15 Kasım 2016 Salı

Kirli elleri öpülesi insanlar...

Arabanın kış lastiklerini değiştirmek için oto lastikçiye  gittim. "Şehit ailelerine lastik tamiri ve servis ücretsizdir" yazısı dikkatimi çekti. Hemen cep telefonuma sarıldım. Gördüğünüz fotoğrafı çektim. Ustaya, "Benim dedemin babası 93 harbinde şehit düşmüş,  ben de bir şehit torunuyum,  haberin olsun" dedim. "Tamam,  kimliğini göster" dedi bana. "Ustam,  eskilerin kimliği mi vardı ki bize şehit ailesi kimliği versinler" dedim... Bu duyarlılığından  dolayı kendisini tebrik ettim. Allah hayrını kabul etsin, dedim. İşim bittikten sonra ayrıldım.

İçimde bir sevinç ki ne sevinç. Özü itibariyle bu millet tertemiz ve fedakardır. Yeter ki görsün,  bilsin,  duysun ve samimi olduğuna inansın. Ülkesi adına yapılan hizmeti ve uğruna şehit olanı unutmuyor, bir vefa borcu gibi görüyor, şehidin ailesini yetim kabul ediyor. Canını ortaya koyanlara karşı benim de çorbada bir tuzum olsun diyerek kendi çapında kazancından feragat ediyor. Lastik değiştirme ve lastik tamiri çok pahalı bir iş değil.  Ama adam bu işten ekmek yiyor.

Yaptıkları iş kolay değil gerçekten. Davut peygamber gibi ellerinin emeğiyle geçinirler,  alın terletirler. Sabahtan akşama her lastik tamirinden 15,  her lastik değiştirmeden 10 lira alacak,  evine ekmek götürecek.  Bu işi yaparken soğuk-sıcak demeden,  elleri sürekli kara olarak çalışacak,  terleyecek ve üşüyecek. Emek sarf edecek  ve kazancından vazgeçecek...

Vallahi helal olsun bu tiplere. Çalıştığı iş icabı eli kir-pas içinde olan bu insanlar elleri öpülesi insanlardır. Allah sayılarını artırsın, emeklerini yağlı etsin. Böyleleri oldukça bu milletin sırtı yere gelmez. 15.11.2016

Ekonomi nereye gidiyor? *

Ne gezi olaylarında,  ne 17-25 Aralık yargı darbesinde,  ne de en kanlı darbe teşebbüsü olan 15 Temmuz'da gördük doların bu derece çılgınlığını. Dört nala koşuyor.

Freni patlamış kamyon gibi yol alıyor dünyaya nizamat veren dolar.  Ateşi ne zaman sönecek, nerede duracak, nereye toslayacak,  kimleri ihya edecek? Hangi ocakları söndürecek? Belli değil. Fakat belli olan bir şey var: Dar gelirlinin cebini yakacak. Hayra alamet değil bu gidiş. Dolarla beraber EURO, altın yarışıyor birbiriyle. Bu bir devalüasyon mu? Yoksa Türkiye'yi dizayn etmek isteyen güçlerin bir başka oyunu mu? Çünkü bunun için 3-5 yıldır her yolu deniyorlar.

Her şeyin küreselleştiği bu dünyada ekonomi de küreselleşti. Dışarıda meydana gelen kriz de geliyor bizi buluyor/vuruyor. Dünyada uygulanan ekonomik sitemi Prof.Dr. Osman ALTUĞ, hep “Üç kağıt ekonomisi: borsa, faiz ve dolar,” diye açıklar. Dünyayı yönetenler, paraya da yön veriyorlar. Oyun oynar gibi dünya ile oynuyorlar. Para babaları öksürse dünya ekonomisi felç oluyor nedense. Faizin yükselmesini istiyorlarsa yükseliyor, dövizin yükselmesini istiyorlarsa yükseliyor, borsa inecekse veya çıkacaksa hep dedikleri oluyor. Bu üç kağıdın değeri inse de bunlar kazanıyor, yükselse de. Olan hep dar gelirli insana oluyor maalesef.

