16 Temmuz 2017 Pazar

Meydanların dili: Sıradaki gelsin! *

Öylesine andığımız ve anmak zorunda hissettiğimiz belirli gün ve haftalarımız vardır. Çoğu zaman zorunluluktan katılırız böyle günlere. Belirli gün ve haftalar arasına bir günümüz daha eklendi: 15 Temmuz Şehitleri Anma, Milli Birlik ve Beraberlik Günü. Gün diyoruz ama aslında Gecesi olmalı. Bir geceki milyonlar ayakta. Üstelik sadece bir ilimizde değil. Tüm Türkiye’de millet uyanık. Kadın-kız, çoluk-çocuk, yediden yetmiş eline bayrağı alan koşmuş meydanlara. İnsan seli var meydanlarda…meydanları almayan mahşeri bir kalabalık. Halkımız şehrinin neresinde bir geniş alan varsa orada bu gece.  Sabaha kadar da gözlerini kırpmadan meydanlarda. Ne zorlama var, ne baskı, ne cebir, ne imza sirküsü…kendiliğinden meydanlara koştu, hem de yüreğinden gelerek...

Menfur kalkışmanın ardından bir yıl geçmiş, ama herkesin acısı taze. Zira gönderdiğimiz şehitlerin kanı kurumadı hala. Öyle bir geceki insana, “Allah böyle bir geceyi düşmanıma dahi yaşatmasın” dedirten bir gece. Kan vardı, gözyaşı vardı, nefret vardı, bomba vardı, silah vardı, tank vardı, ölüm vardı o gece. Orantısız bir savaşta olması gereken her şey vardı bu gece. Dünyanın canlı olarak izlediği bu geceyi bu millet aynel yakin ve hakkal yakin olarak yaşadı.  Dünyada eşi ve benzeri olmamış bir ihanet olayına millet hep beraber dur dedi. Hiç olmadığı kadar devlet ve millet bütünleşmesine şahit oldu tüm dünya. Zaten bu yüzden bu gecenin adı Milli Birlik ve Beraberlik Günü olmuştur.

Kedinin ulaşamadığı ciğere murdar dediği gibi darbe başarılı olamadı diye gayz ve kinlerinden çatlayanlar, aylarca kendisine gelemeyenler, bu kalkışmaya ‘Kontrollü darbe, senaryo’ diyerek yok kabul etmeye çalışsa da içimizdeki bize benzeyen gözü dönmüş ihanet şebekesinin cinnet halini bastırdı bu millet. O yüzden ne kadar kendisiyle gurur duysa, sabahlara kadar kutlasa ve bu günü bayram olarak değerlendirse yeridir. Kim ne derse desin bu millet o gece yanmış, yıkılmış ve yeniden ayağa kalkmıştır. Ateş düştüğü yeri yakar, bu anı yaşayan bilir. Kalbinde zerre kadar vatan sevgisi ve inancı olan, gözler önünde yaşanan bu olaya kontrollü demez. Diyen olursa ancak ihanet şebekesinin bir parçasıdır. Bunun başka türlü izahı olamaz.

Dünya kabul etmese de, kahrından çatlayıp patlasa da, bu milletin başarısını küçük görmeye kalksa da bugün bizim bayramımızdır artık. Bu ülke kaldıkça, bu millet yaşadıkça, ay yıldız dalgalandıkça –ki öyle olacaktır- bugün bizim bayramımız olarak kalacaktır ve her 15 Temmuz’da halk yine meydanlarda olacaktır, bir yıl öncesinde oluşan bu sinerjiyi tazeleyecektir. İçimizdeki hainleri andıkça o geceyi nefretle anacak, diğer taraftan darbeyi bastırdığını hatırlayınca sevincinden dört köşe olacaktır. Birbirine ölümüne muhalefet eden bu millet bu gecede bir ve beraber oldu. 15 Temmuz’un en büyük kazancı, bu millete armağanı da bu birlik ve beraberlik ruhu olmuştur. “Her şerde bir hayır vardır” ayeti kerimesi gereğince bu millet milli birlik ve beraberliğin ne kadar önemli olduğunu bu gece anladı. Yine bu gece devlet ve millet bütünleşmesinin altın çağını yaşadı.

