Türkiye kendisine biçilen rolün dışına çıkmaya çalışsa o zaman bir mesaj verilir. Verilen mesaj da hep kan ve gözyaşı olur. Bombalar patlatılır. Bunun için ya canlı bomba, ya da bomba yüklü bir araç seçilir. Bu, ayağını denk al demektir.
Rus uçağının düşürülmesi sebebiyle aramızda meydana gelen soğukluğu gidermek için Rusya ile anlaşılınca yine böyle bir bomba patlatılmıştı. Şimdi de epeydir gündemde olan Anayasa değişikliği için bugün Meclise verilen 21 maddelik değişiklik teklifi üzerine geldi bomba yüklü araçla yapılan terör saldırısı. Geçmiş terör saldırılarına bakılırsa hepsinde Türkiye ya bir yol ayrımındadır, ya bir karar aşamasındadır, ya bir karar vermiştir. Hemen bir saldırı ile karşı karşıya gelir. Yaşamamız için bize fırsat verenler, bize biçtikleri rol ile yaşamamıza izin verdiklerini, ne zaman bunun dışına çıkmak istersen: "Seni can evinden vururum, burnundan fitil fitil getiririm, ülkeni kan gölü haline dönüştürürüm, Anayasa değişikliği yapmanı istemiyorum..." mesajı verilir.
Tüm bunlar Türkiye'nin bir yol ayrımında ve doğru yola doğru yol aldığının göstergesi aslında. Doğum öncesi sancılardır. Görünen doğumun zor olacağı şeklinde.
Türkiye öncekileri atlattığı gibi bu terör saldırısını da atlatacaktır. Yaralarımızı saracaktır. Ödediğimiz bedellerin karşısında mutlu bir geleceğin bizi beklediğini unutmamamız gerekir. Yeter ki olaylara soğukkanlı bir şekilde yaklaşalım. Ne zaman önemli bir karar aşamasında olduğumuz zaman diliminde bu tür mesajları almaya devam ediyorsak bundan sonraki alacağımız önemli karar aşamasında bu tür menfur olayların olacağını hesaba katarak güvenlik güçlerini teyakkuz halde tutmamızda fayda vardır. Güvenlik amaçlı kılı kırk yarma yolu seçilmelidir. Araç kontrolleri, şüpheli araçların durdurulup kontrolünün yapılması gibi tedbirler alınmalıdır. İstihbarat iyi çalıştırılmalıdır.
Patlamanın maç çıkışına denk getirilmesi bu işi yapanların gemi azıya aldıklarını, kana doymadıklarını göstermektedir. Olayın sıcaklığı dolayısıyla ölü ve yaralı sayısından haberim yok. Şimdiden yaralılara acil şifalar, ölenler var ise -inşallah yoktur- Allah rahmet eylesin. Rabbim beterinden saklasın. Türkiye'nin başı sağ olsun. 10/12/2016
10 Aralık 2016 Cumartesi
Küçüklere neden melek gibi denir bizde?
“Okulumuz (Mustafa
Büyükkaplan Hafız İmam Hatip Ortaokulu) 5. Sınıflarda yapmış olduğum Fen
Bilimleri 2. Yazılı sorunlarını değerlendiriyorum, fiziksel olarak küçücük bir
kızımız:
_ "... ben o
soruyu boş bıraktım hocam, dedi.
_ Neden? dedim,
_...
Yüzü kızarmıştı,
bir şey diyemedi. Israrcı olmadım, ders bitti ve özel görüştük. Duyduklarımı
hâlâ unutamıyorum ve her defasında tüylerim diken diken oluyor.
_ Hocam, kimseye
söylemezseniz size o soruyu niye boş bıraktığımı söyleyebilirim. Yine kızarmıştı
(ağarması gereken) yüzü. Biraz zorlandı ve şunları söyleyiverdi:
_ Ben o soruda
biraz takılmıştım, düşünürken başımı sırama yan koydum. O anda da yanımdaki
arkadaşım aynı soruyu çözüyormuş, ben de gördüm. Aslında ben de aynı şıkkı
düşünüyordum, ama gördüğüm için haram olur diye işaretleyemedim. İşte
onun için boş bıraktım. Kimseye söylemeyin, olur mu?
