4 Ekim 2016 Salı

"Hiç sevmem öğretmenleri..."

3-4 yıl önce bir vesileyle tanımadığım bir eve misafir oldum. Oturduktan sonra ev sahibi bana "Ne iş yapıyorsun" dedi. Öğretmenim dedim. "Hiç sevmem öğretmenleri" dedi. Niye, ne yaptılar ki dedim. Soruma cevap vermeden "Bir de polisleri" dedi. Tekrar sordum: Siz ne iş yapıyorsunuz diye. "Ne iş  yapıyorlar ki" dedi. Beyefendi siz ne iş yaparsınız soruma: "Pazarcıyım" dedi. Her meslekte işini iyi yapanlar olduğu gibi baştan savanlar da var açıklamama ikna olmadıysa da sessiz kaldı.

Her birimiz kendi işimizin zor, başkasının yaptığı işi kolay olarak görürüz. Aslında sorumluluğunu bilen ve sorumluluğun gereğini yerine getirenler için hayatta kolay iş ve meslek yoktur. Görevini tam yerine getirmeyen, işini aksatan herkes için kolaydır. En kolay iş yemek yemektir. Onu yemek için de bölmek, parçalamak ve çiğnemek gerekiyor.

Çoğumuzda bir hazımsızlık vardır. Her işin riski, ağırlığı, çalışma şartları ve sorumluluğu vardır. Her meslek hem kolay, hem zordur. Önemli olan prensip olarak her iş koluna saygı göstermektir, değer vermektir. Her meslek erbabına toptancı davranmamaktır.

Öğretmen ve polisi ne iş yapıyorlar ki diyerek küçümseyen, evine misafir olduğum ev sahibim de pazarcılık yapıyormuş. Pazarcılık kolay mı? Değil. Yaz-kış, soğuk-sıcak demeden her gün bir semt pazarına sebze ve meyvesini götürüp sergisini açacak, malını; soğuğa ve sıcağa karşı koruyacak, sergisinin üzerine malını güzelce istif edecek, sattığını satacak, satamadığını tekrar aracına yükleyip geç vakitte evinin yolunu tutacak.

Şimdi size sorarım pazarcıların itibarı, özellikle Konya'da nasıl? İçlerinde işini düzgün yapan, malını düzgün satan, kazancına haram karıştırmayan satıcıların yanında; sattığını seçtirmeyen, tezgahının önüne iri ve güzellerini koyan, düzgün tartmayan, poşetin içine çürük-çarık doldurup  ağzını bağlayan, tezgahın arka tarafına bakmak istediğin zaman 'Hepsi aynı' diyen, akşam giderken tüm çöpünü işgal ettiği yere bırakıp giden pazarcı sayısı da az değildir. Hatta genel kanaat budur. Tezgahın önüne malın iyisini koyan tabiri pazar esnafı için kullanılır.  Her ne kadar imajları düzgün değilse de hepsini aynı kefeye koymamak gerek.

Keşke öğretmeni ve polisi bir iş yapmadıkları için hiç sevmediğini söyleyen birinin iş ahlakı halk nezdinde iyi olsaydı bari. Bu iki meslek grubunu hiç yıpranmamış bir başka meslek grubu tenkit etmiş olsaydı.

Kim bilir belki bu esnaf işini doğru dürüst yapıyordur. 04.10.2016




Güya eğitim ve öğretimde kitaplar ücretsiz **

Okullar açılalı iki hafta oldu. Üçüncü haftayı bitirdik. Eğitim ve öğretim başladı başlayalı, araç ve insan trafiğinde gözle görülür bir yoğunluk göze çarpıyor. Okul kıyafeti ve kitap kırtasiye satan firmaların bulunduğu güzergahlarda aracınla geç geçebilirsen. Yaya gelenin bile içeri giremediği günler yaşıyoruz. Kitapçıların içi tıklım tıklım, içeri girmek için dışarıda sıra bekleyenler bile var.