Bu 15 Temmuz’da ve bundan sonraki her 15 Temmuzlar’da meydanlarda toplanıp bayrak sallayan milyonlar dünyaya ve bizi düşman olarak görenlere, “FETÖ’nüz işe yaramadı, sıradaki hatta feriştahınız gelsin” dercesine meydan okuyacaktır hep. Çanakkale ruhundan sonra oluşan bu yeni 15 Temmuz ruhunun ilanihaye devam etmesini dilerken şehitlerimizi rahmetle anıyor, milli birlik ve beraberliğimize halel gelmemesini yürekten temenni ediyorum. Çünkü, “Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez/ Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.” Allah birlik ve beraberliğimizi bozmasın.  Milletçe gözümüzü açalım. Zira su uyur, düşman uyumaz. 16/07/2017

* 17/07/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

15 Temmuz 2017 Cumartesi

"Şu okul nasıl?" *

Liselerde görev yaparken veli gelir, kılı kırk yararcasına sorardı: "Okulunuzun eğitimi nasıl, kaç öğrenciniz dört yıllık fakülteye gitti, tıp fakültesini kazanan var mı? Üniversiteyi kazanan öğrenci listenize bakabilir miyim? Eksik öğretmeniniz var mı? Öğretmenleriniz genç mi yaşlı mı? Yaş ortalaması kaç? Öğlen çocuklara yemek veriyor musunuz? Servis durumunuz nasıl?" diye.

Veli aklına gelen soruları bu şekilde sorar, unuttuğu soru kalırsa devreye çocuğu girer: "Okul kıyafeti mi serbest mi? Okul kıyafetiniz nasıl? Farklı kıyafete izin veriyor musunuz?” şeklinde sorulan soruların ardı arkası kesilmezdi.  Ben de dilimin döndüğü kadar okulumu anlatmaya çalışırdım. Birçok veli, "Hocam! Teşekkür ederiz, hiç eğip bükmeden okulunun durumunu anlattınız bize" derdi. Okula tepeden bakan veli ve öğrenciye, "Çocuğunuz bu yüzdelik dilimi ile fen lisesine kayıt olsa liseyi bitirince üniversite sınavında Türkiye derecesi yapma imkanı var mı" soruma, 'Hayır' cevabı verirdi. Yine ben, 'Fen lisesinde okuyan bir çocuk okulumuza gelse, lise bitiminde girdiği sınavda Türkiye derecesi yapma ihtimali var mı" dediğimde 'yapar tabii' cevabını aldım hep. Velilere; "Okulumuzun yüzdelik durumu belli, çocuğunuzun da girebileceği okullar sınırlı. İstediğiniz okula çocuğunuzu yazdırma imkanınız yok. Zira okullar yüzdelik duruma göre öğrenci alıyor. Hiçbir okul kendi başına iyi veya kötü değildir. Okulu, okul yapan öğrencidir. Kumaşınız iyi ise öğretmenlerimiz iyi bir terzidir..." derdim. Yine bazı veli ve öğrencilere verdiğim bu cevap sonucunda veli; çocuğunun ya kaydırdığını, ya sınav zamanında hasta olduğunu, ya da çalışmadığını, aslında çok zeki olduğunu, fakat çalışmadığını..." ifade ederdi. Çok az veli, "Doğru söylüyorsun, zaten çocuğumuz başarılı olsa bizim burada ne işimiz var?" derdi.

Ben liselerden ayrılalı 3 yıl oldu. Gördüğüm kadarıyla sorulan sorularda herhangi bir değişiklik olmamış. Malumunuz  TEOG sonuçları açıklandı. Şimdi yerleştirme için müracaatlar başladı. Veliler ve öğrencilerde bir koşuşturma, bir soruşturma, bir araştırma başladı bile. "Acaba çocuğum hangi okula gitsin, hangi okul daha iyi" diye. Zaman zaman arayıp "Şu okul nasıl" diye soranlar da olmuyor değil. “Yüzdelik diliminiz falan okulu tutuyor” dediğimde “Efendim, o okul iyi değil” cevabı alıyorum….Anlaşılan herkes iyi okul arama derdinde. Okul dediğin gelecek vadeden bir okul olacak. Çocuğu aldı mı uçuracak. Ne aile, ne çocuk ben nasılım acaba? Ben ne kadar iyiyim diye öz eleştiri yoluna gitmez. Okul da biz ne kadar iyiyiz diye kendini sorgulamaz. Yani hiç kimse yoğurdum ekşi demiyor. Halbuki tüm okullar, bina, sıra, akıllı tahtadan ibaret. Her okulun sorumlu bir müdürü, yeteri kadar sorumlu yardımcısı ve norma göre branş öğretmeni bulunmaktadır. Hiç bir okul tek başına ne iyidir, ne de kötüdür. Okulları iyi ve başarılı kılan okulu tercih eden öğrencilerdir. Düzenli, tertipli ve sorumlu öğrencinin yoğunlukta olduğu okullar lise tercihlerinde ilk başları paylaşır. Fen liseleri ve gözde Anadolu Liseleri böyledir. Hedefi olmayan, yeterince dersine odaklanamamış plansız öğrenciler ise yüzdelik dilim bakımından daha aşağı olan okulları tercih etmek zorundadır.

