7 Temmuz 2017 Cuma

Diyanet böyle olmalı hep **

Eskiden ülke yıkılsa, din elden gitse Diyanetin sesi çıkmaz, kendi dünyasında iş ve işlemlerini yapmaya çalışırdı. Hutbeleri eme yaramaz, uyutan cinstendi. Sadra şifa olmazdı. Dışarının dünyası ile caminin dünyası farklıydı. Ya şimdi?

15 Temmuz gecesi camilerde okutmaya başladığı salaları ses getirdi. Bir konu hakkında Başkanı hemen demeç ve beyanat verdi. Hiç olmadığı kadar Diyanet İşleri Başkanlığı son yıllarda hem kendi hem de Türkiye gündemindeki konular ve sorunlarla ilgili inisiyatif almaya başladı. Özellikle hazırladığı cuma hutbeleri gündemi takip ederek dinin bu konulara nasıl baktığını, vatandaşın ne şekil bakması gerektiğiyle ilgili doyurucu bilgiler vermeye başladı. Hiç gündemden haberi olmayan bir vatandaş bile dinlediği hutbeyle ülke gündemi hakkında bilgi sahibi olabiliyor şimdi. Hutbelerimiz hayatın içinden olduğu için vatandaş nezdinde hutbeler gündem oluyor artık. İnsanların yanına vardığın zaman milletin hutbe üzerine konuştuğunu görebiliyoruz. 

Son günlerde malumunuz içimizde mülteci olarak bulunan Suriyeliler üzerine "istemezük" furyası başladı. Bir yerlerde meydana gelen bireysel meseleler sanki tüm Türkiye'nin meselesiymiş gibi önümüze konarak algılar oluşturulmaya başlandı. Yalan-yanlış bilgiler sosyal medyada servis edilmeye başlandı. Bu konuda devlet yetkilileri yatıştırıcı açıklamalar yaptı. Bu ahval üzere caminin yolunu tuttuk bugün. Hutbenin konusu Muhacir ve Ensar kardeşliği üzerine idi. İçimizdeki mültecilere ne şekil davranmamız gerektiğiyle ilgili tarihten bu güne örnekler verdi. Tüm cemaat can kulağıyla hutbeyi dinledi. Uyuyan da yoktu hiç. Dinledikçe içimiz açıldı. Gündeme cuk oturmuştu anlayacağınız. 

Din dediğimiz böyle bir şeydi aslında. Hayata dair bir şeyleri varsa o din yaşanılabilir bir dindir. Din, insanın her alanına hitap eder; siyasi, ekonomik, ahlaki, sosyal her alanda sözü olursa o din dindir aslında. Diyanet de böyle düşündüğü için gündemle ilgili konuyu gündemine alarak hutbe konusu yapmış. Helal olsun Diyanete. Başkanı nezdinde Diyanet camiasını tebrik etmek lazım. 

Vizyon ve üstlendiği misyonu ile Diyanet ağırlığını her geçen gün daha da hissettirmeye başladı. Böyle bir Diyanete köstek olmaktan ziyade destek olunmalıdır. Umarım bu başarısı kişisel değildir. Diyanet bugün üstlendiği misyonuyla iyice profesyonelleşir, kurumsal bir kimlik kazanır. Bundan sonra da ses getirmeye devam eder.  07/07/2017

** 12/07/2017 tarihinde kahta söz' de yayımlanmıştır.

Yürüyüşün bana öğrettikleri...

