim huzurum demektir.
-Uzatma! Bana edebiyat yapma. Kısa ve net cevap ver. Akşam erken geliyorsun değil mi?
—Böyle sorarsan cevabım bundan önce olduğu gibi hep evet gelirim/yaparım olur.
—Bu işi bu kadar uzatacağına işin başında tamam deyiversen ne olurdu? Tamam geliyorsun tamam mı?
—Şimdi olmadı. Evet geleceğim ama tamam değil.
—Allah Allah! Sana bir şeyler oldu bugünlerde herif! Derdin ne senin? Eski köye yeni adet getirme.
—Bir şey olduğu yok hanım! Ben yine eski bildiğin gibiyim. Ama bana her şeyi de, ama tamam mı deme...
11 Mayıs 2018 Cuma
Bir Defa da Olsa Bizi Şaşırtsa Ne Olur? *
ABD eski başkanı Barack Obama tarafından İran ile yapılan
nükleer anlaşması yeni başkan Trump tarafından tek taraflı olarak bozuldu.
Böylece devletlerde devamlılık esastır kuralını çöpe atmış oldu. Şimdi İran'a
savaş ve büyük yaptırımlar konuşuluyor.
Trump'ın bu densizliğine dünya tepki gösterirken iki
ülkeden Trump'a destek geldi: Biri İsrail, diğeri Suudi Arabistan. Çok mu
şaşırdım? Hiç şaşırtmadılar beni. Ne de olsa muhteşem üçlü. Yedikleri,
içtikleri bir! Düşündükleri aynı! Birbirlerinin kopyası gibiler.
ABD'yi biliyoruz, İsrail'i de. "Biz bu dünyada var
olduğumuz müddetçe kimse huzur bulmayacak, kan eksik olmayacak...hep gerilim,
hep kaos..." derdindeler. "Siz bizim emellerimize hizmet etmezseniz,
bu daha iyi günleriniz" diyorlar. Biri Hıristiyan, diğeri Yahudi. Ne de
olsa kendi düşüncelerine hizmet ediyorlar. Beni esas şaşırtan bugüne kadar beni
hiç şaşırtmayan Suudi Arabistan. Müslüman mahallesinde salyangoz satan bu
devlet, ABD ve İsrail çizgisini hiç değiştirmedi, bu iki devlete hayranlığını hiç
gizlemedi. Onların bir dediğini hiç iki etmedi. Hep onların amaçlarına hizmet
etti. Biz zatı âlilerini Mekke ve Medine'nin hadimi sanma gafletinde bulunduk
zaman zaman. Ama o hep "Beni kendi emellerinize alet etmeyin. Zira ben
sizden değilim" dedi sürekli. Böyle yaparak Suudi krallığını garantiledi
hep. Suudi Arabistan'ı eğer bugüne kadar ABD veya İsrail bilfiil yönetmiş
olsaydı kesinlikle o mübarek topraklarda tutunamazdı. Teslim bayrağını çeker,
arkasına bakmadan def olur giderdi. Ama sağ olsun Suud hanedanı sayesinde bu
iki devlet Ortadoğu'da ağırlık ve güçlerini hiç kaybetmediler. Çünkü
sponsorları hep Suud hükümeti ve Arap sermayesi oldu.
Zaman zaman utanır sıkılır da rol icabı mazlumun yanında
olur mu dedim. Çünkü bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir. Bu
devletten ben günde iki defa doğru olmasını değil, ömürde bir defa iyi
bir iş yapsın istedim. Ama nafile. Beyhude beklenti bendeki. Varlığı ABD'nin
güçlü olmasına bağlı bu devlet, hanedanlığını ancak güce taparak götürebilir.
Üstelik bu tapmasını isteksiz de yerine getirmiyor. Gönüllü yapıyor bu işi.
Baksanıza herkesten önce ABD'ye destek açıklaması yapıyor: "İran'a ambargo
uygulandığı takdirde ihtiyaç olacak petrolü ülkesinin karşılayabileceğini
söylüyor. İnsanda biraz utanma, arlanma olur. Zaten ABD'de oturan kabadayı da
cesaretini bundan alıyor.
ABD ve Batı’ya karşı süt dökmüş bülbül olan Suud, konu İran
olunca aslan kesiliyor/ efeleniyor hemen. Çünkü ABD'den sonraki varlık nedenini
Şii düşmanlığıyla götürüyor. Merak ettiğim bu Şiilik de olmasa bu Suud nasıl
yaşar? Güya kendini sünniliğin hamisi sanıyor. Halbuki Suud'un sünnilikle bir
alakası yok. Açıkçası ben ne Suud İslamını, ne de İran İslamını tasvip
ediyorum. Al birini, vur ötekini. İslam dünyası ne yapıp ne edip İslam
dünyasının göbeğinde Müslümanların liderliğine göz kırpan bu hanedandan
kurtulması gerekir. Değilse kendi paramızla batıla sponsor olmaya devam edecek
görünüyor hali pürmelalimiz.
* 21/05/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
* 21/05/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Baba Ben Vekil Olacağım!
---Babacığım,
hep ne olacaksın diye soruyordun ya, kararımı verdim artık!
---Hayır
ola inşallah!
---Vekil
olmaya karar verdim.
---Kendinde
o donanımı görüyor musun?
---Elbette!
---Vekillik
para ister, çevre ister, vizyon ister…Hangisi var sende?
---Para
için babam sağ olsun! Çevre dersen, senin çevren benim çevrem. Vizyonun alası
var. Bir defa gencim ben. Biliyorsun gençlere gün doğdu. Nasılsa bizim için gençlik
kotası koyacaklar. Partiler; en genci bizde, en fazla genç bizde, diye
yarışacaklar.