Puanı düşük olan okulların çocukları, puanı yüksek olan okulların çocuklarından daha az zeki değildir. Çoğu daha zekidir. Türkiye'deki en büyük problem zeki çocuklardadır. Bunlar kendilerine daha çok güvenirler. "Ben az çalışarak da yapabiliyorum” diyerek kendilerine dersin dışında çok meşgale bulurlar. Bunlar oyun ve oynaşta iken gerisinde olan emsalleri düzenli, tertipli çalışarak onları sollayıp geçince "Ben artık onları yakalayamam" diye her işe boş verirler. Bunların gideceği okul, düşük puanlı öğrencilerin tercih ettikleri okul olacaktır.

Lise tercihinde bulunacak öğrenci ve veli, okul tercih ederken gönlünde geçen okulu değil, puanının yettiği okulu tercih edecektir. Boşu boşuna şu okul nasıl, bu okul nasıl diye bir arayış içine girmekten ziyade öğrencinin aldığı puan ve yüzdelik dilim her şeyi ayan beyan göstermektedir. Puanımızın tuttuğu okul iyi de olsa, kötü de olsa, isteyerek yazsak da istemeyerek yazsak da durum budur. Gönlümüzden geçen iyi okulu bir tarafa bırakarak ayaklarımız yere basmalıdır. Ya puanımızın yettiği okula gideceğiz, ya da hiçbir tercihte bulunmayarak açık liseye kayıt yaptırıp hem okuyup hem de bir meslek sahibi olmak için bir işe girip çalışmalıdır. Veya mesleki eğitim merkezlerini(eskinin çıraklık eğitimleri) tercih ederek haftada bir gün okuyup diğer günlerde okulunun belirlediği kendi alanıyla ilgili bir yerde çalışıp meslek öğrenecek. Bu şekilde okuyarak lise 3.sınıfta kalfalık, lise 4.sınıfta da ustalık belgesi alabilecek. Üstelik çalışırken asgari ücretin yüzde otuzundan aşağı olmayacak şekilde ücretini de alacaktır.

Görüldüğü gibi okumak isteyene, okuyup meslek sahibi olmak isteyene tüm yollar açıktır. Yeter ki insanımız okumak istesin, kendisine bir hedef koysun. TEOG sonuçları açıklandıktan  herkesin yüzdelik dilimi belli olduktan sonra aileler iyi okul aramayı bırakıp çocuklarının puanına, bünyesine ve kabiliyetlerine bakarak bir karar vermek durumundadır. Yine herkes şunu bilmeli ki okullara özellikle meslek liselerine uygulanan katsayı kalktı. Çocuğumuz hangi okula giderse gitsin çalışarak istediği bölüme gidebilir. Hiçbir okulun elinde başarıyı getirecek sihirli deynek yoktur. Başarıyı getirecek ve başarılı olacak olan öğrencinin kendisidir. Herkes kendi kararını kendisi verir ama yüzde ellilik dilime giremeyen öğrencilerin örgün eğitime devam etmekten ziyade meslek öğrenebileceği alanlara yönelmesinde fayda vardır. 15/07/2017

*19/07/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

13 Temmuz 2017 Perşembe

FETÖ ne zaman başarılı olur?

Devleti her yönüyle teslim almış bir yapı; MİT Müsteşarını sorgulamada, MİT tırlarını yakalamada, 17-25 Aralık operasyonlarında başarılı olamayınca, dış güçlerin desteğiyle 15 Temmuz'da son vuruşunu yaparak başarısını taçlandırmak ve kendisini ispatlamak istedi. Onların bir hesabı varsa Allah'ın da bir hesabı olmalı ki başarılı olamadılar ve 15 Temmuz'dan önce dillendirilen, halkın çoğunun bilmediği/inanmadığı terör yönleri de ayan-beyan ortaya çıkmış oldu. Bugün tescilli bir terör örgütü artık. Adı da FETÖ.

