22 Aralık 2016 Perşembe

Saatlerce bizi ekrana mahkum eden diziler *

Teknolojiyi üretenler insanın işini yapmasını kolaylaştırırken onu nasıl oyalayacağını, nasıl kul-köle yapacağını da iyi biliyor. Bir nevi morfin vurup uyuşturuyor. Bu çağın şeytanı bol maalesef. Yediden yetmişe oyalayacak oyuncağı var. TV, sanal alem, internet, dijital oyunlar, cep telefonları vb teknolojik icatlar peşimizi bırakmıyor hiç. Bağımlısı yapıyor insanı bir müddet sonra.

Bizi ekranlara kilitleyen, saatlerce yerimizde robot gibi oturmayı sağlayan, aşağı yukarı günün her saatinde evimize misafir olan diziler var. Hastalık derecesinde insanları ekran karşısına mahkum ediyor. Bir filme baksan daha iyi. Çünkü 1-2 saatin gider bazı günlerde. Ya bir de diziye bakmaya başlamışsa bizim ekran sever, bir hafta boyunca o diziyi bekler durur artık. Öncesinde geçen haftanın özeti saatlerce gösterilir. Ardından yeni bölüm başlar. Akşamın geç vakitlerine kadar sürer. Sıkılsa da, sıkışsa da insanı yerinden kaldırmaz. Wc ve lavabo ihtiyacını bile reklamlara göre ayarlar insanımız. Aile fertleri wc sırasına girer aralarda. Dizinin heyecanlı kısımlarında eve hırsız girse evdekilerin haberi olmaz. Olsa da kolay kolay kalkmaz. Öğrenci, ders ve sınavı geri plana iter.  Ev kadını  çay-kahve işlerini aksatır, evin erkeği ise uzun oturur yine her zamanki gibi. Kendisiyle birlikte dizi izleyen çocuğuna içten içe kızsa da, ara sıra homurdansa da yapacak bir şey yok. Parola: Her ahval ve şeraitte bu diziye bakılacak. Başka yolu yok.

Diziye bakan biri değilim, takip ettiğim bir dizim yok. Ama ekranlara kilitlenen insanları gördükçe üzülmüyor değilim. Hele bir de dizi çok ün yapmış, izlenme rekorları kıran bir dizi ise, muhabbeti gündüzden başlar, misafirliğe gitme ve kabul etme diziye göre ayarlanır. Sanırım haber kanalları dışında her kanalın her akşam en az bir dizisi var. Haydi dizi koyacaklar diyelim. Bari hafta sonlarına ağırlık verseler nasıl olur? Fena olmaz sanırım. Hiç olmazsa öğrenciler dizilerini daha rahat izler, hem de derslerini tamamen aksatmamış ve  daha az hasarla kurtulmuş olurlar. Tabii bu sözüm hafta sonu etüt vb yerlere gitmeyen öğrenciler içindir. Özel kanalları anladım, onlar için ne kadar reyting olursa kardır. Kime ne zarar veririz diye düşünmezler. TRT-1’de katıldı bu kervana. Kanalda gece gündüz neredeyse dizi programları var. Hele büyük-küçük herkesin izlediği bir ‘Ertuğrul’ dizisi var. Çarşamba günleri yayımlanıyor. İzleyenlerin çoğu hızını alamayıp bu dizide söylenen bazı cümleleri aynı anda sanal alemde paylaşıyor hemen. İlk yayıma girdiği yıl biraz baktım, sonra da bir daha bakmadım. Herkes izliyorsa mutlaka beğeni alıyor olmalı. Zaten bu yüzden dizi final yapmayı falan düşünmüyor. Sanırım günümüzde olan bazı menfur olay ve hareketlere de atıf yaparak geçmişi günümüzle güncelliyor. Olsun böyle diziler. Karşı falan değilim. Milyonları ekrana kilitleyen bu tür programları özellikle devlet sorumluluğunu taşıyan/taşıması gereken devlet televizyonunun yayım gününü yeniden gözden geçirmesinde fayda vardır. Hafta içi yayımlanması dolayısıyla yüz binlerce öğrenci çalışacağı dersi aksatabilir. Bu dizi pekala Cuma/cumartesi/Pazar akşamı yayımlanabilir. Anne-baba ve çocuğun hepsinin aynı anda izleyebileceği bu tür programlarda  bir fayda mülahaza ediyor olabilir yetkili ve sorumlu kişiler. Fakat bir faydayı düşünürken diğer kaçırdığımız faydaları da göz önüne almakta yarar vardır diye düşünmekteyim.

