1 Ocak 2018 Pazartesi

Eleştiri ve Öneriye Niçin Sert Tepki Gösteriyoruz?

Bizde hamama giren terler diye bir söz vardır. Kim bir yere girerse veya giderse, çıkarsa, bir iş yaparsa terlemeyi göze alıyor demektir. Hayatta kolay hiçbir iş yoktur. Her işte mutlaka risk vardır. Beklenmeyen durumlarla, sürprizlerle karşılaşması muhtemeldir insanın.

Toplum içerisine çıkıp iş yapacaksa ilk önce eleştiri ve öneriye açık olması gerekir. Kimi iyi niyetle, kimi de art niyetli olarak eleştirir. İlk önce eleştiri, tenkit ve önerilere tahammül etmeyi bilecektir. Aynı zamanda kimin iyi, kimin de kötü niyetle söz söylediğini de bilecektir. Sapla-samanı ayırt edecektir. Yaptığı bir işi eleştireni paylamayı bırakacaktır. Önüne geleni haşlamayacaktır. Soğukkanlı bir şekilde konuşulanı dinleyip kiminin eleştirilerini dikkate alacak, kimine cevap verecek, kimine teşekkür edecek, kimine hiç cevap vermeyip sessiz kalacak. Öyle her önüne gelene ayar vermeyecek. Ekip ruhuna önem verecektir. Her işi kendisi yapmaya kalkmayacaktır. 

Bazı cevapları birlikte çalıştığı kişilerin vermesini sağlamalıdır. Kendisine makul dinlenme ve tatil ayarlamalıdır. Çünkü her işe koşturan, uyku-durak bilmeyen, her eleştiriye cevap veren bir vücut yorgun ve bitkin düşer. Vücut yorgunluğu, zihin ve beyin yorgunluğunu beraberinde getirir. Yeterince dinlenmeyince makul düşünemez. Her işini sertlikle gidermeye çalışır.

Toplum içinde amme adına iş yapanlar kim olursa olsun eleştirilir. Eleştiri, vatandaşın hakkıdır. Hamama giren terlemeyi göze alması gerekir.  Çünkü çoğu zaman işler beklendiği gibi gitmez, evdeki hesap çarşıya uymaz. Terlemeyi kabul etmeyenin hamamda işi olmaz. Evinde oturmalı, başka da bir iş yapmamalı. Hatta bu tiplerin toplum içine bile çıkmaması gerekir. Gerekirse 3-5 koyun alıp meralarda çobanlık yapsa yeridir.

Kimse layüsel değildir. Vazgeçilmez hiç değildir. Devir, ikna devridir. Ben yaptım oldu dönemi geride kalmıştır. Dost-düşman ayrımı yapmadan, kimin iyi niyetli olup olmadığını test etmeden herkese ayar vermek hayra alamet değildir. Belki de kibir göstergesidir. Zirveden inişe işarettir. Zira bu yöntem çoğu kimseyi kırar, alınganlık ve kırgınlıklara sebebiyet verir.  İnsanlar, özellikle sevdikleri yavaş yavaş uzaklaşır.  Bir de bakmışsın ki etrafındaki yığınlar içinde yapayalnız kalıvermiştir. 01.01.2018 Ramazan Yüce




31 Aralık 2017 Pazar

Umut Fakirin Ekmeğidir

Yeni yıl mesajı yayımlayanların;  değişmeyen ortak yönü, huzur ve mutluluk dilemeleri. Bu temenni geçmiş tüm yeni yıllarda böyleydi. Şimdi gireceğimiz 2018 dilekleri de aynı. Demek ki her sene hep aynı şeyleri istiyoruz. İnsanlar ne kadar da hasret kalmış huzur ve mutluluğa. Zaten insan en fazla ihtiyacı olan ne ise onu ister. Yeni yıl için istedik, bir sonraki yıl yine isteyeceğiz. Hep isteyeceğiz umutla. Sonra bir bakmışız ki huzur görmeden dünya serüvenimiz sona ermiş.

2018’de gelir mi huzur ve mutluluğumuz? Zor gözüküyor. Nasıl ki perşembenin gelişi çarşambadan belli ise, yeni yılın gelişi de geçen yıldan belli zaten.  Bir defa dünyanın huzursuzluğu birilerinin özellikle dünyaya yöne verenlerin mutluluğudur. Dünya huzursuz olacak ki onlar mutluluklarına mutluluk katmaya devam edecekler. Çünkü kazançları dünyanın kaos içerisinde olmasına bağlı. Elinde gücü bulunduranlar ekmek teknesini yok ederler mi? Etmezler. Hatta her yeni yıl bir önceki yılı aratacak bize. Çünkü pastadan pay kapmaya çalışanlar anlaşamadıkları müddetçe dünyanın anası ağlamaya devam edecektir. Dua edelim ki paraya doymayanlar kendi aralarında anlaşsınlar. Yoksa asla yüzümüz gülmez.