Okul kıyafetini belki bir yerde bulup hallediyorsun işini. Kırtasiye işlerini de herhangi bir mağazadan alıp kurtulabilirsin. Dur bakalım hemen kurtuldum deme. Daha sırada öğretmenin dediği yardımcı kaynakları alacaksın. Hepsini bir kitapçıda bulamazsın. Şehri dört döneceksin. Çünkü öğretmenin istediği yardımcı kaynağı bulmak için nokta atış yapman gerekiyor. Zira bazı öğretmenler  sadece yardımcı kaynak aldırmıyor. "X yayın evinin bastığı Y kimseye ait kitabı Z kitapçıdan alacaksınız. Şu kadar kitabı oradan alabilirsiniz. Almaya mecbur değilsiniz, isteyen alabilir, ben dersleri o aldığınız kitaptan işleyeceğim. Falan okuldan geldim derseniz size şu fiyattan verilecek" diyor.  Sen veli olarak şu kitap evi, bu kitap evi dolaşıp duracaksın. Üstelik bazı kitaplar bittiği için geleceği gün tekrar gidip alacaksın. Alacağın onca yardımcı kaynak ne kadar tutar, hesabını sonra yaparsın. Çünkü acısı sonra belli olur... Şimdi sen kitapları halletmeye bak ki, çocuğun da mutlu olsun, öğretmeni de. Çocuğun ve öğretmeni mutlu oldu mu yayın evi zaten dört köşe olur mutluluktan. Kitabı satıldıkça yazarı da ihya olacak bu arada. Bak aynı anda kaç kişiyi mutlu ediyorsun. Allah da seni bahtiyar eylesin. Sen bol kazanmaya devam et ki doyuracağın insanlar olsun.

Devlet de kafasını kuma gömsün: Eğitim ve öğretim ücretsiz desin, durmadan ders kitaplarını ihale ile firmalara vermeye çalışsın, bastırdığı kitapların dağıtımını başka firmalara versin, okulun açıldığı ilk gün sıraların üstünde olacak diye firmalar gece gündüz, mesai takip etmeden okullara kitaplarını götürsün, saymadan rastgele verdiği kitapların ve getirmediği kitapların listesini okul yetkilisine tam ve eksiksiz olarak teslim aldım diye imza attırsın. Ardından da "Hocam eksik ve fazla olursa bizim depomuz falan yerde, şu saat ile bu saat arası orada bulunuruz, fazlasını arabanızla getirin, eksiğini yine arabanızla okula götürün, eksik kitaplar ne zaman gelir, okullar ne zaman getirir bilinmez, siz ara ara uğrayın oraya" der, çeker gider. Okulun girişinde rastgele bırakılmış kitapları paketleyip ilk gün sıraların üzerinde hazır olması için bu işi hizmetli, öğretmen, idareci yapsın. Bunca masraf, telaşe ve sıkıntının ardından herkes işimizi yüzümüzün akıyla yaptık, yetiştirdik hele şükür desin. Bundan sonra sıra öğretmende artık.

Öğretmen daha derse gelir gelmez, devletin nice emek ve masrafla gönderdiği kitabın yüzüne bakmadan aldıracağı yardımcı kaynakları bir bir sıralasın. Sen de ne olur ne olmaz, belki çocuğum dersten geri kalır, hatta öğretmen yardımcı kaynağı almadığı için çocuğumun performansını düşük bile verebilir diyerek soluğu kitapçılarda al. Ne kadar harcayacağın bir muammadır. Çünkü ucu açıktır. Bazı öğretmenler dünyanın merkezine kendi derslerini alıyor. Başka ders önemli değil. Alacaksın başka çaren yok adına tavsiye denilen bu yardımcı kaynakları. Dua et bazı öğretmenler “Yardımcı kaynak aldırmak yasak” diye sesini çıkarmıyor ve çocuğuna kitap aldırmıyor. Hepsi aldırsa vay haline.

Ücretsiz olan eğitim ve öğretim için servis, kıyafet, defter, yardımcı kaynak vb harcamalar belini büker. Daha çocuğunun yemek-kantin ve harçlığı da ardından gelecek.  Allah senin yardımcın olsun sayın veli! İnşallah aldığın onca yardımcı kaynak ve eğitimin diğer masrafları için yaptığın-yapacağın masrafa değer.

Bizim durmadan hangi parti ne kadar oy alacak şeklinde anket çalışması yapan saha araştırmacıları! Ne olur, bir hafta siyasi anket yapmayın da yardımcı kaynak aldıran öğretmenle, yardımcı kaynak aldırmayan öğretmenin sınıflarında bir farklılık oluyor mu? Bir de bunun araştırmasını yapın. Bu, sizin işiniz değil biliyorum ama ne yaparsın ki Türkiye'de o kadar üniversite var. Daha bu güne kadar yardımcı kaynakların eğitime katkısını araştırmadılar. Oldu olacak bu işi de siz yapın.

