12 Kasım 2016 Cumartesi

Bazılarının kazancının bereketli olmasının sebebi ne ola ki acaba?

Mayası ve ham maddesi toprak olan insanoğlunu Rabbim çeşit çeşit yaratmış. Renkleri, görüntüleri, fiziki yönleri farklı farklı da olsa insanoğlunun birbirine benzer ortak yönleri çoktur.  İmtihan için geldiğimiz bu dünyada ahiret azığı hazırlamamız gerektiğini her birimiz biliriz genelde. Fakat geçici dünyanın heveslerine o kadar kaptırıyoruz ki zaman zaman hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünyaya sarılır kalırız.

Makam, mevki elde etmek; iyi, geniş ve güzel bir evde barınmak, konforlu bir arabaya sahip olmak, bol para kazanmak, çoluk çocuğun geleceğini garantiye almak için durmadan para biriktirmeye çalışırız çoğunluk itibariyle.  Hırs, açgözlülük ve tamahkarlık, bol para kazanmak yine insanın ortak özelliklerinden biridir. İyilik yapsak da ya başa kakarız, ya da karşılığını bekleriz. Yani keseri hep kendimize doğru yontarız.

Rabbimin bazı kulları vardır ki sayıları az da olsa aramızda vardır. Bir taraftan dünya için çalışır ve kazanırken hep etrafına dağıtan eli selek insanlardır bunlar. Elinde gömü mü var? Hayır. Rızkını temin için yurt içi ve yurt dışı durmadan koşturur. Emrinde yüzlerce insan çalıştırır. Aynı zamanda kazancının büyük bir kısmını hayır-hasenata, ihtiyaç sahibinin işini görmeye, eşine dostuna yetirmeye harcar. Harcadıkça bereketleniyor. Hz Osman gibi ticaretle uğraşır, kazancını herkesle paylaşır. Çalıştıkça Rabbim fazlından fazlasıyla veriyor. Verdikçe kazancının bereketi artıyor. Fabrikatör mü bu arkadaş? Hayır. Elinin emeğiyle kazanan biri. İşini yaparken en iyi, en düzgün bir şekilde yapar. İşini düzgün yaptıkça, işini takip edip rızkını aradıkça, kazancını her yer ve kesimle paylaştıkça Rabbim veriyor da veriyor. Harcadığına göre veriyor diye düşünüyorum. Cebini hiç kabarık görmedim. Belki de ihtiyaç sahibi biri de olabilir. Ama her hayır ve hasenatta cebinden eşi-dostu için harcayabileceği para çıkıyor. Lugatında yok yok. Kapısına gelip de boş dönen yoktur. Haberi olursa kapısına gitmene gerek yok zaten. O gelir, seni bulur. Böylelerini  bugüne kadar başkasından faydalanır, fayda bekler görmedim. Rabbim sanki bu tipleri vermek için yaratmış, insanlar bunları örnek alsın, onlar da bunlar gibi olsun istemiş gibi sanki. Her türlü vermenin yanında insan da hiç mi kibir olmaz. Kibir de yok. Bu tiplerden faydalanan kişilerin onuru da incinmiyor.
***
Maddi imkansızlıklar dolayısıyla dershaneye gidemeyen bir öğrenciden haberim oldu. Bir dershanenin yetkilisiyle görüştüm. "1000 liraya kayıt yaptıralım" dedi. 4 arkadaştan 100'er lira istedim. Telefonla bir arkadaşımı daha aradım. "Ne kadar açığın var" dedi. 600 lira deyince "600 lira bana ait, bana yazar mısın" dedi.
*** 
Bir arkadaşım düğün yapacaktı. "Düğün yapmak için ayağa kalktım ama, tıkandım kaldım, ne yapacağım bilmiyorum" dedi. Ne kadara ihtiyacın var dedim. "10.000 lira" dedi. 5-6 arkadaştan para istedim onun adına. 500, 1000, 2000 lira veren oldu genelde. Dershane konusunda yardımcı olan arkadaş aradı. "Benden 3500 lira, 500'ü düğün hediyem olacak, geriye kalanı da diğer borçlarını ödedikten sonra en son ödesin" dedi. Düğün sahibi nice sonra aldığı borçları ödedi. telefonla aradım emanetin bende nasıl alırsın, ya da nereye getireyim diye. "Yakında sen de düğün yapacaksın, bana şu anda lazım değil, kullan" dedi. Bana ihtiyaç değil desem de "Yanında bulunsun, belki lazım olur" dedi.
*** 
Zaman zaman bir vesileyle karşılaşıp görüştüğümüzde, "Arkadaşlarla oturuyoruz, sizi göremiyoruz dediğimde", "Aranıza mutlaka gelmek istiyorum, eğer haftaya bende oturursak planlamamı ona göre yaparım" dedi. Bundan sonra gelmek şartıyla olur dedim. "Anlaştık o zaman, bizde yemekli buluşalım" dedi. Biz sadece çaya geliriz, zahmet olmasın, dedimse de "Yemek dedimse  bir çorba, bir salata. Niye zahmet olsun. Kaç kişi oluruz" dedi. 12 kişi falan. "Tamam bizdeyiz" dedi. Bir hafta sonra bir çorba, bir salata yemek için gittiğim evinde envaiçeşit yemekle ağırladı bizi. Üstelik sayımız 20'ye yakındı.
***
İş yerine bazen ziyarete gittiğimde izzet ikramını yine en iyi şekilde yapar. Vedalaşırken ne imal ediyorsa, ne satıyorsa koltuğunun altına hediye olarak sıkıştırır. Para teklif edersin, onu da almaz. Millet dostuna satarak kazanmak ister. Böyleleri de başkasından kazandığını dostuna ikram etmek ister.

