15 Ağustos 2016 Pazartesi

Biraz omurgalı olun!..**

15 Temmuz 2016 akşamına gelinceye kadar bu millet hiç kimseye vermediği kadar imkan sundu size. Maddi ve manevi olarak besledi sizi. Sonunda semizlendiniz, güçlendiniz. Sonunda ilk işiniz tıpkı karga gibi yediğiniz kaba işediniz, pardon pislediniz. Hem de kokusu hiç gitmeyecek şekilde. Bir atasözümüzü daha haklı çıkardınız: "Besle kargayı, oysun gözünü." Size ne kadar teşekkür etsek azdır.

Haydi biz size güvendik ya da gaflet uykusuna büründük. Bu zaman zarfında hep sureti haktan görünerek devletin tüm hücrelerine yuvalandınız. Yaptıklarınıza kanarak devletin ve milletin tüm imkanlarına ve makamlarına yerleştiniz. Bir devletin en önemli kurumları diyebileceğimiz adliye, emniyet, mülkiye, maarif gibi yerlerde kadrolaştınız. Bir nevi devlet içinde devlet oldunuz.

Casusluk konusunda CİA, KGB, MOSSAD, MİT asla elinize su dökemez. Neredeyse milletin tamamını dinlediniz. Devletin en mahrem bilgilerini elde ettiniz. Hele  oluşturduğunuz tapeleri piyasaya sürerek "Casusluk yapmayın, başkasının kusurlarını araştırmayın" ayetine meydan okurcasına gizli bilgileri piyasaya sürdünüz. Var mı bize yan bakan noktasına geldiniz. Allah'tan bir göz istediniz. Allah  verdi size iki göz. Bu duruma ne kadar şükür etseniz az.

Ne zaman ki Türkiye Cumhuriyetini yöneten kişi: "One minute, dünya beşten büyüktür..." diyerek dünyayı yöneten emperyalistlerin bize biçtiği rolden farklı bağımsız hareket etmeye başladı. Dış güçlerin nezdinde kalemi kırıldı. Çünkü mide bulandırıyordu. Yok edilmesi gerekiyordu. İhale kime verilmeliydi? 40 yıldır içimizde beslenen ve kadrolaşan olarak sizden iyisi bulunamazdı. Zaten gücünüze diyecek yoktu. Size dokunan, önünüze çıkan herkese haddini bildirmiştiniz. İstediğiniz kişi hakkında iddianame hazırlatarak kodese tıktınız. Ergenekon, Balyoz, Casusluk davası adı altında yerleşemediğiniz yerlere de yerleştiniz. MİT Müsteşarını ifadeye çağırma, MİT tırlarına operasyon düzenleme, 17-25 Aralık yargı darbesi... gibi konularda gücünüzün karşısında herkesi yola getirmeye çalıştınız.

Yaptığınız her operasyonda tam başarıya ulaşamasanız da hep algı oluşturup halkın kafasını karıştırarak insanları kutuplaştırdınız. Fakat başaramasanız da üst aklınız sizden vazgeçmedi. Son öldürücü vuruşu yapmak için yine görevlendirildiniz. 15 Temmuz'da bir cinnet hali göstererek bir devleti yok etmek için yola çıktınız. Hedefinize ulaşmada önünüze çıkacak herkesi yok etmek için milletin üzerine tankla, tüfekle, uçakla çıktınız. Çünkü efendileriniz size kızmaya başlamıştı. He şeyi elinize yüzünüze bulaştırmıştınız. Bu size verilen son şans idi. O kadar beceriksizmişsiniz ki... O kadar kadro, teknolojik imkan… elinizde iken yine başarılı olamadınız. Hele şükür! İç savaş çıkarma niyetli darbeniz milletin destansı mücadelesiyle bertaraf edilmiştir.

Siz ne yaptınız? Başarılı olamayınca ne kadar elebaşınız varsa soluğu dışarıda yani yurt dışında aldı. Kaçıp gittiniz yani. İnsanda biraz omurga olur? Sizin kadar ödleğini de bu dünya yine görmedi. Madem davanız hak dava... Niye kaçıyorsunuz? Ergenekon ve Balyoz davalarında içeri atmadığınız asker kalmadı. Hangisi kaçtı bunlardan? Hatta yurt dışında görevli olanları bile görevlerini bırakarak gelip teslim oldular. Ya siz? Darbede bir numaranız bile hakim ve savcının yüzüne bakarak "Tarla satın almaya geldim" diyerek yalan söyleyebildi.