Sizi bilmem ama bu yürüyüş bana neler öğretti neler! Bir bilseniz keşke...
  • 68 yaşındaki bir ihtiyar delikanlının gençlere taş çıkartırcasına 24 gündür sıcak demeden 450 km'lik bir yolu yürümesi hep akıllarda kalacak.
  • Partisinden bir milletvekilinin mahkumiyet kararı için tren, uçak, otobüs, özel taksi ile gidilen yolu yürüyerek gitmesinden dolayı cezası kesinleşmemiş mahkum, ömür boyu liderine minnet duyacak, kendisinden ayrılırsa "Gözünle, dizine dursun, ben senin için bu yaşta o kadar yolu teptim, seni nankör kedi!" sözlerine hazır olması, 
  • Yürüyüşe katılanların çeşitliliği çok konuşulacak...CHP'lisi, DHKP-C'lisi, HDP-PKK'lısı, FETÖ'cüsü…zaman zaman eşlik etti kendisine. Masumlar da arada kaynadı gitti. Ayna ayna olanı hiç bu kadar gerçeği yansıtmadı. Mevlana, “Gel, gel, ne olursan ol yine gel...” dedim, bu çeşitlilikte bir insan toplayamadım" diye hayıflanıp duracak kendi kendine mezarında.
  • Araçlar için açılan otobanlarda aynı zamanda yürüyüş yolu olarak kullanılabileceğini gösterdi bize. Hükümetler artık yatırım yaparken otobanlara da kaldırım yapmayı düşünecek bundan sonra. Sadece İstanbul-Ankara arasını değil tüm Türkiye’yi yaya yürüyüşüyle örmelidir. Yarın biri çıkar da “Bu da bir şey mi, ben Edirne’den Kars’a yürüyeceğim” derse hükümetler hazırlıksız yakalanmamalıdır.
  • Bundan sonra siyasete atılmayı düşünenler için çıta, 450 km’dir. En az bu kadar yolu yürüyemeyecek olanlar siyasete girmemelidir.
  • Evden bakkala giderken altına araba isteyen yeni nesle de bu uzun yürüyüş örnek olmalıdır. Gördüğünüz gibi araba zorunlu ihtiyaçlardan değildir. Demek ki istenirse yürünüyormuş. Bundan sonra işe-güce, gezmeye giderken tabana kuvvet diyeceksiniz. Hem öyle yürüyeceksiniz ki üstünüzden uçak, yanınızdan özel taksi, tren ve otobüs geçerken binmeyeceksiniz. Onlar yalvaracak siz yürümeye devam edeceksiniz. Kafanızın cezasını böylece ayağınız çekecek.
  • Kamuda üst yöneticiler için makam aracına ve şoföre ihtiyaç olmayacak. Herkes gideceği yere kendi imkanlarıyla gidecek. Böylece devlet bu yükten kurtulmuş olacak.
  • Kendi halinde mütevazı, müzmin bir muhalif lideri iken bu yürüyüşle birlikte Türkiye ve dünya gündemine oturmak, aynı anda basın ve medyanın gözdesi olmak, yürüyüşe katılanlardan daha fazla devletin güvenlik güçleri etrafında onunla birlikte yürümek ve onu korumak... Böylece kişi “Ne önemli iş yaptım, değerim böylece ortaya çıktı, bendeki güvenlik başbakan ve cumhurbaşkanında bile yok” diyecek.
  • Yürüyüş başının muhalefet liderliğinin yanında başka maharetlerinin de olduğu böylece ortaya çıktı. İşini de hiç aksatmadı: Grubunu yolda topladı, basına günlük demeç verdi, hem yürüdü, hem de Türkiye gündemini takip etti. Gerçi erken kalkıp erken yol almadı, geçmiş devlet memuru tecrübesinden hareketle 09-17 saatleri arası sıcakta yürüdü. Zamanla yarışmadı. Sıcak dedi yürümedi, geçti istirahatini yaptı. Gece serinde yürüyeyim demedi. Nasılsa kalacağı yer, yiyeceği, içeceği aynı zamanda kendisini takip etti. Bu durum devlet memuru olmak için KPSS      sınavına giren yeni nesle örnek olmalı. Kamuda çalışıp da ne yapacaksınız? Ya siyasete girin, ya da serbest çalışın. Günlük aynı binada iş göreceğim, mesaiye riayet edeceğim, amirime karşı sorumluyum derdi yok böylece. Yollara düşüp göçebe hayatı da yaşayabilirsiniz.
  • Yürüyüşe katılanlara -belirli bir kesim kızsa da- yürüyüş boyunca ellerinde silah onları korumak için yürüyüşe katılan güvenlik güçlerinin hayır duası yeter de artar bile onlara.
  • Adalet, sadece ucu kendine dokununca değil; her zaman, herkese istenmeli imiş demek ki...
  • Bir hareket ne amaçla yürürse yürüsün, onlara kızmak, onları küçümsemekten ziyade ülkeyi yönetenler varsa bir haksızlık gerekli tedbiri almalıdır. 07/07/2017



