28 Kasım 2016 Pazartesi

Batı'nın maskesi düştü

Medeniyetin beşiği olarak tanıttılar kendilerini. Demokrasi ve insan hakları, ilerlemişlik, bilim ve teknoloji onlardaydı. Terör örgütlerine karşı mücadele ettiklerini göstermeye çalıştılar. Güya bir zamanlar PKK'yı terör örgütü kapsamına aldılar. Nasıl almaysa. PKK, Avrupa'da istediği gibi cirit attı bu güne kadar. TV'leri bile vardı. Özdemir Sabancı'nın katili olan  Fehriye ERDAL'a bu güne kadar ne yaptıklarını anlayan varsa beri gelsin. PKK burunlarının dibinde istediği gibi çalışma, propaganda yaptı, örgüt adına para topladı. En azılı teröristleri ellerini kollarını sağlayarak dolaştı güpegündüz. 

PKK'lı teröristleri saldığı yetmediği gibi şimdi de terör örgütleri kapsamından çıkarmaya çalışıyor Batı. Gerekçe de PKK'nın, DAİŞ ile mücadele ettiği. Biliyorduk gerçek yüzünü de bu kadar gemi azıya alabileceklerini, bu kadar alçalabileceklerini de görmüş olduk. Allah uzun ömür verirse daha ne pisliklerine şahit olacağız. Lügatımızda bir zamanlar 'Vahşi Batı' vardı, bir ara unutmuştuk. yeniden hatırlattıkları için ne kadar teşekkür etsek azdır kendilerine.

Kendi ellerinizle destek verip beslediğiniz PKK'yı bu güne kadar terör kapsamında tutmanız bile hataydı. Geç bile kaldınız. Zaten bu güne kadar bu örgütün karşısında gibi pozisyon alıp hep el altından desteklediniz. Güneydoğu'da bu güne kadar akan kanın müsebbibi sizdiniz zaten. PKK'yı terör örgütü kapsamından çıkararak ikili oynamaktan kurtulacaksınız böylece. Alın yanınıza PKK'yı topunuz birden gelin. PKK'ya silah vererek barış havarisi görüntüsü vermek yakışmıyordu zaten size. Zaten  medenilik kim siz, siz kim? Siz değil miydiniz Ortaçağ'da birbirinizi boğazlayan, yıllar yılı savaşan. Siz değil miydiniz 'Haçlı Seferleri' vasıtasıyla bir araya gelip bize saldıran. Çıkarın artık yüzünüzdeki maskenizi. Alın elinize yeniden silahlarınızı. Gerçek yüzünüzü gösterin artık. Güneydoğu'dan saldırmayı bırakın. Bakın başarılı olamıyorsunuz. İsterseniz biraz daha farklı yerlerden saldırıya geçin. Mesela, Çanakkale'ye ne dersiniz. Yeniden karşılaşabiliriz oradan...

Aslında suç yine sizde değil. Asıl suç 'Tanzimat Fermanı' ile başlayan bizdeki batı hayranlığı, batı aşıklığı, pardon batı uşaklığında. Sizin uşaklığınızı yapmak isteyenlerin devri sona erdi. Bu millet onları tarihin çöplüğüne gönderdi. Zaten uşaklık da yaraşmazdı bu millete. Millet kendi oldu şimdi. Sizi esas üzen de bu sanırım. Buradan size ekmek yok artık. Bence aklınızı başınıza almanızda fayda vardır. Battıkça batıyorsunuz. Biz ise yeniden doğuyoruz. 28/11/2016



Nesil ardından gelir. Yeter ki samimiyet görsün...

Sevgi, samimiyetin verilmediği bir yerde istenen neslin yetişmesi çok zor. Çaba sarf eden arkadaşlarımızın sayısı çoktur. Ama yeterli değildir. Herkese örnek olabilecek bir neslin yetişmesi için uzmanların gerçekten kafa yorması gerek. Bir defa sevgisini vermediğimiz nesil de bizim değildir, din de. Din eğitiminde görev alabilecek, bu okullarda görev yapan kişilerin iyi bir iletişim diline sahip olması, öğrencinin dilinden anlaması gerekir. Bu okullarda görev yapacak arkadaşlar öncelikle diğer okullarda görev yapmalıdır ki buraya gelen çocukların değerini bilsin. Çocuğun psikolojisini bilmeden bir yere varılamaz. Öğrenci, öğretmenindeki samimiyeti görsün, inanın canını verir onun için. İHL'lerde adam adama markaj dönemi başlatılmalıdır. Cami cemaatine hitap eder şekilde vaaz kültüründen kaçınılmalıdır. Her bir bireye önemli olduğu hissi verilmelidir.

Polisiye tedbirlerden, kızmaktan, bağırmaktan ve dövmekten, bastırmaktan öte, yeni bir şeyler söylemek lazım bu nesle.