Enflasyon ve hayat pahalılığından çok çekti bu ülke. Durmadan kemer sıkma politikalarıyla karşı karşıya geldik. Önümüzü göremedik ardı arkasına gelen krizlerden. Bugünkü aldığımız malı ertesi gün aynı fiyatla alamadığımız günleri çok gördük.

2001 ekonomik krizi baş gösterip devalüasyon olduğunda kendi kendime, "Bugün aldığım bir malın, ertesi günü fiyatının  değişmeyeceği günler olacak mı acaba? Eğer bunu sağlayacak bir parti gelirse düşüncesi ne olursa olsun oyumu ona vereceğim" demiştim. Dünyanın ekonomik bir kriz yaşadığı 2009 yılında döviz ve ona bağlı olarak fiyatlarda bir dalgalanma olduysa da denildiği gibi kriz bizi teğet geçti. 2016 Kasım'ına kadar fiyatlarda aşırı bir dalgalanma olmadı, hatta birçok ürünün fiyatı yerinde saydı. ABD'nin yeni başkanını seçmesiyle birlikte çıldırdı sanki. Başta gıda fiyatları olmak üzere birçok ürünün fiyatlarında bir dalgalanma ve yükselme söz konusu. Zaten cari açık belimizi büküyor yıllar yılı.

Ülke; içeride FETÖ, PKK, DEAŞ, DHKP-C gibi terör örgütleriyle uğraşırken, sınırımızda savaş ve terör ortamı devam ederken, ülke savaştayken, AB ile aramıza kara kediler girmişken üstüne üstlük bir de ekonomik kriz işin tuzu biberi olur. Bu, onulmaz yaralar açar. Bu sefer ekonomik kriz bizi teğet falan geçmeyecek gibi. Ateşi de söneceğe benzemiyor. Devlet bir taraftan bizi boğmaya çalışanlarla mücadele ederken ekonomiye de bir neşter vurması gerekir.


Üretime dayalı bir ekonomik sisteme geçmediğimiz müddetçe bu üç kağıt ekonomisinin sonuçlarını acı bir şekilde yaşamaya devam edeceğiz anlaşılan. Zira hep etkileneceğiz. Ne yapıp edip üretime ağırlık vermemiz, üretmeden tüketme alışkanlığından vazgeçmeliyiz. Vergiyi toplumun her kesimine yayarak kayıt dışı ekonominin  önüne geçilmelidir. İhracat ve ithalat dengesi mutlaka gözetilmelidir. Kaynaklarımızı iktisatlı kullanıp, ayağımızı yorganımıza göre uzatmalıyız. İsraf ve lüks yaşamaya bir sekte vurmalıyız. 15/11/2016

* 19/11/2016 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Kaprisli yönetici profili