_ Allâhu Ekber...
İnanın bunları
söylerken de, (hani yazılıda başkasının kağıdına baktığını düşüneceğimden) yüzü
kıpkırmızı idi. Nutkum tutuldu, düğümler ardı ardına dizildi...
Elbette sözüme
sadık kalacağım, ismini vermeyeceğim, ama bunu bırak arkadaşlarını tüm dünyanın
duymasını istiyorum...
Rabbim, sadece ve
sadece Sana havale ediyorum. Bu yavrucuğunu Cennetinle müşerreflendir...(âmin)”
Yukarıdaki yazı okulun Fen Bilgisi öğretmeni Ramazan SANLAV
kardeşime ait. Başından geçen bu olayı sanal alemde paylaşmış. Böyle bir
öğrenciye sahip olduğu için kendisini tebrik ediyorum. Samimi duygu ve
düşüncelerinden dolayı yine kendisine teşekkür ediyorum. Allah böyle
öğrencilerin sayısını çoğaltsın.
Bu yazıdaki olayın kahramanı 10-11 yaşlarında 5.sınıf bir
öğrenci. Daha sorumluluk çağına gelmemiş. Masumluğun ve saflığın zirvesinde. Günahsız.
Melekler gibi yani. Çocuk halihazırda meleklerdeki “Günah işlemezler” özelliğini bünyesinde
barındırıyor. Bu yüzden Anadolu’da çocuklar meleklere benzetilir. İnşallah
bozulmadan büyür. Bizde sorun küçüklerde değil, hep büyüklerdedir. Bu çocuk
nice çocuğun içini yansıtmaktadır. Bu derece saf olan çocuk yarın kirliliğin,
pisliğin içerisinde kendisini ne zamana, nereye kadar koruyacak...düşünmemek elde değil.
Biz büyükler bu derece saf, berrak ve temiz olan bu
dimağları yakın zamanda bozarız. Bunun hesabını nasıl veririz bilemem. Çünkü
çocuklar büyüklerin yaptıklarına teslim olurlar bir gün. 10/12/2016
2015 PISA sonuçları*
35'i OECD üyesi olmak üzere 72 ülkenin katıldığı ve 3 yılda
bir açıklanan PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı)
sonuçları açıklandı. 2015 PISA sonuçlarına göre Türkiye matematikte 52. fende
49. okumada 50.sırada. Sonuç vahim. Tam gaz geriye doğru gidiyoruz.
Bizden sonra hangi ülkeler var diye göz attığımızda şu ana
kadar adını-şanını duymadığımız, haritada yerini bile gösteremediğimiz ülkeler
var altımızda. Böyle giderse gerimizdeki ülkeler 2018 PISA sonuçlarında bizi
sollar geçerse hiç şaşırmayalım.
PISA sonuçlarını birkaç hafta konuşur, birilerini
suçlar, suçluyu bulur, pansuman tedbirlerle yolumuza devam etmeye çalışırız.
Bildiğim kadarıyla bu tür yarışmalara katılım zorunlu değil. Yenileceğimizi
bile bile niye katılıyoruz? Herhalde "Yenilen pehlivan güreşe doymaz"
misali olsa gerek.