Sayın öğretmenim! Derdin ne senin yardımcı kaynakla? Daha  okul açılmadan yardımcı kaynakla yatıp kalkıyorsun, devlet tavsiye etmiyor, aldırmayın diyor. Demek ki devlet ihtiyaç olarak görmüyor bunu. Devletin dert edinmediğini sen niye dert ediniyorsun? Sonra yayın evi, yazar adı ve kitapçı adı vererek öğrenciyi yönlendirmek doğru mu? Yoksa kitapçı ile gizli bir anlaşman mı var? Adam sana prim mi veriyor? Kendini düşürme bu kadar. Devlet hangi malzeme ve materyali vermişse onunla yetin.

İsteyen öğrenci, isteyen veli takviyeye ihtiyaç hissediyorsa kitapçının yolunu tutsun, hangisini isterse onu alsın. Biliyorum işiniz zor. Kimi veli yardımcı kaynak alınsın diye size teklif eder, kimi de alınmasın diye. Siz de iki arada bir derede kalıyorsunuz. Kiminiz aldırıyor, kiminiz aldırmıyor. Aldırsanız da suç, aldırmasanız da... Bırakın kim ne yaparsa yapsın. Sadece devletin verdiği kitapla yetinin...

Bu kadar yardımcı kaynağı çözecek öğrenciler bu yükün altından nasıl kalkacak biraz da onları düşünelim... 04/10/2016

** 12/10/2016 tarihinde kahtasoz internet gazetesinde yayımlanmıştır.


Fetö bağlantısı tespit edilemedi... Araştırılmasının devamına... Pes doğrusu!

İki ay önce kendim gibi bildiğim iki kamu personeli arkadaşımın 'FETÖ' şüphesiyle açığa alındıklarını duyunca önce "Nasıl olur böyle, bunlar ve FETÖ... buna kargalar bile güler, ne oluyoruz" dedim  çevremde. Ardından "Paralelcileri yanlış yerde aramayalım" başlıklı bir yazı kaleme alarak  bu iki arkadaşın masum olduğuna işaret etmeye çalışmıştım.

Ne zaman biri açığa alınsa "Ha demek o da mı onlardanmış, bilmiyordum" deyip yolumuza devam ediyoruz. Arkadaş ben bu adamı tanıyorum, o taraklarda bezi yok, deseniz "Suçluyla mücadelede eğer % 80 isabet varsa mücadele başarılı demektir, temizlik için başka çare yok, sulandırmamak lazım" cevabıyla karşılaşıyorsunuz. Hatta "Falan yerde şöyle biri de var, daha ona dokunulmadı, hala ne bekleniyor" şeklinde isim vermeden ithamlarda bulunmalar da devam ediyor.

Bereket devletin bir numaralı yetkilisi "At izi ile it izinin birbirine karıştığını birinci elden ifade etti de bu konuda vahim hataların olabileceği dillendirilmeye başlandı.

Fetö ile mücadelede hiç olmadığı kadar kamuoyunda bir halk desteği var. Bunu iyi değerlendirmek, suçluyla mücadelede mutlaka bir sonuç almak gerekir. Bunun için de masum insanlara suçlu muamelesi yapmadan, onları incitmeden kılı kırk yarmak gerekiyor. Yoksa onulmaz yaralar açarız. Her şeyin telafisi olur, gönül kırgınlığının telafisi olmaz.

Masumluğundan adım gibi emin olduğum iki arkadaşım 2 ay önce açığa alınmıştı. Yanlışlığın Bağdat'a varmadan düzelir, kısa zamanda görevinize iade edilirsiniz dedim. Biz ne dersek diyelim ateş düştüğü yeri yakar deriz ya. İşte öyle bir durum. Her ikisi de içine kapandı, neredeyse hayata küstüler. Ne yediklerinden zevk aldılar, ne de içtiklerinden. Aylar, haftalar, günler, saatler, dakikalar geçmek bilmedi. Hayat çekilmez oldu onlar için. Ara ara telefonla arayarak teselli vermeye çalıştım. Hiçbir şey yapamamanın ezikliğini de hissediyorum içimde hep.