Bu vermenin, izzet ikramın, almadan vermenin mektebi yok maalesef. Olsaydı zaten aynı okul, aynı sınıfta okuyan biri olarak bana da biraz sirayet ederdi zaten. Ne diyeyim böylelerine. Böylelerinin kendilerine, anne babasına, yetiştirene sadece şapka çıkartılır. Teşekkür edilir. Yaratan sayılarını çoğaltsın, bizler de böyle olalım, dertleri varsa derman bulsunlar diye bol bol dua edilir sadece... 12/11/2016

"Sizin sınıftan da birilerini çağırdı mı müdür"

2009 yılında 5 katlı yeni binaya taşınmaya başladık. İlk gün 4 eleman belediyeden temin edilen araçla okul eşyalarını taşıdı. İkinci gün eşya taşıyanlar kayış atınca iş başa düştü. Ertesi gün yardımcımın bulduğu tak tak ile kalan eşyayı hizmetli, iki öğrenci, yardımcım ve ben tak taka yükleyerek taşıdık.

İki katlı küçük bir binadan çıkan eşya 5 katlı binada kayboldu. Bakanlık'tan donatım malzemesi istedik. "Sizin okulunuz yeni okul değil, yeni binaya taşındınız, size halihazırda malzeme gönderemiyoruz. Mevcut eşyanız ile eğitim ve öğretime devam edebilirsiniz, takviye malzeme gönderilir" şeklinde cevap geldi. İş başa düştü. Öğrencilerden birinci dönem 50, kinci dönem elli olmak üzere 'vicdani sorumluluk çerçevesinde' yardım talep ettik. İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara misali. Bu durumu Birlik toplantısında da dile getirdim. Sağ olsun velilerimizin % 90'ı gönderdi istediğimiz parayı.

Her bir sınıftan ücretini getirmeyen 3-5 öğrenci vardı. Onları da zaman zaman odama çağırıp adam adama markaj uygulardım. "İstediğimiz parayı ne zaman getireceklerini, durumlarının ne olduğunu, okulun durumunu..." anlatır gönderirdim. Yine bir gün 10.sınıflardan bir sınıftan para getirmeyen öğrencilerle odamda görüşürken bana bir mesaj geldi: "Lan sizin sınıftan da müdür çağırdı mı birilerini" şeklinde. İlk etap da mesajı anlayamadım. Kendi kendime bana küfürlü bir mesaj geldi sanırım diyerek moralim bozuldu. Hem lan ile başlıyor, hem de gelen mesaj da bakmayın ben okunaklı yazdığıma. Sesli harfler yoktu. Öğrencileri sınıflarına gönderdim. Mesaja tekrar baktım. Mesajı çözdüm. Bana gelen mesaj, okulumdan bir öğrencidendi. Telefonlar aradım, "Alo" diyen öğrenci sesimi duyunca telefonu kapattı. Bu öğrenciyi nasıl bulurum diye düşünürken 11.sınıftan iki öğrenci bir istekte bulunmak için odama geldi. "İstediğinizi yapacağım, bana önce şu telefon numarasının okulumuzdan hangi öğrenciye ait olduğunu bulun gelin" dedim. 5 dakika geçmeden "Hocam, telefon falan öğrenciye ait" bilgisiyle geldi iki öğrenci.