Ümitsiz olmak istemem, ümidimi yitirmiş değilim. Zira ümitsizlik bize yakışmaz. Zaten başka da çaremiz yok. Ümit aynı zamanda fakirin ekmeğidir, züğürt tesellisidir. Eğer insanlar dilden değil, özden huzur ve mutluluk istiyorsa bunun yolu, iyi dilek ve temenniden ziyade elinde imkan ve güç olmayan sessiz iyilerin pasiflikten aktifliğe geçmeleri, bedel ödemeleri gerekiyor. Gücü elinde bulunduranlara karşı yekvücut olabilmeliler. Birimize yapılan haksızlığa topyekûn karşı çıkabilmeliyiz. Yoksa adamlar bizi teker teker haklarlar. Yıllardır yaptıkları da o zaten.

Çoğunluğun umutla beklediği bir başka dilek de "Ya çıkarsa" umuduyla girmesi her yıla. Uzun kuyruklar oluşuyor bilet almak için. Bedavadan kazanma duygusu, çabuk köşeyi dönme, çalışmadan kazanma hırsı piyango bileti almaya yöneltiyor. Her yıl birkaç kişiyi sevindiren bu macera, insanlardan umutlarını gelecek yıla saklamasını zerk ediyor. 31/12/2017 Ramazan YÜCE


"Yaşadım yaşayacağım kadar"

İş bulup çalışmak, çoluk ve çocuğunun iaşesini karşılamak amacıyla diyar illere, Suudi Arabistan'a gitti. Orada çalışırken genç yaşta hac ibadetini ifa etti. Fazla da durmadı orada. Biraz kazandıktan sonra tekrar memleketine döndü. Küçük kardeşlerinden biriyle sıhhi tesisat üzerine küçük bir işletme açtı. Şu iş, bu iş seçmedi. Ben evin büyüğüyüm demedi, kendisine ne dedilerse onu yaptı. Kah fayansçı oldu, kah çeşmeci. Nice uğraştan sonra emekli oldu. Kendi halinde sade bir hayatı vardı. 

Yanlış hatırlamıyorsam beş-altı ay önceydi. Duydum ki  kan değerlerinin düşüklüğünden dolayı tahlil yaptırmaya gelmiş. Doktor yatış vermiş. Ziyaretine gideceğim zaman istediğin bir şey var mı diye telefon açtım. Önce "Çay getir" dedi. Ardından 'Nöğrecen çayı? Bi şi istemez, burada hepsi var, yorulma buraya kadar' dedi. Telefonu kapattıktan sonra yanında refakatçı kalan dayım  aradı, sigarası bitmiş, bulabilirsen şu marka bir paket sigara getir dedi. 

Çay ve istediği sigarasını götürdüm. Hemen sigaranın bedelini uzattı bana. Olmaz dedimse de epey bir ısrar etti. Dinlenmiş çayı ardı arkasına birlikte içerken tahlil sonucunu öğrenmemi istedi. Bir tanıdığım doktor vasıtasıyla  çıkan tahlillerden bir tanesinin sonucunu öğrendim. Kendisine gelen raporu okudum. Daha diğeri çıkmamış dedim. (Bana ismimle pek hitap etmezdi; ya 'teyzemin kuzusu' veya 'teyzemin oğlu' ya da 'hafız' derdi. Ben de ona ya 'dayı' veya 'teyzeoğlu' derdim.) "Hafız! Sor bakalım, raporun sonucu iyi mi kötü mü?" dedi. Whatsapp aracılığıyla sordum. Doktorun yazdığını okurken moralimin bozulduğunu gören teyze oğlu, "Neymiş teyze oğlu? Doğruyu söylemezsen bobal boynuna! Başa gelen çekilir, yaşadım yaşayacağım kadar" dedi. Ağzımdan 'İyi değil, kötüymüş' çıkar çıkmaz, yüz hattı değişti. Baltayı taşa vurduğumu anlar anlamaz, "Dayı! Esas diğer raporun sonucu önemliymiş, gerçek hastalık ondan belli olurmuş, bu okuduğum tahlil sonucu yanıltırmış" diyerek gafımı telafi etmeye çalıştım.

Ertesi gün tekrar çay götürmek için hazırlandığımda 'Biz çıktık, boşuna yorulma, diğer tahlil sonucu çıkıncaya kadar doktor taburcu etti, biz hastaneden ayrıldık' dedi.