Devlet ve millet bütünleşmesinin ortaya çıktığı 15 Temmuz'da bu milletin verilmiş sadakası varmış ki bu ülke yabancılara peşkeş çekilmedi, sömürgecilerin yol geçen hanı ve oyuncağı olmadı. Malum menfur, kanlı darbe teşebbüsünün başarılı olamamasında en büyük pay devlet ve millet bütünleşmesi, halkın birlikte hareket etmesiydi. Bu birlik ruhunun tarihte eşi ve benzeri yoktur. Bu ruh yeni bir ruhtur. Çanakkale ruhunun bir ileri merhalesidir. Çanakkale'de yedi düvel ile çarpışıldı ve 250 bin şehit verilerek Çanakkale'de düşmana geçit verilmedi. Çanakkale'de  ne kadar güçlü olursa olsun düşman belliydi, karşı saftaydılar. Savaşa katılanlar kiminle mücadele ettiklerini biliyordu. 15 Temmuz ise silahımızı, tankımızı, uçağımızı teslim ettiğimiz kişilerin içimizden bir kalkışmasıydı. Başta askeriye, emniyet ve yargısını teslim etmiş bir devletin bu darbeden sağ kurtulması mümkün değildi. Zira düşman belli değildi, hepsinin üzerinde Türkiye Cumhuriyeti'nin giydirdiği elbise vardı; emniyetinde, askeriyesinde ve yargısında. Öyle trajikomik ki kalkışmanın bastırıldığı ertesi gün Genel Kurmay Başkanının yanında Çankaya Köşküne gelen kişi aynı zamanda darbecilerin ileri gelenlerinden biriydi. Varın siz gerisini düşünün. Yani düşman belli değildi. Bu millet bundan kurtuldu. Tarihçi değilim ama dünyada bunun örneği yoktur. Sabaha kadar göğüs göğüse bir mücadeleden bir millet küllerinden yeniden doğdu dense yeridir. Hasılı verilmiş sadakamızın olduğu bugünden sağ-salim ve güçlenerek çıkmamız ile ne kadar övünsek azdır. 

Dua edelim şer odakları başarılı olamadılar ve soluğu efendilerinin yanında aldılar. Ama boş durmayacaklar, pes etmeyecekler, tekrar farklı yollarla üzerimize gelecekler, zaafımızı bekliyorlar. Hafif sendelersek nefes bile aldırmayıp boğacaklar bizi. Acısını hala unutmadığımız 15 Temmuz'un seneyi devriyesini nöbet tutarak, şehitlerimize Fatihalar okuyarak, değişik etkinlikler yaparak geçirelim geçirmesine. Herkese anlatalım bugünün nasıl bir gün olduğunu...Ama tedbiri elden bırakmayalım, yapmamız gereken çok şey olduğunu; suyun uyuyup düşmanın uyumayacağını, ne zaman nereden çıkacağını hiç unutmayalım. 

Yapmamız gerekenleri yapmazsak, almamız gereken tedbirleri almazsak, yaralarımızı sarmazsak, içimizde toplumsal barışı sağlayamazsak, bir yıldır oluşan birlik ve beraberlik ruhunu devam ettiremezsek inanın 15 Temmuz’da başarılı olamayan FETÖ,  bu sefer başarılı olur. Bunun için ne yapmamız lazım?

Adı geçen örgüt bu ülkenin kırk yılına imzasını atmış, ahtapot gibi elleri her yere uzanmış, devasa bir güç devşirmiş, toplumun içinde toplumla beraber olarak iç içe geçmiş bir yapı var karşımızda. Birden kestirip atılmaz. Kamuda ve özelde bir temizliğe ihtiyaç var. Ama bunun için kılı kırk yaralım, toptancı davranmayalım, mağdur-mazlum-masum olanları iyi ayırt edelim. Bir numaralı failleri zaten kaçtı, suçüstü yakalananlar zaten içeride hesap veriyorlar/verecekler. İyi bir iz sürerek dışarıda kalmış kripto ve takiyyeci olanları yakalama yoluna gidelim. Toptancı davranılarak kamu ve özelde çalışanların kim ve ne olduğunu iyice araştırıp suçunu tespit etmeden işinden ve aşından etmek ve bunların herhangi bir yerde çalışmasına imkan vermemek FETÖ'nün ekmeğine yağ sürer. İşsiz-aşsız bir insan "Aç köpek fırın deler" misali her bir tarafa savrulmaya müsaittir. Kapı dışarı ettiğimiz bu insanlara şer odakları sahip çıkarak üzerimize farklı bir şekilde salabilirler. Bunlar, bunların çoluk çocuğu, anne ve babaları devlete karşı iyice kinlenip bilenebilir.