Dersten yüzüme telefonu kapatan öğrenciyi çağırttım. Misafir koltuğuna oturdu. Kızım bana söyleyeceğin bir şey var mı dedim. "hayır" dedi. Bugün anormal bir şey yaptın mı dedim. "hayır" dedi. ben seni niye çağırdım o zaman dedim. "Bilmem" dedi. O zaman önce şu mesaj işinden başlayalım deyince öğrencinin yüzü kızardı:
-Benim telefon numaramın sende ne işi var, kızım!
-Bu telefon babamındı, telefon bana geçince sizin numara da kayıtlı idi silmedim.
-Bu mesajı kime gönderdin?
-B sınıfından bir arkadaşa.
-Mesaj nasıl bana geldi o zaman?
-Cebimde iken öğretmen görmesin diye yazmıştım. Sizden bir üstteki arkadaşa göndereceğim derken size gelmiş.
-Bu mesajın içeriğini beğendin mi? Sen arkadaşlara bu şekilde 'lan' ile mi hitap edersin.
-...
-Bana bu mesaj ders esnasında iken geldi. Ders esnasında senin telefonun kapalı olması gerekmiyor muydu?
-Kapalı olacaktı.
-Ders esnasında iken ben arayınca  telefonu nasıl açtın? Derste öğretmen yok muydu?
-Vardı. Telefon gelince en arkadaydım, kafamı aşağıya indirip açmıştım.
-Derste telefonun açık olması, mesaj gönderilmesi ve gelen telefona cevap verilmesinin yasak ve cezasının ne olduğunu biliyorsun, değil mi?
-Biliyorum, hocam. Teneffüste cep telefonum açık olduğu halde yakalanırsan 10 TL, ders esnasında yakalatırsak 20 TL okula bağışta bulunuyoruz.
-Senin derste bir de gelen telefona cevap vermen var.
-Evet hocam.
-Ne yapalım şimdi? Sana ne ceza vereyim? Daha okulun parasını da vermemişsin? Senin bu mesajı yarın törende arkadaşlarına okuyayım mı?
-Ne olursun okumayın, hocam.
-Okulun parasını yarın getirirsen mesajdan şimdilik kimsenin haberi olmayacak, üstelik mesajı da okumayacağım. Yarın para gelirse ders esnasında yaptığın bu hareketten dolayı da ileri bir tarihte okula 30 TL bağışta bulunacaksın. tamam mı?
-Çok teşekkür ederim hocam.

Ertesi gün öğrenci,  istenen 100 TL'yi getirdi. Telefonunun açık olmasından dolayı kesilen cezayı da bir daha istemedim.
***
Öğrenci mezun oldu gitti. Bir gün Alaaddin Durağında durakta beklerken biri  yanıma yaklaştı. Kafasını kaldırmadan "El kartın var mı" diye sordu. Baktım bana yanlış mesaj gönderen öğrenci.  Yanındaki arkadaşını otobüse bildirmek istiyor. Yok, hanımefendi deyince yüzüme baktı. Beni görünce "Hocam,  siz" dedi.  Binin de ben tutayım dedim. "Arkadaşım binecek" dedi. Anlatayım mı arkadaşına o yaptığını deyince: "Biliyor zaten"  dedi ve gülüştük.


10 Kasım 2016 Perşembe

Hurma, zemzem neyine yetmez

Geçen gün bir arkadaş aradı. "10-15 gün sonra umreye gideceğim. Hediye satan bir tanıdığın var mı" diye.  Bu işlerle biraz ilgisi olan bir esnafın ismini verdim. Kendisine şimdiden hayırlı yolculuklar, güle güle git gel dedim, telefonla vedalaştık. Hacca ve umreye gidenler bu hediye getirme  işinden ne zaman vazgeçecekler bilemiyorum.

Mübarek beldeye gideni uğurlamaya giden de hediye götürüyor, hac ve umreden gelen de. Aslında ikisi de bu durumdan memnun değil. Çünkü uğurlamaya gidenin götürdüğü, umreden gelenin getirdiği hediye de farklı, olmayan bir hediye değil. Umreden gelen seccade, tespih, takke getiriyor. Uğurlamaya giden de çorap, havlu, küp şeker vb hediye götürüyor. Ne zaman hayırlı olsuna gitsek önümüze konan tespih, takke evlerimizde tıka basa dolu. İşin garibi kullanılmıyor da. Aslında hacctan gelenin en güzel hediyesi zemzem ve hurmadır. Daha gitmeden telaşa giriyorlar, hediye alınacak diye. Giden paraya mı acırsın, girdiği stres ve telaşeye mi? Zaten adam umre veya hacca gidince yüklü bir harcama yapmak zorunda. Üstüne üstlük bir de hediye alma, hediye getirme telaşına kalkıyor. Hediye de bir sadra şifa olsa gam yemem gerçekten.

Bu adet ve gelenek sadece Konya'ya mı has diye düşünürken okul arkadaşım Adem ALdanmaz'ın bir paylaşımı dikkatimi çekti: "Pakistan hacıları ülkelerine dönünce, Muhammed İkbal'i ziyarete giderler. Yanlarında hacdan getirdikleri bilinen hediyeler vardır: hurma, zemzem, tespih, takke...

İkbal bunları alır, teşekkür eder ve sonra şunları söyler: Bu hediyeler güzel. Ama keşke bize o mukaddes beldelerden, Hz Ebubekir'in sadakatini, Hz Ömer'in adaletini ve hukuka bağlılığını, Hz Osman'ın Kuran sevgisini ve hayasını, Hz Ali'nin celadetini ve ilim aşkını getirseydiniz de, onlarla insanlığı buluşturup, kurtuluşunu sağlasaydık..."

Paylaşım doğru ise demek ki aynı durum Pakistan'da da varmış. Kimse bu durumdan memnun değil ama "Başkası ne der, ayıp olur" diye almak veya götürmek zorunda kalıyor. Yok arkadaş,  adettir,  ben alırım denirse bari para vermeyin.  Bende bol miktarda var. Bedava vereyim size.

Bu mahalle baskısı ne zaman kalkacak dört gözle bekliyorum inşallah!... 10/11/2016