İki yıl öncesine kadar okullarda sınav puanına göre atanan müdürler görev yapardı. Bu kriter değiştirilerek dört yıllığına görevlendirilmek üzere  mülakatla atama yöntemi uygulamaya geçirildi. Bu şekilde ataması yapılan müdürler de herhangi bir kriter ve kıstas olmaksızın kendi yardımcısını seçti ya da seçtirildi. Bu uygulama doğru ya da yanlış. İşin doğrusu bir atama kriterine göre olmasıydı. Yetkili mercilerin tasarrufu.   Tartışılabilir. Kimine göre iyi oldu, kimine göre de yanlış.  Bunu da zaman gösterecek. Ama ne şekilde gelirse gelsin hakkını verebilenler de var, veremeyenler de... Alın size iki örnek...
***
1996 yılında Manisa'da bir hizmet içi eğitime katılmıştım. Kalabalık bir grup idik. Başımızda kurs veren hocaların yanında Ankara'dan gelen kurs yönetici ve yardımcısı da vardı. Böyle kurslara gidenler bilir. Kurslar,  verilen ders ile birlikte aynı zamanda dinlenme,  esnek çalışma ortamlarıdır. Çoğu arkadaş okulundan görmediği bir muameleye maruz kaldı burada. Kurs yönetici yardımcısı bir bayan idi. Her teneffüsten sonra dış kapıya durur,  geleni uyarır, çıkanı uyarırdı. Bir dakikanın hesabını sorardı. Asık suratından yanına varılmazdı. Tam  bir eski klasik devlet yöneticisini andırıyordu. Sağ tarafından kalktığı bir gün bir kaç kursiyer arkadaşla birlikte yanına vardık. Amacımız, tanış olursak belki biraz iyi davranır, Azrail gibi kapıda beklemez düşüncesindeydik. "Hocam! Çok önemli bir görev icra ediyorsunuz. Bu kursta yönetici yardımcılığı görevi almak için ne yapmak gerekiyor. Biz de başka kurslarda bu şekilde yardımcılık görevi alabilir miyiz, bunun kriteri nedir" dedik. "Siz de benim gibi yönetici yardımcılığı görevi alabilirsiniz. Burada yönetici yardımcılığı görevi yapmak için herhangi bir kriter yok, adamını bulup torpille gelebilirsiniz, ben de birini devreye koydum, o şekilde geldim" dedi. "Sizinle beraber gelen öğretim görevlisi ve yöneticilerin yanlarında eşleri var. Sizin eşiniz yok yanınızda" diye bir arkadaş sordu. Eşinden ayrıldığını ifade etti.
***
İkili öğretim yapan bir okulda öğretmen olarak çalışan bir arkadaşımız anlattı: "Güneş 07.20'de doğmasına rağmen sabahleyin 07.00'de derse giriyoruz. Sabahın alaca karanlığında öğrencisi, öğretmeni derse yetişmek için çaba sarf ederken güvenlik kulübesini geçtikten sonra bir karartı göze çarpmakta. Dikkatli bakınca okulun müdür yardımcısının olduğunu anlıyorsun.  Ellerini koltuğunun altına götürerek kenetlemiş bir vaziyette hiç hareket etmeden duruyor. Meslektaşımdır selam vereyim diyorsun, yüzüne bile bakmıyor. Yüzünden düşen de bin parça. Niyetini hemen anlıyorsun. Gecikenleri tespit etmek. Tamam görevidir, tespit etmeye tespit etsin ama Allah'ın selamı dediğimiz selamı da alsın. Hatta eline de bir kağıt ve kalem alsın, gecikenleri not etsin. Birden fazla geciken olursa belki aklında tutamayabilir. Gerçi benim ki de laf yani. Geçerken sanırım hafızasına kaydediyor. Ayrıca bir de selam alsa kimin geciktiğini unutabilir. Aynı anda iki işi birden nasıl yapsın garibim. Hiçbir şeye yanmam da iki hafta öncesi yine böyle nöbetçi olduğu gün ilk dört ders sınıf defterini bulamadık. Sonunda öğrendik ki bizim idealist yardımcımız sınıf defterlerini sanırım evine götürmüş,  haydi götürdü diyelim. Bari sabah ilk derse yetiştirmiş olsaydı.

