17 Ağustos 2016 Çarşamba

Kimin kim olduğunu en iyi nereden öğrenebiliriz?

Eskiden "Kişi dilinin altında gizlidir. Konuştuğu zaman kendini ele verir" denirdi. Şimdilerde ise bu söze "Yeter ki Facebook'ta görünsün. Paylaşımlarından kişinin "Ne mal olduğu" ayan beyan ortaya çıkar. 'Beğen-yorum ve paylaşımından kişinin rengini tespit edebilirsin.

Kimin neyi dert edindiğini, kimin kim olduğunu, kimin dilinin altında hangi baklanın olduğunu, kimin neden zevk aldığını, kimin kimden nefret ettiğini öğrenmek istiyorsan kişiyi facebook gibi sanal alemden izlemek lazım. Hatta çocuğuna talip olan eş adayını araştırmak mı istiyorsun, bir kimsenin fikrini, zikrini, neyin nesi, kim olduğunu merak mı ediyorsun eğer yoksa hemen bir facebook adresi al. Gir içeriye. Fazla değil, 3-5 dakika içerisinde kişi hakkında genel bilgi edinmiş olursun. Hz Ömer: "Bir insanı tanımak için yolculuk yapmayı, komşuluk yapmayı ve alışveriş yapmayı" şart koşar.

Günümüzde buna bir de Facebook adresine sahip olmak diye eklemek lazım. Günümüzde 3-5 yıl birlikte çalıştığın insanı bile tanıyamıyorsun. Beraber yediğin, içtiğin insanları bile bu sanal alemde daha iyi tanımış olursun. 16/08/2016

Hatib Bin Ebî Beltea *

Hatib Bin Ebî Beltea ismini duymuşsunuzdur. Hicretten önce Müslüman olup hicret etmiş; Bedir, Uhut, Hendek savaşlarına katılarak büyük yararlılıklar göstermiş, Mısır Hükümdarı Mukavkıs'a İslam'a davet mektubu götürmüş samimi bir Müslüman sahabi idi.

Hicretin 10.yılı Hz Muhammed'in, seferin nereye olacağını söylemeden büyük bir ordu hazırladığı esnada, seferin Mekke'ye olduğunu düşünen Hatib,  Mekkeliler'e bu seferi haber verecek bir mektup yazar. Mektup yakalanır ve Peygamber, Hatib'i huzuruna çağırarak bunu niçin yaptığını sorar. Hatib: “Ya Rasülallah! Ben Kureyşli değilim. Çoluğum, çocuğum ve malım, mülküm orada. Bunu onlara zarar vermesinler diye yaptım” der. Bu hareketinden dolayı Hatib'i öldürmeyi düşünen sahabilere Peygamber: "Hatib'e ilişmeyin, o samimi biridir. Çünkü o, Bedir Savaşına katılmıştır" diyerek Hatib'i korumaya alır. Yaptığının yanlış olduğunu anlayan Hatib tövbe ederek pişmanlık duyar. Mekke'yi kan dökmeden almayı hedefleyen Peygamberimiz için Hatib'in yaptığı bu ihanet affedilecek gibi değildi. Fakat peygamber böylesi bir harekete ceza vermeyerek Hatib'i yeniden kazanmıştır. Çünkü Hatib, hain değildi.

Tarih boyunca İslam dünyası Abdullah b.Ubey b. Selül, Hasan Sabbah gibi ihanet şebekeleriyle karşı karşıya geldi. 15 Temmuz itibariyle ülkemiz daha önce eşi ve benzeri görülmemiş farklı bir yapılanma ile yüz yüze geldiğini  anladı. 40 yıldır içimizde barındırdığımız bu gizli, sinsi ve tehlikeli yapıdan birden kurtulmak mümkün değil. Devlet ne kadarını temizler bilinmez. Çünkü karşımızda gizliliği ve takiyyeyi şiar edinmiş, 40 yıldır bu ülkenin tüm birimlerine çöreklenmiş, tüm devleti ve milleti ayakta uyutmuş, örgüt elemanı sayısı bilinmeyen bir yapı var. Devlet bu yapıyı nasıl çözecek, içine sızmış olan hainleri nasıl ayıklayacak, böylesi bir yapılanmanın bir daha olmaması için devlet ne yapacak? Bence bu konular üzerine yoğunlaşmak gerek.  Darbe atlatılmış, özellikle askeriye, emniyet ve yargıda gerekli tasarruflarda bulunulmuştur. Darbenin baş maşası dışarıda, örgütü yönetenler kaçak.