Dizi ilk yayıma başladığı zamanlarda bu diziden beklediğim eski tarihimizi hatırlatacak, alacağımız ibretlere ışık tutacak diye düşünüyordum. Yayım hayatına başladığı andan itibaren yıllar geçti ama nedense hala bir Osmanlı kurulamadı. Senarist, yapımcı vb sorumlular daha iyi bilir ama ben, devlet kurulduktan sonra her bölümde bir padişaha yer verilerek dönemin önemli gelişmeleri ele alınır, bazı padişahlara bir kaç bölüm ayrılabilir diye düşünüyordum. Dizi şimdi hangi aşamada bilmiyorum ama öyle zannediyorum hala daha kuruluşu sağlayamadı. Böyle giderse bu dizi, -izleyen olduğu müddetçe- daha kuruluşu bile sağlayamadan bir kaç nesli öbür dünyaya gönderecek gibi.

Hasılı, TRT yetkililerinden istediğim halkın sevdiği, kendisini gördüğü bu dizinin yayım gününün hafta sonuna kaydırmasıdır... Bir de vurdu-kırdı sahnelerinin en aza indirgenmesi...İyi seyirler!..  22/12/2016

* 13/02/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


"Kendinizi kutlarım"

2000'li yıllarda görev yaptığım ilçede  Cum'a namazını eda etmek için evimin yakınında bulunan camiye gitmiştim.

Caminin içi, yeterince ışık almayan,  yarı aydınlık bir durumdaydı. Hocamız hutbeye çıktı. Başladı elindeki hazır hutbeyi okumaya. Ertesi günü kandil olarak belirlenen gecelerden biri idi. Haliyle gecenin öneminden bahseden bir okuma i'rad etti. Yazıyı daha önce okumadığı, ilk defa okuduğu her halinden belliydi. Çünkü zaman zaman da okurken tekledi.  Kendisine çok güvenmenin ve caminin loş ışığının azizliğine uğradı. Cümlesini şu şekilde bitirdi:

"Bu mübarek kandil vesilesiyle kendinizi kutlarım."

Ne diyeyim? Vardır bir hikmeti. 22.12.2015

21 Aralık 2016 Çarşamba

Dikkat! Kaygan Zemin!*

Eskiden bina yapımında, kaldırım döşenmesinde, evlerin önünün peyzaj çalışmasında, okul merdivenlerinin planlanmasında uzun ömürlü, evladiyelik, sağlam ve kullanışlı olmasına dikkat edilirdi. Sağlamlık ve sağlık ön plandaydı. Yeni yapılaşma ve planlamalarda ise sağlamlık, kullanışlılık ve sağlıklı olmasından ziyade görselliğe önem verilmektedir. Bakanı hayran bırakan bir görüntü. Hz Süleyman’ın sarayını ziyarete gelen Belkıs’ın ıslak diye eteklerini topladığı güzel görüntü hakim şimdi, aklınıza gelebilecek insanın adım attığı her yerde.