Kamudan atılanlar terörist ise yeri dışarı değildir. Bunlar içeride cezasını çeken olmalıdır. Sayıları yüz binleri bulan bu kişiler yeni, objektif kriterlerle tekrar incelenmeli, masumlarsa hemen görevine döndürülmelidir. Yapı ile irtibatlı fakat suça karışmamışsa denetimli serbestlik olarak ya eski işine ya emsal bir göreve, ya stratejik öneme sahip olmayan yeni bir işe, ya  tenzili rütbe olarak bir alt göreve getirilmelidir. Ya da özel sektörde çalışmalarına imkan verilmelidir. Böyle kişilere eski yapı ile irtibatı çağrıştıracak en ufak bir hareketin suçlu duruma düşürüp cezalandırılacağı ve görevinin sona ereceği yazılı ve sözlü olarak bildirilmelidir. Suçlu olduğu halde mağdurlara oynayan ve mağduriyet edebiyatı yapan varsa suçu kamuoyuyla paylaşılarak sesi kısılmalıdır.

Kamuya eleman alımında puan üstünlüğüne göre KPSS puanı esas alınmalıdır. Güvenlik soruşturmasında sakınca bulunmayanlar hak ettikleri göreve atanmalıdır. Sözlü mülakatların her türlüsüne son verilmelidir. İnsanlarda hep bir kesimin adamının işe alındığı, dayısı olanın seçildiği imajını vermemek, atanamayan kişinin eline koz vermemek için işe alımlarda anlaşılabilir, objektif kriterler konmalıdır. İşe alınan her kim olursa olsun görevi esnasında ciddi denetimden geçirilmelidir.

Sözün özü, toplumsal barışın sağlanması için toplumun her kesimiyle isteyerek veya zoraki kucaklaşılmalıdır. Kimseyi ötekileştirmemek gerekir. Yeni 15 Temmuzların olmaması için hiçbir boşluk bırakılmamalıdır. FETÖ her bir vuruşundan sonra başka yollar deniyor. FETÖ ile mücadele ediliyor diye kamuya eleman alımında, yönetici seçiminde, öğretmen tercihinde uygulanan mülakat kıstası tercih edilmeyenleri hoşnutsuzlar zümresine dahi edebilir, suçlular arasına serpiştirilen masumların devlete küsmesi murat ediliyor olabilir.

FETÖ ile mücadele edilirken kitleler her ne sebeple olursa olsun mağdur edilmemelidir, en azından mağdur edildiği hissi oluşturulmamalıdır. Memnuniyetsizlerin sayısı ne kadar artarsa 2019 seçimleri tehlikeye girecektir. Çünkü bu şekildeki seçmen, oyunu bir başka alternatiflere kullanabilir. Bu da cumhurbaşkanlığı seçimini tehlikeye atar. Çünkü FETÖ ve arkasındaki destekçilerinin en büyük düşmanı mevcut cumhurbaşkanıdır. O giderse bu ülkede FETÖ ile mücadele biter ve kendilerine gün doğar. Kaldıkları yerden ülkede yeniden söz sahibi olmaya devam ederler. Bu sefer darbe yapmadan gelecek iktidara her istediklerini yaptırırlar. İşte bu an, FETÖ'nün başarılı olduğu an demektir.

Yapılan icraatlarda, kamuya eleman alımında, suçluyla mücadele etmede birileri devlet ile millet arasını açmaya çalışmaktadır. Yapacağımız işlerde 15 Temmuz Şehitlerini Anma, Demokrasi ve Milli Birlik Gününün anlam ve önemine uygun davranalım. Özellikle ‘Milli Birlik’ yönünü ciddiye alalım. Birliğimize halel gelmemesi lazım. Biz bir ve beraber olursak dünya bize vız gelir. 13.07.2017