2 sene önce İHL müdürü ve müdür başyardımcılarının çağrıldığı bir toplantıya katıldım. İlden gelen bir müdür yardımcısı: "Arkadaşlar! Okullarda, özellikle yüz yüze açık lise eğitiminin yapıldığı okullarda kız-erkek ilişkileri had safhaya ulaştı. Bunun için açık lise eğitiminde okulları ayırmak istiyoruz, ne dersiniz" diye görüş sordu. Katılanlar sıra ile: "Çok iyi olur, ayrılması lazım" dediler. Tam bana sıra gelince "İlave edeceğin bir şey var mı" dedi. Hocam bir şey demedim ki, ilave edeyim, istemiyorsanız konuşmayayım" dedim. "Buyur, konuş" dedi. Kız-erkek ayrılırsa ayrılsın, o sizin tasarrufunuzdur, fakat binayı ayırmak tek başına yeterli değildir. Şimdi cep telefonu, sanal alem vb iletişim araçları var. Görüşmek isteyen gider okul ortamı dışında buluşur. Dağda evliya yetiştirmekten ziyade şehirde kendisini koruyabilecek şekilde çocuklara rehberlik yapılabilmeli, hatta bunun için koçluk sistemi diye bilinen danışman öğretmenlik sistemi oluşturulabilir, oluşturulabilecek fonla gerekirse öğrencinin midesine hitap edilmeli ilk önce. Öğrenci denetimli serbestlik içerisinde olmalı...şeklinde açıklama yapmaya çalıştım. İlgili müdür yardımcısı bana: "Ha sen, karma eğitimi savunuyorsun" dedi. Bu kadar konuşmamdan bu anlamı nereden çıkardı bilemedim. Ben de evet, öyle dedim, sözümü bitirdim... 20/11/2016

Din, samimiyettir her şeyden önce

"Din nasihattir" der bir hadisinde Peygamberimiz. Biz genelde nasihati 'öğüt verme' anlamında alırız. Halbuki nasihat, samimiyet demektir. Kur'an'da geçen 'nasuh tevbe' ile aynı anlama gelir. 'Öğütçü, öğüt veren" anlamına geldiği gibi 'temiz, saf' anlamı da vardır. İkinci anlamıyla aldığımız zaman hadis: "Din samimiyettir" anlamına da gelir.

Bir başka hadiste peygamberimiz: "Yapılan amel ve fiillerin niyetlere göre" olduğunu ifade eder. "Allah öbür dünyada bizim etimize ve kanımıza bakmayacak, takvamız, samimiyetimiz, niyetimiz ulaşacak ona." Bu dünyada çektiklerimiz belki de samimiyet eksikliğindendir. Bu konuda bir kaç fıkra paylaşmak istiyorum sizlere.
***
Küçük kasabanın birinde, bir caminin tam karşısında arazisi olan adam,
arazisi üzerine bir genelev inşa etmeye başlamış. İmam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler, ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir iş yeri açacağına da yasal olarak karşı çıkamamışlar. Tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu genelev için hergün beddua etmekten öteye geçememiş.

İnşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala her nasılsa şiddetli bir yıldırım düşmesi sonucu genelev yerle bir olmuş. Caminin cemaati bu olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek görmemişler, ancak genelev sahibi adam, cami imamının ve cemaatin direk veya indirek olarak bu hasardan sorumlu oldukları iddiası ile camiye karşı tazminat davası açmış.

Cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında bu konuda herhangi
bir şekilde sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz etmişler, bu olayın kendi dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da kabul etmemişler.
Gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkemeye günü geldiğinde hakim dosyayı
dikkatle incelemiş ve taraflara dönüp:
"Bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum," demiş.
....Ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var.
Taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir genelev sahibi,
diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan bir imam ve cemaati...!"
***
Erzurumlular kurban kesiyorlar bunu gören Ermeni'nin biri arkadaşına:
-Ben de kurban kesmek istiyorum, der.
-Olur mu saçmala sen Müslüman değilsin, kurbanı niye keseceksin ki, diye karşı çıkar arkadaşı.
Tabi Ermeni kararlı, gidip bir inek satın alır ve eline bıçağı alıp ineğin başına gelir. Elindeki bıçakla ineği ve kendini kan revan içinde bırakır ama bir türlü ineğin canı çıkmaz. Bunun üzerine Ermeni'nin arkadaşı yanına gelip
-Ya bu kadar işkence çekeceğine git şu karşıdaki Müslüman kahvesine, bir tanesinden rica et gelip kessin, der. Ermeni elinde bıçak üstü başı kan içinde kahveye girer:
- Aranızda Müslüman var mı? der.
Kahve halkından biri korkudan ''Müslüman burada ne arar sen camiye git Müslümanlar orada'' der.
Adam camiye gelir elinde bıçakla içeri girip
-Aranızda Müslüman var mı? der.
Cemaatte ses yok. Sonunda yaşlı bir adam dayanamaz ve ''Ben Müslümanım'' der.Yaşlı adamla Ermeni dışarı çıkarlar.
-Amca ben bu ineği kurban etmek istiyorum ama bir türlü beceremedim, der.
Yaşlı adam ineği keser ama çok yorulmuştur Ermeni'ye ''Oğlum ben çok yoruldum, derisini de başkası yüzsün.'' der.
Ermeni elinde bıçak üstü başı kan içinde camiye gider ve
-Aranızda başka Müslüman var mı? der.
Cemaat, Ermeni'nin yaşlı adamı kestiğini düşünür ve arkası dönük olan hocayı göstererek
-Aramızda en Müslüman imam, derler.
Ermeni, hocanın karşısına dikilir ve
- Buruda tek Müslüman sensin herhalde? der.
Hoca kanlı bıçağa bakar ve
- Şurada iki rekat namaz kıldırdık diye hemen Müslüman mı olduk, der.
*** 
Fakirlere acıyan ve onlara yardım etmek için elinden geleni yapan bilge, bir gün sabahını fakirlere daha fazla yardım etmesi için dua etti.

Eve döndüğünde eşi sordu: “Nasıl duan kabul olundu mu?”
           
Bilge dudaklarında ince bir gülümsemeyle cevap verdi: “Yarı yarıya.”

Karısı şaşırdı ve bunun ne anlama geldiğini sordu. Bilgenin karşılığı şöyle oldu:

“Fakirler, yardım almayı kabul ettiler...” 28/11/2016