04/09/2016 günü bir başka eve taşınmak için evden eve taşımacı bir firmayla anlaştım. Firmanın elemanları geldi. Evimdeki eşyayı yüklediler. Hep beraber yeni eve doğru yola çıktık. Yüklenen eşyayı boşaltmaya başladılar. Çalışanlara yemek ikram etmek istedim. Yanıma destek olmak için gelen kayın biraderim: "Benim tanıdığım bir fırıncı var, kaç tane yaptırayım, bana sayısını ver, hemen telefon açayım, ne zamana hazır olsun" dedi. Saat 14.00 uygun dedim. Yanımda telefon açtı fırıncıya.
Saat 14.00' e yakın fırına gitti. Sıcak sıcak yensin diye sofra hemen hazırlandı. Sofrayı gören çalışanlar sofraya oturdular. Börek geldi gelecek diye beklemeye başladık. Hem açlık hem de beklemek zormuş sofrada. Kimi ayranını içiyor, kimi salataya uzanıyor, kimi karpuz yemeye devam ediyor. Eldeki çatal bir konuyor, sonra tekrar alınıyor. Saat 14.20 oldu, kayına telefon açtım: "Fırındayım, geliyorum" cevabı aldım. Tekrar beklemeye koyulduk. Hacı bekler gibi bekliyoruz artık. Nice sonra çalan zil sesiyle beraber cenneti kazanmış gibi sevindik. Kapıyı açtık. Gelen, beklenmeyen bir misafirdi: Kayın peder ve kayın valide. Ellerinde de ekmek, karpuz ve fırından yeni çıkmış börek vardı. Hemen sofraya kondu. Çalışanlar ve misafirler yemeye koyuldular. Ben bir taraftan yerken diğer taraftan da içimden: "Kayın biraderin işi çıktı, ya da başına bir şey geldi anlaşılan. Babasını aradı. Fırından o aldı geldi. Eğer böyleyse yaşlı adamı niye aradı da bizi aramadı böyle şeyler için...neyse sipariş verdiğimiz nevale peynirli börekti. O da geldi, işte yeniyor, kim getirirse getirsin" şeklinde düşünmeye başladım. Börek erkeklere yetti, üst kattaki bayanlar yeterince doymadılar. Şu kayın da az yaptırmış dedim içimden. Oğlan nerede dedim. "Bilmem, haberim yok" dedi.
Son börekler yenirken bir zil daha çaldı. Açtık kapıyı. Gelen kayın biraderdi. Elinde bir börek tepsisi daha. Bu ne iş dedim. " Fırına vardım, siparişi almaya geldim dedim. Ne siparişi dediler. Meğer telefon ettiğim kişi bizim siparişi unutmuş. Hemen malzemeyi hazırlayıp fırına verdiler. Ancak gelebildim" dedi.
Az önceki gelen nevalenin bizim sipariş ettiğimiz börek olmadığı ortaya çıktı böylece. Sağ olsun kayın peder, bunlar çalışıyorlar, acıkmışlardır diye börek yaptırıp gelmiş... Yarım saat ara ile gelen börek çalışanları ve misafirleri iyice doyurdu. Artanı akşam ısıtıp ev halkı ve kalan misafirleri de savdı.
Öğle rızkımız beklediğimiz yerden değil de beklemediğimiz yerden geldi. Boğazımıza girecek rızkın, nimetin; ne zaman, nereden, kimden geleceğini, kimin sebep olacağını hummalı çalışmanın olduğu pazar günü görmüş olduk. Biz kimden ne umduk, kimden ne bulduk?
Yiyenlere afiyet, sebep olanın ve düşünenin kesesine bereket, rızkımızı gönderen Rabbime şükürler olsun. 06.09.3016
6 Eylül 2016 Salı
"Dikiş makinesi bir evi besler"
1988 yılında üniversite 2.sınıf öğrencisiyim. Evlenmek için hazırlık yapıyorum. Şimdiki evleneceklerin hazırlığına benzemiyordu bizimkisi. 12 duvar yastığın, bir Demirci Halın, bir vitrinin, bir iki yorgan, yastık ve döşeğin varsa evliliğe hazırsın demekti. Ayrı ev döşenecek, evin içi her şeyiyle donatılacak gibi istekler olmazdı.
Düğün yaklaşırken kayınvalidem: "Damat! Bir de dikiş makinesi al, kızım dikişten anlar. Bu makine bir evi besler..." dedi. Bu iş iyiymiş, zaten öğrenciyim. Alacağım makine beni geçindirecek. Gittim sordum soruşturdum. 150 bin liraya bir makine buldum. Nikah öncesi hazırlanan mehirde de 75 gram altın mehri müeccel olarak belirlendi.
23 Ekim günü düğünümüz yapıldı. Hem okuyorum hem de iş bulursam hafta sonları inşaatlarda çalışıyorum. 1991 yılında okuldan üç çocuklu bir baba olarak mezun oldum. 88'den bugüne ülkenin değişik yerlerinde görev yapmamdan dolayı 10 defa eşya taşıdım. Her taşındığımda dikiş makinesi beni gölge gibi takip etti. Evin en uygun yerine itinalı bir şekilde yerleştirdik hep. Üzerini de beyaz renkli, delikli örgüyle süsledik.
Eşim zaman zaman sökük dökük dikmek için açtı-kapattı gözümüzün nuru makineyi. Pantolonumun paçası söküldü bazen. Terziye kim gidecek. Uzattım hanıma. Paçasını bir dikiver diye. Bu makine onu dikmez dedi. Pantolonun şurası döküldü. Bunu bari dikelim. "Sen bunu terziye götür. Bunda dikilmez o" cevabı aldım. Evde makine var ama her defasında terzinin yolunu tuttum.