Tarih sizin kadar yalancısını, takiyyecisini, hırsızını, gözü dönmüşünü, sinsisini, hainini, korkak ve ödleğini görmedi. İnsan sıkılır.  Yalandan, dolandan ve insanları öldürmekten dolayı Allah'tan korkunuz yok, bari kullarından utanın. Gerçi utanma insani bir durumdur. İmanın bir parçasıdır. Nerede sizde o insani özellik. Bir defa maşalarda onur olmaz, Bakmayın efendi gibi göründüğünüze. Yahu biriniz çıkıp da "Biz bu haltı yedik. Çünkü emir eriydik, mecburduk, fakat başaramadık" desin. "Bu başkan durduğu müddetçe bize hayat hakkı yok, onu yok edecektik, yine saltanatımıza devam edecektik, ama olmadı" desin. Hiç mi içinizde onurlu olanınız yok. Yahu ben sizin kadar omurgasızını görmedim.

Elinize geçirdiğiniz her türlü imkanı davanız(!) uğruna harcamaya devam edin. Allah zalime de mühlet verir. Siz bunu Allah’ın size verdiği bir nimet olarak görmeye devam edin. İhanetinizle baş başa kalın. Rabbim size beterini göstersin. 

Yurt dışına kaçıp giden hainler! Hani tarihte bir millet var. Allah’ın lanetine uğramış bir millet. Yüzyıllardır memleketsiz kaldılar. Gittikleri hiçbir devlet onları kabul etmedi. Yeryüzünde rezil ve sefil olarak dolaşıp durdular. İngilizlerin himayesiyle kurdukları devlet de bile hala huzur bulamadılar. İnşallah onlardan beter olursunuz. Ayağınızı basacak bir toprak parçası bulamayasınız. 15/08/2016

28/08/2016 tarihinde Kahta Söz gazetesinde yayımlanmıştır.

14 Ağustos 2016 Pazar

PKK ve FETÖ

1974 yılında kurulan PKK'nın ilk kanlı eylemini Türkiye, 1984 yılında Eruh'da  gördü. 32 yıldır bu terör örgütü nice canları yaktı, hala da ocaklar söndürmeye devam ediyor. Devletin yaptığı mücadeleyle azalacağı yerde kartopu gibi büyümeye devam ediyor bu kanlı örgüt. İşin garibi bu terör örgütüyle mücadelede inisiyatif hep bu örgütte oldu. O silah bıraktıysa devlet de bıraktı, silaha sarıldıysa devlet de silaha sarıldı. Ne siyaseten bir başarı ortaya çıktı ne de  -övündüğümüz ordumuza rağmen- askeri başarı elde edebildik…

Biz yönetim merkezi Kandil olan dış merkezli maşa bir örgütle yıllar yılı uğraşırken 35-40 yıldır içimizde eğitim ve dini yapılanma olarak görünen bir yapının 15 Temmuz 2016'da görünen ilk kanlı-darbe girişimine şahit olduk.  Şimdi devlet ve millet olarak devletin tüm hücrelerine girerek gizlenmiş bu terör örgütünün nasıl biri olduğunu çözümlemeye çalışıyoruz.  PKK'ya rahmet okutan sureti haktan görünen bu sinsi örgütü çözmede bakalım başarılı olabilecek miyiz?

Günümüzden geçmişe bir göz gezdirdiğimizde  hem PKK'nın hem de FETÖ'nün "Made in USA" destekli olarak  -adı bize ait- MİT tarafından kurdurulduğudur. PKK liderinin eski eşinin bir MİT elemanının kızı olması bu örgütün kuruluşu hakkında bilgi vermektedir. Bir zamanlar FETÖ liderinin sağ kolu olduğunu söyleyen Latif ERDOĞAN:  “1971 yılında GÜLEN, Ankara'da MİT başkanı Fuat DOĞU, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Yaşar TUNAGÖR ve Vehbi KOÇ ile birlikte  Ankara'da bir yemekli toplantıda   bir araya geldiklerini” anlatmaktadır. Buradan bu iki hareketin de MİT tarafından kurdurulduğunu söyleyebiliriz. 80'den önce kurdurulan bu iki örgütün -Amerika'nın "Bizim çocuklar yönetime el koydu" dediği- 80 ihtilaliyle birlikte  neşvünema bulduğunu görüyoruz. Bildiğiniz gibi emir-komuta zinciriyle yaptırılan bu darbe sonucunda 3 yıl boyunca devlet yeniden yapılandırıldı: Hala değiştiremediğimiz Anayasamız bile o zamanın mahsulüdür.