Kamunun her bir alanında örgüt üyesi olmak anlamında açığa almalar devam ediyor. Açığa almalarda  kurunun yanında yaşı da yakmak suretiyle yeni mağduriyetler ortaya çıkar mı? Niyetim örgütü ve mensuplarını temize çıkarmak değildir. Sayın Cumhurbaşkanı örgütü: "Altı ibadet, ortası ticaret, tepesi ihanet" diyerek en güzel şekilde tasnif etmiştir. Aslında bu tasnif işimizi kolaylaştırabilir. Bir defa darbeye bilfiil katılanlar, darbeyi teşvik edenler, darbe tellallığı yapanlar bu işin tam göbeğinde. Devlet bunlarla yasal çerçevede sonuna kadar mücadele etmesi gerekir. Örgüte sürekli, yüklü miktarda finansal destek sağlayan iş adamlarının mal varlıkları için de gereken yapılmalıdır. Burada dikkat çekmek istediğim konu, örgütü; eğitim ve öğretim işleriyle uğraşan ve örgütün üstünden haberi olmayan, bir hizmet hareketi olarak gören alt-ibadet kısmındaki mensupları kurtarmaya çalışmak gerekir. Alt kısmında yine bu olayları bildiği halde destek olanlar da en feci şekilde cezalandırılmalıdır. Devleti 40 yıldır uyutan bu örgüt maalesef milyonları da uyutmuştur. Örgüt ile bir şekilde yolları kesişmiş, içinde kalmış; kanmış, kandırılmış, kandırıldığını bildiği halde oradan kurtulmaya çalışan milyonların olabileceğini düşünüyorum. Örgütün gerçek yüzünün ortaya çıktığı 15 Temmuz itibariyle hala 'Hizmet' diyen varsa  bunların da gözlerinin yaşına bakılmamalıdır. İbadet kısmı denilen, üstten haberi olmayan yapıyı onların elinden kurtarıp memlekete daha faydalı hale getirmek için hem diyanetin, hem devletin, hem de halkın üzerine düşen görevler olduğunu düşünüyorum. Bunları dışlamak, kapının önüne koymak zaten merdiven altı çalışan bu yapı mensuplarını iyice izbe ve bodrum katlara indirmiş oluruz. Gittikçe marjinalleşecek bu üyelerin elinden tutulmazsa 'İmam' adı verilen büyükleri tarafından yeniden farklı amaçla kullanılmaları söz konusu olabilecektir. Diyeceğim suç örgütünün içinde pasif bir şekilde bulunmuş bu insanları yeniden topluma kazandırmak gerek. Yukarıda yaptığı hareket bir ihanet olan sahabi Hatib örneğini verdim. Peygamber Hatib'i cezalandırma yoluna gitmiş olsaydı belki de Hatib tamamen kaybedilebilecekti.

İnşallah! Bu FETÖ örgütünden ülkemiz tamamen kurtulur, tedbir amaçlı açığa alınanlardan masum olanlar yeniden görevlerine döner. Hala açığa alınmayan kripto olanların tespiti için yerinde gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Yapının ibadet-ticaret ve ihanet kısımlarıyla ilgili yapılanmayı çözmek için bu yapının içerisinde bulunmuş, pişmanlık duyanlardan itiraflar alınmalıdır. Böylesi yapıların bir daha bu ülkede yetişip gelişmemesi için hem din alanında güzel bir eğitim, bürokraside liyakat, eğitim ve öğretimin içinin doldurulması, üniversite öğrencilerinin barınma ve iaşeleri için gerekli imkanların sağlanması gibi hususlarda iyileştirmeler yapılmalıdır. 16/08/2016

* 03/09/2016 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

16 Ağustos 2016 Salı

İtiraf ediyorum: Darbeyi ben yaptım*

15 Temmuz darbe girişimi yapıldı. Orta yerde stratejik öneme sahip binalar  bombalanmış, 240 civarında insanımız can vermiş, iki binin üzerinde gazimiz var. Ülke neredeyse bir savaştan çıkmış. Cinnet halinden sonra bir ay geçmiş, devlet hâlâ yaraları sarmaya devam ediyor. Bir sarmaşığın büyümesi gibi içimizde dal-budak salmış, kökü bizde, beyni dışarıda olan maşa bir ihanet şebekesi harekete geçip memleketi yerle bir etti. Orta yerde suç unsurları ve aletleri var. Fakat suçlu yok orta yerde. Ne kadar suça karışmış üst aklın elebaşı maşası varsa soluğu yurt dışında aldı. Bize kala kala: " Ben, bana verilen görevi yerine getirdim..." diyenler kaldı.