Zaman zaman odasına varsan bir şey isteyecek diye yüzüne de bakmaz. Kimsin, necisin diye sormaz. Ne var o önündeki bilgisayarda bilmiyorum. Nöbetçi olmadığı gün de okul yıkılsa ne oluyor demez. Nöbetçi olduğu gün ise -sabahın dışında- elinde telefon sağı solu turlar. Maşallah ne konuşması biter,  ne de şarjı. Müstakbel ikinci eşiyle düğün öncesi muhabbet yapıyor anlaşılan. Nöbeti esnasında hem konuşur,  hem de turlar. Selam mı niye versin ki? Sonra sen kimsin ki? Normal bir boz öğretmen. Bir idareci olarak seninle niçin muhatap olsun. Ayrıca sen nöbet tutarken seninle muhabbete gelmedi ki, görevini yapıyor mu yapmıyor mu, görev yerinde mi, değil mi diye kontrol için geldi. Zaman muhabbet zamanı değil, burada ciddi bir iş yapılıyor. Sen de çok şey istiyorsun. Sonra seni muhatap alması için en az onun seviyesinde biri olmalısın, öyle değil mi? Davul bile dengi dengine. Bir müdür yardımcısı kusura bakma da seni muhatap almaz. İllaki seni biri muhatap alsın istiyorsan git dengin bir öğretmenle konuş. Tabii böyle deyince hoşuna gitmez. Gerçekler acıdır. Yok müdür yardımcısını kıskanıyorsan biraz çalış, sen de ol. Sınavlı, sınavsız fark etmez. Yeter ki mezhebin, meşrebin geçer akçe olsun. Bir de arkan olacak tabii. 

Bir öğretmen bir yıl önce seçmeli ders öğrencilerin listesini istemiş, bugün, yarın derken sene sonunu getirmiş biridir aynı zamanda. Sanki o, odasında boş mu duruyor, onca işin arasında bir de öğretmene liste mi çıkarsın. E-okula girecek, sınıf sınıf seçmeli dersleri belirleyecek, seçmeli derse göre öğrenciyi atayacak, sonra sana liste verecek. Sen bu işi yapmayınca kolay sanıyorsun galiba bu işleri. Sonra değerinin anlaşılması için bir işi hemen öyle birden yapmayacaksın. Geciktirdikçe geciktireceksin ki, isteyenin bir yüzü kara olsun. Sonra sanki bu iş müdür yardımcının işi. Öğretmenler de çok hazır yiyici olmamalı. Öğretmen girdiği sınıftaki öğrencilerin listesini kendisi de oluşturabilir. Eskiden hazır liste mi vardı? Tüm öğretmenler ya kendi hazırlar, ya da sınıf başkanına hazırlatırdı. Ha sen de öyle yapıver, ne olacak yani? Yardımcı hep evrak işiyle uğraşırsa o zaman dağları ben yarattım diye havayı kim atacak? Biraz rahat bırakın da emeksiz geldiği yardımcılığının sefasını sürsün. Yarın uzatmazlarsa yöneticilik süresini gittiği yerde "ben idareciyken.." diye başlasın, iki lafının arasına..."
***
Bizim öğretmen de pek dertliymiş hani. Müdür yardımcısından ilgi bekliyor, hoş geldin demesini bekliyor, liste istiyor. Yahu senin karşında emir erin mi var? Kendi haline bırakın da biraz hava atsın, caka satsın, egosunu tatmin etsin, kaprisini göstersin, ellerini kilitleyip koltuğunun altına koysun, biraz da sana tepeden baksın. Sonra seninle muhabbet ederse şımarırsın. Zira öğretmen milletine pek taviz vermeye gelmez. Sonra burası çocuk yuvası değil. Burada bir okul yönetiliyor, devleti temsil ediyor, devlet dediğin ciddi olur, resmi olur, asık suratlı olur.

Sen dua et, geldiği yere emek sarf etmeden gelmiş, bedavadan gelmiş olmasına rağmen eski asık suratlı, insanlara tepeden bakan devlet memuru rolünü iyi yerine getiriyor. Görevinin kıymetini biliyor. Ya bu makama bir de sınavı kazanarak gelseydi, halin nice olurdu...Biraz da bardağın dolu tarafına bak. Nereden geldiğini, nereye gideceğini bilmiyor ama olsun. O kadar hata, hadsizlik ve bilgisizlik kadı kızında bile olur. 15/11/2016