1 Temmuz 2017 Cumartesi

Ortak kaba kaşık sallamak *

Konya’yı diğer illerimizden ayıran özelliklerinden biri de düğün yemekleri. Unutanlar ve merak edenler için menüyü söyleyeyim: Yoğurt çorbası, etli pilav, bamya, zerde, irmik helvası ve içecek. Menünün yanında masraf, külfet, meşakkat, telaşe eksik olmaz düğün sahibinde.  Zoraki gülüşünün ardında ‘yemek yetti yetecek’ tedirginliğini yaşar düğün sahibi aynı zamanda.

Gelen davetliler onar onar oturtulur yuvarlak masalara.  Masalara sığmayan misafirler ya ayrı bir yerde bekletilir, ya da yemek yiyenlerin etrafında ayakta bekler. Sofraya oturan yoğurt çorbası ile  açılışı yapar. Ardından gelen etli pilavın haddi hesabı yoktur.  Pilav bittikçe tekrar istenir. Çatlayıp patlayıncaya kadar yenir. Sonunda göz de doyar ve lütfedilip kalkılır. Bunu ben anlatamıyorum. Ki bu anlatılmaz, yaşanır. Midelerimiz dile gelse ne çektiğini  daha iyi anlatır.

Konya düğünleriyle özdeşleşmiş bu tür yemek sünnet, hacı yemeği, iftar vb  sofralarımızın da vazgeçilmez yemeği artık. “Kilo yapıyor, yapsın; kalabalıkta iyi gidiyor deriz. Masraflı imiş, olsun; düğüne kalkan terleyecek,” deriz. Zaten kimse düğünü ne zaman yapıyorsun diye sormaz bu yörede. “Pilavını ne zaman yiyeceğiz?” der. Konya’nın bu yemek kültürü değişsin, kaldırılsın deme gibi bir düşüncem yok. Yemeksiz düğün cenaze evi gibi olur. Yerken de kendimizi unuturuz, hiç yiyesi olmayan eş-dost ile muhabbetine bile yer.
***
Bu düğün sezonunda Konya düğün yemekleriyle derdin ne senin diye aklınıza gelebilir. Benim derdim Konya’nın yemek çeşidine değil, yemek yiyiş şekline. Yani ortak kaba kaşık sallamak. Biz alıştık alışmasına da. Konya’nın dışından gelenler soframıza oturmuşsa biri yer biri bakar, işte kıyamet ondan kopar misali biz yiyoruz, onlar bakıyor. Niye bakıyorlar? Onlar oruç mu diye aklınıza gelebilir. Adamlar kurtlar gibi açlar. Canları gidiyor yemek yemek için. Nedense kaşığı ellerine alıp uzanamıyorlar tasın içine. Çünkü görmemişler ortak kaptan yemek yemeyi.
***
30/06/2017 günü Konya’mızda bulunan bir üniversite, fakültesinden mezun olan öğrencilerine yönelik yaptığı mezuniyet töreninden sonra öğrenci ve ailelerine düğün yemeği verdi fakültesinin bahçesinde. Tabir yerindeyse Türkiye’nin 81 vilayetinden misafirler vardı yemekte. Gelen misafirler masaları doldurmadan üçer-beşer kişi oturmuşlar onar kişi olması gereken sofralara. Çoğu davetliler ayakta. Bu Konya’nın raconuna tersti. Sonra üç-beş kişi bir masada nasıl pilav üstüne pilav yiyecekti. Sonunda dekan yardımcısının “Arkadaşlar! Boş masalara oturabilirsiniz” sözünden hareketle boş masalara oturuldu. Biz de iki masaya dağıldık. Oturacağımız masadakilere de “Oturabilir miyiz” diye izin aldık. Sağ olsun kabul ettiler. Masalarına geldiğimiz kişilerin konuşmasından Adıyamanlı olduklarını anladım. Fakat anormal bir durum belirdi orta yerde. Çünkü misafirlerimiz yemiyor; kah kalkıyor, kah oturuyor, kah eline kaşığı alıp bırakıyor, kah masaya yan oturuyor. “Niye yemiyorsunuz, yemekleri mi beğenmediniz, yoksa siz Abuzer Kebabı mı istiyorsunuz?” dedimse de adamlar açılışın bamya çorbasıyla yapıldığı tasa kaşık sallamadılar. Pilav ve helvadan biraz atıştırdılar. Adamların derdini anladım anlamaya ama benim yapabileceğim bir şey yok. Ortak kaptan yemiyorlar. Adıyaman’da çalıştığım için biliyorum, onlar düğünlerinde kuru fasulye ikram ederler ve herkes yemeğini tabldot usulü yer. Hasılı misafirlerimiz baktı, sofranın yarısını oluşturan biz Konyalılar yemeye devam ettik. Biz onları değil, onlar bizi ağırlamış oldular. Eşimin oturduğu sofrada da Elazığlı bir aile varmış onlar da aynı şekilde yememişler.