İhtilal ile birlikte Diyarbakır hapishanesinde yapılan işkencelerden ölmeyenler soluğu dağda aldı. Yine ihtilalin lise ve üniversitelerde başlattığı kılık-kıyafet düzenlemesi ve kamusal hayat dayatması, dini bir yapılanma olarak görünen GÜLEN'in kucağına itti mütedeyyin insanları. Biraz tanıyorsak Amerika hiçbir zaman tek ata oynamaz. Mutlaka birden fazla ata oynar. Sanki PKK'ya: "Sen eline silah alıp Türkiye'yi yıkmak için dağları mesken edineceksin." FETÖ'ye de: "Sen de, eline kalem alıp şehirleri, eğitim yuvalarını karargah edineceksin" denmiş. Yani "Biriniz dağda, diğeriniz şehirde terörist-eşkiya olacaksınız. Türkiye'ye nefes aldırmayacaksınız,  burnundan fitil fitil getireceksiniz" demektir bunun Amerikancası.  Sağ olsun  sömürgecimiz: "İşkenceye dayanamıyorsan dağ yapılanmamıza git, dinini istediğin gibi yaşayamıyorsan şehir yapılanmamıza gir" şeklinde bir seçenek de sunmuş. Biz devlet ve millet olarak 32 yıldır  emperyalizmin dağda PKK elbisesi giymiş eli silah tutan teröristlerine  bakarken eğitim ve hoşgörü görünümlü eli kalem tutanların devletin hücrelerinde yuvalanmasını es geçmişiz. Devletiyle ve milletiyle uyumuş ve bir gaflet halini yaşamışız maalesef. Burada uyumayan tek kişi emperyalizmin içimizdeki temsilcisi derin devlet yapısıdır. Tırnağıyla toprak kazarcasına 35-40 yıldır içimize piyonlarını yerleştirmiş.

Dünyanın en güçlü ordusu bizde ise PKK ile mücadelede niçin başarılı olamıyoruz diye düşünürken FETÖ darbesine karışmış subay ve askerlerin Kandil'e sığındığı haberleri ile kafamızdaki sorular cevabını buldu maalesef. Güneydoğu'da biz olmazsak PKK gelir diyen hizmet görünümlü  yapı elemanları şimdi gerçek evini bulmuş oldu yıllardır mücadele ettikleri PKK'nın karargahına giderek.

Elhasıl PKK ve FETÖ emperyalizmin içimize yerleştirdiği birbirine düşman gibi görünen  ikiz kardeşleridir. Birbirine benzemediklerine bakmayın. Bunlar çift yumurta ikizidir. Biri dağları mesken edinmiş, diğeri şehirleri. İkisinin de hedefi üst aklın maşası olarak Türkiye'ye diz çöktürmek... 14/08/2016

12 Ağustos 2016 Cuma

İstismar elbiselerini çıkarma zamanı

Aldanma ve aldatmamanın yolu herkesin üzerindeki istismar elbisesini çıkarmasıdır...

Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek, kanadını bir dervişin kırdığını söyler.
Hz. Süleyman, dervişi hemen huzuruna çağırtır.
Ve ona sorar: “Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?”
***
Derviş kendini savunur:
“Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı.”
***
Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve: “Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun?” der.
***
Kuş kendini savunur:
“Efendim, ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez diye düşündüm, kaçmadım.”
Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister.
“Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder.
Kuş o anda, ‘Efendim, sakın öyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır.
“Neden?” diye sorar Hz. Süleyman.
Kuş sebebini şöyle açıklar:
“Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar. Siz en iyisi mi, bunun üzerindeki derviş hırkasını çıkartın.. Çıkartın ki benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın.”

* Mehmet TEZKAN'ın 11/08/2016 tarihli Milliyet gazetesindeki "FETÖ'DE 17/25 KRİTERİ" başlıklı yazısından alıntıdır. 12/08/2016