Ne zararı var diyebilirsiniz bu görselliğin. Adı geçen kullanım yerleri sadece seyirlik ise itirazınızda haklı olabilirsiniz. Şimdiki göze hitap eden ve güzelliğin her türünü gösteren bu kullanım yerlerine döşenen fayans, mermer, karo vb malzemeler hep kaygan. Büyük riskler taşıyor. Bu riski kar, buz ve ıslak olduğu zamanlarda daha iyi test edebilirsiniz. İsterseniz bir deneyin. Denemesi bedava. Kazara buralardan geçmeniz ve yürümeniz gerekir de dikkatli ve sağlam basmaz, acele ederseniz kaygan zeminin kalitesine göre yüz üstü, sırt üstü düşmeniz için size yüzde yüz garanti verebilirim. Öldürme garantili değildir. Ama sizi, yaşınıza göre uzun bir süre sürüm sürüm süründürür. Çünkü ya kolunuz, ya bacağınız, ya da kalçanız kırılır. Hele bir de hava soğuk diye eliniz cebinizde yürüyorsanız Allah göstermesin düştüğünüzde başınıza ne gelebileceğini aklıma bile getirmek  istemiyorum.

Bu adam bu soğukta şaka yapıyor. Hiç zamanı değil diye düşünebilirsiniz. Başınıza gelmişse bana hak verirsiniz. İnsanlar bu tip yerlerden yürürken ölüm-kalım mücadelesi verir kaymamak için. Niceleri kıl payı kurtulur, niceleri iki seksen uzanır. Böyle yerlerde kayıp zarar gören insanlar ilgili kurumları mahkemeye verse öyle zannediyorum haklı çıkarlar. Sorumlular maddi ve manevi tazminat ödemekle karşı karşıya kalırlar. Çünkü böylesi risk taşıyan yerlerde ‘kaygan zemin’ levhasına hiç rastlamazsınız. Türkiye gibi karasal iklimin hakim olduğu, kışın şiddetli geçtiği yıllarda; soğuk, ayaz ve don olaylarının sıkça görüldüğü ülkemizde  görsellikten ziyade sağlamlık, korunma, güven ve sağlık ön planda olmalıdır. Don ve buzlanmanın ardından geriye; patlamış mermerler, yerinden çıkmış fayans ve karoları görmeniz de mümkündür. Bundan sonra belediyelerin işi ne ki, verir bir ihaleye daha. Yazın yaptığı çalışmanın ardından yeni bir tretuvar çalışması  daha başlatır, bedeli vatandaştan alınmak üzere.

İşin garibi ilkokul, ortaokul ve lise talebelerinin okuduğu okullarımız da bu tür görsellik modasından nasibini almaktadır. Hele ilköğretimde okuyan çocuklar iki metrelik bir boş yer bulsa biri diğerini kovalar, öbürü kaçar. Kayıp düşmemeleri mümkün değildir. Şu ana kadar okullarda böylesi büyük kazaların ortaya çıkmaması, çıkmayacağı anlamına gelmez. Eğer çıkarsa böyle kazalar yeni ‘İş Güvenliği Yasası’na göre işveren durumundaki okul müdürlerinin işi kül gerçekten. Okul müdürlerinin kendilerini kurtarmaları mümkün değildir. Ahiret sorusu gibi sorulara muhatap olurlar bir inceleme ve soruşturma durumunda. “Islak ve kaygan yerlere niçin ‘Kaygan zemin’ levhası asmadın? Kaygan zeminleri, özellikle merdiven vb yerler için niçin kaplama yaptırmadın? Neden şu şu tedbirleri almadın gibi.” Maazallah çocuk bir de ölürse veya  ölümle pençeleşirse yat ağla, kalk ağla artık. Alacağın cezaya mı yanarsın, ölümle pençeleşen çocuğun durumuna duyacağın vicdan azabına mı? Bu durumda yetkililer ölümlerden ölüm beğensin artık.

İster katılın, ister katılmayın görüşlerime. İster tedbir alın, ister almayın. Bilesiniz ki ben eski kafalıyım. Kaldırımlardan yürürken, merdivenlerden inip çıkarken buz pistinde yürür gibi veya sırat köprüsünden geçer gibi tir tir titreyerek geçmek istemiyorum. Rahat, sağlam, kullanışlı, güvenli ve sağlıklı zeminlerden yanayım. 21/12/2016

*11.01.2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.