6 Temmuz 2017 Perşembe

Ev işlerini de başkasına ihale etmek

-Efendim, çocuklarımızın evlilik çağı geldi, uygun görürseniz, çocuklar da birbirini isterlerse talibiz çocuğunuza.
-Biliyorum zamanı geldi ama benim çocuğum nazlı büyüdü, biz onun bir dediğini iki etmedik, okuması için elimizden gelen gayreti gösterdik, şükür ki okudu, işini-gücünü aldı. Fakat ev işlerinden hiç anlamaz.
-Bu bir kusur değil ki, bizimki de aynı şekilde yetişti.
-Pekiyi iki acemi evlilik gibi bir müesseseyi nasıl yürütecekler o zaman? Biraz pişselerdi.
-Ellerinden geldiği kadarını yapacaklar. Zaten şimdi evler sadece yatmak için kullanılmaktadır. Çoğu ihtiyaçlarını dışarıda hallederler.
-Nasıl yani?
-Yemeği ele alalım mesela. Sabah evde kahvaltı yapan yok zaten. İş yerine gidince kahvaltılarını yaparlar. Kurumu öğle yemeğini veriyorsa oradan, yoksa dışarıda lokantada yerler. Geriye akşam yemeği kaldı, onu da birlikte dışarıda yerler. Nasılsa mahalle araları bile lokanta doldu kaldı şimdi. Yok her zaman dışarıda yenmez dersen, birlikte mutfağa girecekler, tatsız tuzsuz da olsa zamanla öğrenecekler. Sıkıştıkları yerde ellerine telefonu alıp annelerinden tarif alırlar.
-İş sadece yemekle olmaz ki... Çamaşır mesela...
-Çamaşır hiç mesele değil. Eskiden annelerimizin yaptığı gibi dere kenarlarında tokucakla çamaşır yıkama dönemi geçti biliyorsun, merdaneli çamaşır makineleri de kalmadı. Şimdi ful otomatik çamaşır makineleri var. İç çamaşırları burada yıkar. Pantolon, ceket, manto, pardesü gibi giysiler şimdi kuru temizlemeciye veriliyor. Sen paradan haber ver.
-Pekiyi, ev temizliği nasıl olacak?
-Bu da laf mı şimdi? Kaç kişi kendi evini temizliyor şimdi? Parasıyla değil mi? Bu alanda da bir sektör var artık. Çağırırlar evlerine bir temizlikçi kadın, evi baştan sona temizletirler. Çocuklarımız evlerine geldiği zaman tertemiz evlerine girmiş olurlar.
-Mantıklı gibi geliyor. Ya çocukları olursa kim, nasıl bakacak?
-Dünür! Sen beni anlamıyor musun, yoksa anlamak mı istemiyorsun? Şimdi paran varsa bütün kapılar açılıyor. Yeter ki torun olsun. İlk iş yasal doğum öncesi ve sonrası izin kullanırlar, gerekirse anne 24 aya kadar ücretsiz izin alabiliyor. Hatta buna da gerek yok. Tutarlar bir bakıcı. Hem çocuğa baktırırlar, hem yemeğini yaptırırlar, hem de ev temizliğini hallettirirler.
-Yani benim çocuğum anne, senin oğlun baba olacak; ellerine süpürge almadan, mutfağa girmeden, çocuğa bakmadan ev geçindirecekler öyle mi?
-Tam öyle.
-Her şeyi anladım da bunlar evi otel gibi kullanacaklar desene.
-Öyle de denebilir. Şimdi hep öyle.
-Her şeyi başkasına ihale edecekler de bunlara para yetecek mi ya?
-Yeter yeter! Yetmez olur mu? Eve iki maaş girecek.
-Bunlar hep dışarıdan yiyecek, bakıcı tutacak, nasıl ev sahibi olacaklar?
-Kredi çekerler efendim! Evi de arabayı da bu şekilde alırlar. hayatları boyunca kredi öderler.
-Efendim, ben krediye karşıyım.
-Şimdi herkes öyle yapıyor, karşı olsan da olmasan da hayatta geçer akçe bu. İçine sinse de, sinmese de.
-Haydi hepsine tamam diyelim, başkasının temizliğinden temizlik olur mu?
-Niye olmasın. Şimdi bırak çalışanları, ev hanımları da temizlikçi tutuyor artık.
-O zaman onlara niçin ev hanımı deniyor?
-Efendim buradaki ev hanımı evin hanımından kısaltmadır.
-Her şeyi başkasına ihale ederek yaşamak. Desene bu devirde yaşamak gerekiyormuş.