Türkiye, hep mağlup olacağı yarışmalara katılacağına
birinci geleceğimiz alanlardan katılsa daha iyi olur zannımca. Hangi alanlarda
birinciyiz diye aklımıza gelebilir? Aslında başarılı olacağımız alanlarımız
fazla. Mesela: Sanal aleme girme, sosyal medyayı kullanma, chatleşme,
mesajlaşma, whatsappta geyik muhabbeti, telefon konuşması, kulaklık marifetiyle
müzik dinleme, birbirimizi çekiştirme, birbirimizi suçlama, birbirimizi düşman
görme, dedikodu, iftira, yalan söyleme, rahatına düşkünlük, kazanmadan harcama,
borçlu ve lüks yaşama, TV izleme, dizileri takip etme, aklı ve zihnimizde boş
şeyleri tutma, bir bilgiye ihtiyaç olursa 'Google'dan faydalanma, çok tatil
yapma, sürekli eğitim sistemiyle oynama, kitap okumama, öğrenmediğimiz konuyu
anlamak için sürekli test çözme, yardımcı kaynak alma, başarısızlığa kılıf
bulma, mazeret üretme...vb alanlarda yapılsa parmakla gösterilen bir ülke
olduğumuzu cümle aleme gösterir, böylece dünya gündemine otururuz. Eğer dünya
bu şekil yarışmalar düzenlemiyorsa biz öncülük yapalım.
Türkiye, geçmiş yıllara oranla eğitim ve öğretime bütçeden
daha fazla pay ayırmaktadır. Eğitim ve öğretim alanında sürekli değişiklikler,
müfredat ve sistem değişikliği yapmaktadır. Fiziki olarak binalarda yenilenme,
teknolojiyi kullanma ve imkanlardan yararlanma bakımından çok mesafe kat
etmiştir. Fakat nedense başarı bir türlü elde edilememiştir. Tüm bu imkanlara
rağmen başarının gelmemesinin nedenleri üzerinde uzmanların inceleme yapmasında
fayda vardır. Bu konuyu istatistiklerden yararlanmak suretiyle hükümetin başarı
gibi göstermesinin ve muhalif olanların mal bulmuş mağribi gibi hükümete
saldırmasının kimseye faydası olmaz. Eğitim ve öğretimimiz objektif bir şekilde
masaya yatırılmalıdır.
Bu değerlendirme sistemine katılan 15 yaş grubu 5895
öğrencinin % 36’ı Mesleki ve Teknik Lisesi, 14’ü İHL, % 38.1’i
Anadolu Lisesi, % 2.1’i Fen Lisesi öğrencisidir. Katılımcı öğrencilere
bakıldığı zaman % 50 öğrenci Mesleki-Teknik lise ve İHL öğrencisidir. Bu
okullar -ekseriyetle- TEOG sınavlarına göre en düşük puanlı öğrencilerin
tercih ettiği okullar olarak bilinmektedir. Fen ve Sosyal Bilimler Lisesinden
giren öğrenciler zirvede yer alırken meslek lisesi öğrencilerinin ise başarıyı
düşürdüğü görülmektedir. Buradan sorunun meslek liselerinde olduğunu
anlayabiliriz. Hiç vakit kaybetmeden meslek liselerine bir neşter vurulmalıdır.
Eğer bunu yapmazsak biz her zaman yenilmeye doymayan güreşçi pozisyonunda yer
alırız.
Türkiye her şeyden önce TEOG sonuçlarına göre her öğrenciye
okul bulma ve okula yerleştirme çabasından vazgeçmelidir. Belirli puanın
altında kalan öğrencilerin açık liseye yönlendirilmesi uygulamasına
geçilmelidir. Bu liselerdeki öğrenci yoğunluğu azaltılmalı, öğrenci alımında
seçici davranılmalı, 9.sınıfta belirli bir başarı kriterini yakalayamayan
öğrenciler yine açık liseye gönderilmelidir. Okullarda başarıyı yakalamak için
her türlü sınıf seviyesinde mutlaka kalma ve eleme sistemi getirilmelidir. Ders
saatleri azaltılmalı, merkezi sınav sistemi anlamaya dönük olacak şekilde
yeniden düzenlenmelidir. Öğrenciler dijital ortamdan uzak tutulmalıdır. 10/12/2016
*17.12.2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
*17.12.2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)