Onların bugün-yarın başlayacaklarını ümitle beklerken telefon görüşmelerimde rahat iletişim kuramamaya başladım. Ses, yankı oluşmaya başladı. Bir anormallik olduğunu anladım ama sebebini bilemedim. Kendi kendime adam gibi bir telefon almazsın, olacağı bu dedim. Zaman zaman görüştüğüm masumlardan biri: "Telefonun dinleniyor, haberin olsun" deyince aklım başıma geldi. Masum olduğuna inandığım kişilerle teselli amaçlı görüşmem dolayısıyla kara listeye de alınmışım. Keşke sadra şifa olabilsem gam yemem. Boşu boşuna beni dinleyip vakit kaybetmeseler, devletin parasını da lüzumsuz yere harcamasalar... Sizin suçluyla mücadele anlayışınız bu mu Allah aşkına! Mağdur olmuş masumun peşinden gideni dinlemek. Belki de yıllar yılı masum insanları “Suçluları dinliyoruz” diyerek dinlediniz. Esas suçlular bir yıldır darbe planı yapıyor, sağır sultan duyuyor, ama sizin haberiniz olmuyor. Yazıklar olsun size. Bunca hainin iş çevirdiği bir yerde devletin niye uyuduğu böylece ortaya çıkmış oldu.

Konumuz iki masum insandı. Ona dönelim isterseniz tekrar. İki masumdan biri 1.5 ay önce döndü, iki gün sonra diğer masum aradı: “Abi, telefon geldi, yazım gelmiş, yarın gidip göreve başlayacağım” diye. Hayırlı olsun, Allah beterinden saklasın dedim, görüşmeyi bitirdik. Bir hafta sonra karşılaştığımda nasıl gidiyor iş dedim. “Ben daha başlamadım ki” dedi. Mübarek beni arayıp yarın başlayacağım demedin mi dedim. Bir yazı geldi dediler gittim. Gelen yazıda: “Adı geçen kişinin Fetö bağlantısı tespit edilemediğinden araştırma ve incelenmesinin devamına” yazıyormuş. Ciddi misin sen dedim. Benim ki de laftı zaten. Bu işin şakası mı olurdu. Akıl hafsalam duracaktı neredeyse. Bağlantı tespit edilemedi, araştırılmasına devam. Evlere şenlik bir yazı. Sen adamı 1.5 aydır açıkta beklet, hiçbir şey bulama, geri göreve iade edeceğine, incelenmesine devam diyeceksin. Yazık gerçekten yazık. Ama haklarını yemeyelim. Bir şey bulamamışlar. Zaten bulamazlar, istersen incelemek için 75 milyonu görevlendirsinler. Olmayan bir şeyi nasıl bulacaklardı zaten.

Sonunda iki ay açıkta bekledikten sonra görevine iade edildi. Şimdi görevinin başında. Adı nedir derseniz? Adlarının ne önemi var ki… Önemli olan iki masumun canlarının iki ay boyunca yanması. Adları ha Osman olmuş ha Ali Osman… Ne fark eder ki! Nazarımda zaten hiç itibarları kaybolmamıştı bu iki zevatın. Şimdi görevlerine döndüler. Ya tanımayan insanların yanındaki itibarları ne olacak? Kim bunlardan özür dileyecek? Sonra gecikmiş adalet, adalet midir?


Anladığım kadarıyla Fetö ile mücadele ediyorum derken bazı yöneticiler kraldan daha fazla kralcı kesiliyorlar, Bu adamlar masum olabilir mi demiyorlar. Kendilerini Fetö ile amansız mücadele ediyorlar diye göstermeye çalışıyorlar. Ben bu adamları masum diye görevlerine iade edersem bana Fetö’cü muamelesi yaparlar diye korkuyorlar mı acaba? Abdestlerinden şüpheleri mi var ki namazlarından şüphe ediyorlar?.. Sizin göreviniz mücadelede ipe un sermek, mücadeleyi sulandırmak değildir. Göreviniz suçluyu tespit edip masuma kol kanat germektir. 10 tane suçlunun içerisindeki masumu bulmaktır. Yok bulamıyorum sap-saman karıştı diyorsan gölge etme, ya bırak başkası gelsin, ya da tanımadığın masum insanı suçlu ilan etme. 

Fetö bağlantısı tespit edilemedi... Araştırılmasının devamına... Pes doğrusu! 04/10/2016