Mübarekler! Her zamanki gibi yine ağzınızdan bal damlıyor. Hepiniz  sütten çıkmış ak kaşık gibisiniz… Madem darbede yoksunuz, o zaman yurt dışına niye tüydünüz? Nerede o kendisini “siyaset bilimci olarak tanıtan, halkın evlerine sinip dışarı çıkamayacağını, darbeden sonra iktidar parti üyesi 5-6 milyon kişinin mal varlığına el koymak suretiyle ekonominin düze çıkarılabileceğini ve bu süreçte kendisinin albay olsaymış daha fazla faydalı olabileceğini” söyleyen aklı evvel. Siyaset biliminin ‘S’sinden dahi anlamayan, kendisine verilecek iki koyunu dahi güdemeyen bu Prof. unvanlı mahluk o diplomayı nasıl aldı acaba? Olsa olsa böylelerine diploma düzenlenmiştir. Başka da olamaz zaten. Bu adamdan ne siyaset bilimci, ne asker, ne ekonomist, ne psikolog ne de sosyolog olur... Darbeyi mizansen ve tiyatro olarak lanse etmeye çalışan maşanın başı ise, “Darbeyi kendisinin yaptığına bir delil bile getirseler cezasını çekmek için ülkeye gelirim” açıklaması yapıyor. Senin olman zaten mümkün değil muhterem! Sen ağzı dualı birisin. Darbe ile siyaset ile senin ne işin olur? Sen ki Cebrail’in kuracağı partiye bile katılmayacağını deklare ederek bir meleğe meydan okumuş birisin. Hal böyle iken senin bu tarakta ne bezin olabilir? Üstelik darbeye kalkışanları tanımıyorsun bile. Zaten sen hasta bir adamsın. Nice zamandır hastalığından dolayı memleketine gelememiş birisin. Üstelik peygamber de sürekli rüyana gelerek rahat uyumana da imkan vermiyor. Olsa olsa sana atılmış bir iftira olur bu... Darbenin bir numaralı sanığı diye iftira atılan bir İlahiyatçı kardeşimiz de tevafuk bu ya. O gün getirisi fazla diye darbe merkezine tarla satın almaya gelmiş. Adamın bütün suçu bu. Halbuki ne kadar masumane bir istek. Adam tarla alamaz mı? Tam da bizim muhteremin tarla alasının geldiği gün darbe olmuşsa adamın suçu ne? Zenginin parası züğürdün çenesini yorarmış. Adam da para varsa alacak. Anayasamızda mülkiyet edinme diye bir hak var. Ne zaman alacağını size mi soracak. Belki de eğitim aşığı bu adam, aldığı tarlaya hizmet olsun diye bir okul yaptıracaktı. Bereket hakimler, anlayışlı birileri çıktı da savcının çırpınışına aldırmadı. Yoksa masum bir can yanacaktı...

Bereket bu darbenin arkasında ne NATO, ne CİA, ne MI6, ne de  ‘Hizmet hareketi’ var. Dünyaya barış ve hoşgörüden başka bir şey vadetmeyen ‘Mahşerin bu dört atlısının’ ne işi var böyle kirli işlerle? Hükümet ve millet yine suçu örtmek için suçluyu başka yerlerde arayıp hedef saptırmaya çalışıyor. Halbuki itiraf ediyorum bu darbeyi ben yaptım. Bir defa o günlerde ben de bir arsa alma peşindeydim. Bizim Öksüz, Akıncı üssünde arıyor arsayı bense Çarıklar’da. O da ilahiyatçı ben de. O da Allah-peygamber anlatıyor, ben de. Hiç kusura bakmayın. Yine yanlış yerlerde arıyorsunuz faili. Bırakın adamlar ‘Hizmet’ etmeye devam etsinler. Sonra inanıyor musunuz maşalığa özenenler, her girdikleri makamda sadece emir subaylığına, yaverliğe soyunanlar hiç birinci adam olamazlar, sadece emir alırlar. Emir alanlar darbe falan beceremezler. Bırakın, devletin tüm kurumlarının % 90’ının onlardan olmasını. % 100’ü de onlardan olsa yine beceremezler. Onlar tıpkı II. Mahmut’un eline bir çuval ve bir kürek vererek hazinenin içine götürüp “Küreği daldır, çuvala altın doldur” diyen fakir insanın durumuna benzer. Adam küreği daldırır, kaldırınca altınların hepsi dökülür. Çünkü küreği ters daldırmıştır. Bu durumu gören padişah: “Vermeyince Ma’bûd, ne yapsın Kel Mahmut” der.

Hasılı adına ‘Hizmet Hareketi’ dedikleri bu grup tıpkı bu adam gibi çoğu şeyi ağızlarına ve yüzlerine bulaştırdı. Başkasının emrinde, onlara hizmet etmeye kendini adamış, aklını kullanmayan emir erleri darbe falan yapamaz. Boşu boşuna darbeyi siz yaptınız diye peşlerine düşmeyin. Gelin ben buradayım. Çünkü darbeyi ben yaptım.  16/08/2016

*24/08/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde, 22/08/2016 tarihinde Ladik.biz sayfasında yayımlanmıştır.