Bir hafta, on gün sonra kan değerlerinin niçin düştüğü anlaşıldı, hastalığının teşhisi kondu. Kötü hastalıktı halk arasındaki adı. Namı diğer lösemi. Yani kan kanseri. Kemoterapiyi kabul etmedi. Çekti gitti. Her geçen gün kan değerleri düştükçe hastaneye geldi gitti. Her gelişinde 3-5 ünite kan takviyesi yapıldı kendisine. 

Her kan aldığında biraz kendine geldi. Kanı azaldıkça bitkinleşti, az bir yürümeyle takatı kesilir oldu. Kemoterapi almaya razı olduğu zaman bu sefer kalbi el vermedi. Ayakları da şişmeye başladı.

29/12/2017 günü yine kan yüklemesi yaptırdı. Ama bu aldığı kan yaramadı kendisine. Doğru dürüst yürüyemedi, titremeye başladı. Sonunda "Yaşadım yaşayacağım kadar" dediği gibi 30/12/2017 günü  gözlerini yumdu.

Vefat haberini alır almaz cenazesine katılmak için hareket ettim. Kimler yoktu ki cenazesinde. Yediden yetmişe, engellisine varıncaya kadar saf tuttu onun salını omuzunda taşımak için. Çalışırken ve yaşarken dost edinmeyi de ihmal etmemiş.

Yan taraftaki fotoğraf bizim yöre insanının üzüntülü zamanlarda işini-gücünü bırakıp cenazeye el vermesinin de bir göstergesi. Kimi hatim okumak, kimi cenazeye katılmak, kimi cenazesini yıkamak, kimi mezarını kazmak, kimi üzerine toprak atmak, kimi Kur'an okumak, kimi yemek götürmek, kimi de taziyede bulunmak için koşturur.

Cenazeyi defnettikten sonra bir müddet daha kaldım taziye evinde. Yolcu yolunda gerek diyerek vedalaştım diğer teyze oğullarıyla. Evime girdikten sonra dolabımı açtım, bir hazine gibi sakladığım iki şeyi elime aldım.  Biri üzerinde 'Diplomat' yazılı james bond çanta, diğeri ise bir zamanların almaya güç yetirilemeyen, alınması ve takılması lüks kabul edilen saati: 'Selko 5'

Kullanmaya ve takmaya kıyamadığım iki hediyesiydi onun bana verdiği. Arabistan'da çalıştığı veya dönüş yaptığı 1986-1987 veya 1988 yılları olsa gerek. Üniversiteye yeni başladığım yıllardı. 'Hafız! Şu çantayı kullan, ben kullanamayacağım' dedi. Hatta beraberinde 'Getir üzerine ismini de yazalım' diyerek arkası yapışkanlı harfleri uzattı bana. Sonra tek tek adımın harflerini bularak çantanın ön yüzüne bir güzel kendi elleriyle ismimi yazdı.

Bir yıl arayla veya aynı yıl yanıma geldi, "Teyzeoğlu! Şu saati koluna tak" dedi. Olmaz dedimse de dünyalar benim olmuştu. Zamanın ve günümüzün  hala marka saati. Üstelik ne yer, ne içer. Masrafsız bir saat yani. Zira otomatik. Pile bile ihtiyacı yok. Yeter ki kolunda takılı dursun. Hareketinden ve nabzından etkilenerek geri kalmadan çalışmasına devam eder. Gece ışığında lamba yakmaya gerek kalmadan saatin kaç olduğunu okuyabiliyorsin. 

62 yıllık ömrüne neler sığdırdı, ne çile ve sıkıntılar çekti bilinmez. Kendi halinde bir adamdı. Elinin emeğiyle geçindi. Pek parada gözü yoktu. Evim olsun, barkım olsun, atım-arabam olsun demedi. Kimseye de muhtaç ve yük olmadı. Gönlü zengindi. Büyükle büyük, küçükle küçüktü. Herkesle iletişimi vardı. Hayatta en büyük azığı, çay ve sigara idi. Bu ikisi varsa dünya onundu. 

Dobra bir insandı. Rol yapmayı beceremezdi. Neyse o idi. Asla olduğundan farklı görünmedi. Almayı değil, vermeyi severdi. 

Hasılı, Adaşım Ramazan COŞKUN vefat etti, ömrü bu kadarmış. Zira pili bitti. Kendisi gitti ama öğrenciliğimde bana verdiği çanta ve saati, hayatım boyunca saklayacağım iki değerli hatırası olarak kalacaktır. Üstelik saati hala tik-tak diye çalışıyor. Hala da arkası açılmadı, orijinalliği bozulmadı.

Umarım genç yaşta yaptığı haccı -varsa- günahlarına keffâret olur. Zira peygamberimiz, "Kim Allah için hac eder, ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsa annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından arınmış bir şekilde hacdan döner." buyuruyor. Mekanı cennet olsun, yakınlarına sabırlar versin. 30/12/2017 Ramazan YÜCE