Bilmem anlatabildim mi Konyalılar derdimi! Düğün yemeği bize has, bu şekil ortak kaptan yemek de sadece bize özgü. Biz bundan zevk alıyoruz, ayrı kaptan yemek yemeyi de garipsiyoruz. Fakat gel sen bunu Konya dışından gelen misafirlere anlat.

Ne mi yapalım? Ne yapacağımız belli değil mi? İçimizde Konyalı yoksa arabaşımızı, düğün yemeğimizi ortak kaptan yemeye devam edelim. Ama içimize Konya dışından misafir gelmişse kendi adetimizi onlara dikte etmeyelim. Kaplarımızı ayıralım. Tamam pilav ortak kaptan yensin. En azından çorbaları ayıralım.  Yoksa bu gidişle “Gez dünyayı gör Konya’yı” misali Konya’ya gelenler aç be aç soframızdan kalkıp gününü görüp gidecek. Misafire göre ayarlayalım kendimizi. Misafiri kendimize benzetmeye kalkmayalım. Tanrı misafirinin ne zaman geleceği belli olmaz denirse o zaman gelin düğün vb yemekli organizasyonlarda tabldot usulüne geçelim. Doymayan kalkıp bir daha alsın. Ya da tekrar istesin. 01/07/2017

* 02.07.2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Ev hanımlığından ev erkekliğine doğru

Eskiden pek çok insanımız kızını okutmazdı. Kızını okutanların sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Bundan dolayı da eleştirilirdi. Anadolu insanının kızını okutmamasında diğer saiklerle beraber başörtüsü de başlı başına bir sebepti. Birkaç yıldır böyle bir sorun olmadığına göre kız-erkek fark etmiyor artık.

Vatandaş bir kalktı, pir kalktı. Şimdi kızlarını okutuyor, kızlarımız da okuyor. Üstelik erkeklerden iyi okuyor ve başarılılar da. Nerede bir mezuniyet varsa ilk üçte genelde kız öğrenciler başı çekiyor. TEOG'da, YGS'de, LYS'de, KPSS'de kızlarımız hep önlerde.

Hırs, azim, gayret, çaba, yarış...adına ne derseniz hepsi onlarda. Çoğunun elinde ders dışı kitap var okumak için. Konferans salonlarını onlar dolduruyor. İyi lise ve toplumda geçer akçe olan iyi üniversitelerin güzel bölümlerinde onlar var.

Eskiden kamuda erkeklerin içinde çalışan birkaç bayan olurdu.  Şimdi baktığın zaman hemen hemen her sektörde bayanların ağırlığı var. Eskinin tam tersine döndü. Şimdi kamuda bayanların içerisinde erkekler azınlık durumuna düşmüş. Birçok meslek bayan mesleği haline dönmüş durumda.

Birkaç ay önce katıldığım bir konferansta kız öğrencilerin arasına sıkışmış az sayıda erkek öğrenci görünce hayretime gitmiş, "Nerede bu erkek öğrenciler" demiştim. Bugün bir vesileyle tıp fakültesinden mezun olanların mezuniyetine katıldım. Gördüğüm manzara kız çocukları adına sevindirici olmakla beraber erkekler çocukları adına üzüntü vericiydi. Çiçeği burnunda hekim olanların üçte ikisi bayandı. Erkekler burada da azınlıktalardı. Başarıda erkeklerin esamesi de okunmuyordu. Bölümünü başarıyla sırtlayan ilk üç öğrenci içerisinde erkek yoktu.

Nüfusun yarısını oluşturan erkekler nerede gerçekten? Bu hızla giderse kızlar kamunun tüm hizmet alanlarını dolduracak. Buralarda çalışan erkek olursa sanki erkek kontenjanından girmiş olacak. Yine bu hızla giderse erkeklerin çalışacağı yerler, kızların tercih etmediği yerler olacak görünüyor.

Kızların okumasını, okudukları yerlerde başarılı olmalarını kıskanıyor değilim. Hatta onların bu başarma azmine gıpta etmiyor değilim. Benim serzenişim erkeklere. Kızlar çok zeki oldukları için başarılı olmuş değillerdir. Onlar düzenli, tertipli, hırslı ve  bilinçli çalıştıkları için erkeklere göre başarılılar. Çünkü hiçbir başarı tesadüf değildir. Erkekler hiçbir hedefi olmadan sosyal medyada gezmeye, dijital ortamda oyun oynamaya, kız arkadaş edineceğim diye kızların peşinde koşmaya devam ettikçe iyi okulda okuyamayacakları gibi iyi yerlerde görev alamayacaklar bu gidişle.