2016 yılında daha geniş bir eve çıkayım diyerek 11.defa ev taşıdım. Bu sefer makineyi aldım eski evin önüne koydum biri götürsün diye. İki gün boyunca kimse dokunmadı makineme. Ne alan var, ne de dokunan.
Hasılı 28 yıl gözüm gibi koruduğum, gittiğim yere özenle taşıdığım, zamanın behrinde 150 bin liraya aldığım makinemin bırakın evimi geçindirmesini bir söküğümü bile dikmedi. Hiç yarama merhem olmadı. Yokluk içerisinde verdiğim 150 bine mi yanayım, 10 defa taşıdığıma mı, daracık evlerimin bir köşesinde üstü örtülü bir şekilde itinayla koruduğuma mı yanayım?
04.09.2016 günü itibariyle makinem benden, ben de ondan kurtuldum şimdilik. Hiçbir şeye yanmam da bu kadar sıkleti çektim, bana bir kuruşluk katkısı bari olsaydı hiç gam yemezdim. 06.09.2016
5 Eylül 2016 Pazartesi
"Namazında niyazında..."*
Yaşadığımız süreçte hep kandırılıp orta yerde kalınca insan
değerlendirme kriterimizi yeniden ele almamız gerektiğini düşünmekteyim nice
zamandır.
Anadolu insanı olarak oğlumuza gelin, kızımıza damat
ararken, biriyle iş vb ticaret yapacağımızda önceden sorar soruştururuz: "
Falan kimse nasıl biridir" diye. Bu da çok doğal bir durumdur. Genelde:
"Çok iyi biridir; Namazında, niyazında..."cevabını alırız. Böyle bir
değerlendirme sonucuna göre hareket ederiz çoğunlukla.
Koyduğumuz kriter yabana atılır türden değildir. Zira
Ankebut 45.ayet: "...Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve
kötülükten alıkor..." diyerek namaz ile kötülüğün bir arada
bulunamayacağına işaret etmektedir. Ayetten, namaz kılanın kötülüklerle
işi olmaz, hükmünü çıkaran bizler çoğu zaman 'Namazında ve niyazında' olanlarla
sorun yaşamaktayız. O zaman kıldığımız namazda bir sorun olmalı. Döndüğümüz
kıble aynı, kıldığımız namaz aynı olduğuna göre namaz kılmadaki niyetlerimiz
farklı olsa gerek. Kimsenin niyetini sorgulama imkanımız yok ama sonuçları
itibariyle baktığımız zaman sanırım kimimiz Allah rızası için kılarken kimimiz
gösteriş, kimimiz alışkanlık gereği; kimimiz işi icabı, kimimiz mahalle
baskısından dolayı kılıyoruz anlaşılan.
Tekrar tekrar kanmamak için ne yapmamız lazım? İnsan
değerlendirme kriterlerimize yeni ilaveler koymamız gerekir: Haram lokma yer
mi? Üretken biri mi, yoksa asalak biri mi? Cömert mi? İş ahlakı nasıl? Dinarla/parayla
arası nasıl? Kötü günde yarı yolda bırakır mı? Laf taşır mı? Gıybet eder mi?
İftara atar mı? Yalan konuşur mu? Makam, mevki ve sosyal statüye karşı bakış
açısı nasıldır? Emanete ihanet eder mi? Muhatabına güven veriyor mu?
Komşularıyla ilişkisi hangi seviyededir? Çalışanının hakkını koruma durumu
hangi boyuttadır? Özü ve sözü bir mi? Sözünün eri mi? Kul hakkı yer mi? gibi
kriterlerle değerlendirme yapmalıyız. Her ne kadar "Namaz gözümüzün nuru,
müminin miracı” olsa da namaz-niyaz kriteriyle aynı deliğe defalarca girip yarı
yolda kalma gibi bir lüksümüz olmamalı artık. Çünkü kötüler bizi zaaf ve hassas
yönlerimizle vuruyor. Ayrıca din algımızı değiştirmemiz gerekir.
Din eğitimindeki metodumuzu gözden geçirmeliyiz. Ağaç
yaşken eğilir misali küçük yaştaki çocuklarımıza "İslam güzel
ahlaktır" prensibi gereğince ezber, dua ve bilgiden ziyade ilk önce
herkesin kabul ettiği genel geçer ahlaki değerleri benimsetmeliyiz. Yaşadığımız
çağda insan, aradığı ve ihtiyaç hissettiği zaman bilgiye her daim ulaşabilir.
"Rahmeti gazabından fazla" olan Allah anlayışından ziyade
"taş yapan," Cehennemde yakacak olan korkuya dayalı bir Allah
algısının kimseye faydası olamaz. Küçük yaştaki dimağlara, “Müslüman: Elinden
ve dilinden başkasının emin olduğu kimsedir" prensibini sevgiye dayalı bir
yöntemle işlemeliyiz. Sevgisini vermeden başvurulacak şiddet/baskı maalesef
nefret tohumları ekiyor sadece.
Hz İbrahim gibi öz güven sahibi, cömert ve mücadeleci, Hz
Muhammed gibi emin, Davut peygamber gibi elinin emeğini yiyen… önder kişiler
olacak nesiller yetiştirmek için çaba sarf etmeli. İnsanlara ve çocuklara din
ve diyanet anlatan kişiler her şeyden önce yaşantılarıyla örnek olmalıdırlar.
05/09/2016
* 19.10.2016 da Anadolu 'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
* 19.10.2016 da Anadolu 'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