---Maşallah
çok pozitif gördüm seni!
---Milyonlarca
gencin arasından sıyrılıp nasıl aday olabileceksin? Şansın ne?
---Milli
Piyangoya senin karşı olduğun gibi ben de karşıyım. Fakat piyango misali “Ya
çıkarsa” modundayım. Yani parolam bu! Nasılsa birilerine gülecekse bu, neden
ben olmayayım?
---Hadi
her şeyden geçtim. Senin daha yaşın tutmuyor. Malum seçimleri erkene aldılar.
Daha 17’indesin. Siyasete soyunduğuna göre seçilme yaşının da 18 olduğunu
biliyor olmalısın.
---Biliyorum
baba! Onu da düşündüm.
---Nasıl
olacak bu?
---Kazai
rüşt kararı alırsak olur. Yani mahkeme, ergen olduğuma dair karar verirse…
---Oğlum
bu durum devlet memuru olmada geçerli! Senin gözün memurlukta değil,
vekillikte. Hadi hepsini yapalım. Vekillik dediğin kolay mı sanırsın? Nasıl
yapacaksın bunu? Vekillik demek sorumluluk ister.
---O
dediğin sorumluluğun hepsi var bende.
---İyi
de oğlum! Sen daha okula gidip gelmenin dışında daha doğru dürüst ekmek almaya
bile gitmedin. Okula da servisle gidip geliyorsun. Bir gün servis gelmese
okulun yolunu bulamazsın. Bu halinle Meclisin yolunu nasıl bulacaksın? Hadi buldun,
yani ben götürdüm diyelim. Orası yatma yeri değil; soru soracaksın, kanun
tasarısı vereceksin, gerekirse partin adına çıkıp kürsüde konuşacaksın, TV’lere
çıkacaksın, miting meydanlarında konuşacaksın, Mecliste yeri geldi mi kavga
edeceksin, iyi bir demagog olmak gerek belki de…
---Hepsini
biliyorum baba! Belki okul derslerim iyi değil ama ben bu vekillik işine iyi
çalıştım. Okulda bayramlarda az mı şiir okudum…
---Oğlum
burası Meclis, şiir okuma yeri değil.
---Her
şeyin bir acemiliği olur. Yapan herkes anasından vekil mi doğdu. Konuşma ve
hitabette zaman zaman teklerim mutlaka. Ama bu ülkede kağıda bakarak okuyan
Kenan Evren bile zamanla hatip olmuşsa ben hayli hayli olurum.
---Yapar
mısın yapmaz mısın bilmiyorum ama gördüğüm kadarıyla iyi bir demagog olmada
epey mesafe kat etmişsin. Haydi diyelim ki oldun; partinin verdiği görevleri
yerine getirebilecek misin?
---Ooo
baba, en kolayı o! Parti disiplini denen bir şey var. Genel başkanım; gel derse
geleceğim, git derse gideceğim, otur oturduğu yerde derse oturacağım, gözüme
görünme derse kaybolacağım, grup başkan vekilini izle derse izleyeceğim, o
parmak kaldırırsa kaldıracağım, o itiraz ederse ben de itiraz edeceğim. Partime
ve liderime bağlı olacağım. Bu yeterli sanırım.
---Pekiyi,
genel başkanın seni demokrasinin gelişmesi için seni bir başka partiye görevli
olarak gönderirse gidecek misin?
---Bu
da laf mı baba? Elbette gideceğim! Dedim ya, ben parti disiplinine uyacağım
diye. Görev görevdir bir defa. Sonra kutsaldır aynı zamanda.
---Senin
genel başkanın baktı ki demokrasiye katkısı var; herkes konuşuyor, reklamın
iyisi-kötüsü olmaz deyip seni sürekli diğer partilere bir görev icabı gönderirse
bu içine sinecek mi?
---Baba!
O dediğin her zaman olacak değil ya, gider görevimi ifa eder gelirim.
---Öyle
deme evlat! Genel başkanın bu görev iyi ses getirdi diye seni durmadan diğer
partilere gönderirse…biliyorsun bu ülkede tabela da olsa irili-ufaklı 90
civarında parti var. Seni her gün partilerin gönlü olsun, kimse küsmesin diye
bir partiye gönderirse…gittiğin her partide bir gün dursan 90 gün boyunca diğer
partilere gidip gidip geleceksin.
---Baba,
olur mu o kadar?
---Niye
olmasın oğlum! Lider bu…Yaptığı yaptık, astığı astık nasılsa. Bütün bunları düşün,
içine siniyorsa dene istersen. Zaten bu kafa yapısıyla sana otur oturduğun
yerde desem de vekil olma uğruna, sen baba sözü dinlemeyeceksin.
---Onay
veriyorsun yani?
---Mecburen…sağlığım
açısından başka çarem yok.
---Biraz
zor oldu ama sonunda haklılığımı kabul ettin. Mahcup olmayacak ve oğlunla gurur
duyacaksın vekil babası olacaksın, fena mı?
---Gurur
duyar mıyım bilmiyorum ama sanmam. Mahcup olacağım da kesin. Hele vatandaş “Oğlun
hangi partiden” dese, ne diyeceğim millete ben? Çünkü gördüğüm kadarıyla parti
parti gezeceksin. Bunun adına da demokrasiye katkı diyeceksin. Bu kafayla
demokrasiye katkın olur mu bilmiyorum ama demokrasinin içine edeceğin aşikar…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)