Kadınlar kamu ve özel sektörde çalışırken erkekleri daha zor ve ağır işlerde çalışma veya ev erkeği olma görevi bekliyor. Nasıl ki ev işlerini yapan yapanlara ev hanımı dendiği gibi ev işlerini yapmak zorunda kalan erkeklere de “Ne iş yapıyorsun” dendiği zaman “Ev erkeğim” cevabı alırsak şaşırmayalım.
Burada anne ve babalara da bir çift sözüm olacak. Erkek çocuğu diye yüzlemeyin çocuklarınızı. Onları aşırı korumacılıktan kaçının. Bir evin bir oğlu misali her istediğini almayın, yaşlarına göre sorumluluk verin çocuklarınıza. Yoksa okumayan kız çocuğunun evde ailesinin yanında oturduğu gibi çocuğunuz yanında oturmaya devam eder, haberiniz olsun. Bu millet kızın evde oturmasına alışkındır, ama erkeğin evde annesinin yanında oturmasına hiç alışkın değildir.

Bitirmeden bir çift söz de erkek çocuklarına söyleyelim. Neyinize güveniyorsunuz? Hepinizin babası fabrikatör mü? Sizin kızlardan zeka bakımından ne eksiğiniz var? Gelin aklınızı başınıza alın. Bu gidişiniz karnınızı doyurmaz. Hayatınız boyunca pişmanlık duyacağınız kaçamak okuma işinden vazgeçin; gecenizi, gündüzünüze katın, bilinçli bir şekilde çalışın. Böyle giderseniz evliliğiniz bile riske girer. Çünkü erkekler kendi statüsü altındakilerle evlenir de bayanlar kendi statüsü altındakilerle evlenmezler. Bırakın gezmeyi, dolaşmayı; oyun oynaşı. İleride işsiz güçsüz kaldırım mühendisi olmak istemiyorsanız derslerinize odaklanın. 01/07/2017




30 Haziran 2017 Cuma

Anlaşıldı. Bu yaz yanacağız **

2016-2017 sezonu kışında son yılların en şiddetli kışını yaşadık, görmediğimiz kadar kar gördük. Yağan kar erimeden üstüne bir daha bir daha kış örtüsü geldi, aylarca karımız kalkmadı yerden. Hava şartlarından okullarımız istemediği kadar tatil yaptı. Gecesinde sıfırın altını gösteren termometreler gündüzünde de eksilerde dolaştı durdu. İliklerimize kadar üşüdük. Doğal gaz faturalarımız cep yaktı.

Kış gitti gidiyor, eli kulağında derken ramazana girdik. Yılın bu uzun ve sıcak günlerinde nasıl oruç tutacağız derken Rabbimizin bir keremi olarak kış, ilkbaharı da içine aldı. Günler uzundu uzun olmaya. Fakat sıcak yüzü görmedik. Çoğumuz mayısta ve haziranın ilk haftalarında kaloriferleri yakmaya devam etti. Balkonlara çıkılmadı, çünkü üşüdük. Dışarı çıktığımız zaman çoğu zaman utanmasak kışlık pardesüleri giyecektik neredeyse. Ramazanın son gününe kadar devam etti yarı soğuk yarı serinlik. Bu yüzden oruç dokunmadı hiç. Son günün sıcağını görünce şükrü unutan bizler bir kez daha teşekkür ettik Rabbül alemine. Çünkü yazın kış orucu tuttuk.  Milletin oruç tutma azmine Rabbim kolaylık üstüne kolaylık verdi. Siz yeter ki tutun, ben yanınızdayım dedi.

Bayram öncesi başlayan çöl sıcakları kendini iyice hissettirmeye başladı. Her geçen gün kavurucu sıcaklar gelmeye devam ediyor. Bu sıcakları görünce orucu serin ve soğuk geçiren Rabbimin dinine ve emrettiği orucun hak olduğuna olan inancım bir kat daha pekişti.

Acizliğini ve zaafını her zaman ortaya koyan biz insanoğlu hikmetinden sual etmesek de dün soğuklardan dert yandık, şimdi ise sıcaklara öf, püf demeye başladık. Şikayetçi miyiz? Asla! Keremine ve verdiğine şükür! Mutlaka bir bildiği vardır. Sebze ve meyvelerin erip olgunlaşması, ekin ve harmanın kaldırılması için bu sıcaklara da ihtiyaç var. Biz her şeyden dertlensek de, bu ne ya deyip ah, vah etsek de Rabbim olması gerekeni olduruyor, vermesi gerekeni veriyor. Biz günlük meşgale ile onu çoğu zaman unutsak da o bizi her daim düşünüyor. Bu kavurucu çöl sıcakları da geçecek elbet. Çünkü Rabbim, her daim mevsimleri döndürüp duruyor.

Bu sıcaklarda dışarıda elinin emeği ile geçinenlere; tarla, bağ-çubuk, ekin-harman demeden çalışacak olanlara, inşaatlarda iş tutanlara Rabbim çalışma azmi, bol kazanç versin, kolaylık versin, sağlık versin. Bizi bizden fazla düşünen Rabbim, altından kalkamayacağımız yük vermesin, belâ ve afetlerden bizi korusun. 30.06.2017

** 07/07/2017 günü kahta.soz' de yayımlanmıştır.