5 Haziran 2016 Pazar

İki kadın Ramazan hazırlığını yaptı. Ya siz?

Pazar günü  8 saat açık lise dersine girip yorgun argın eve geldim. Az bir istirahattan sonra ramazana hazırlık sadedinde Kur'an'ımı açtım, bismillah diyerek ilk cüzü sağlamaya başladım.

Odamda kimse yok. Sesli bir şekilde okuyorum. Ama okumak ne mümkün efendim. Bir ses ki bir ses. Mahallemde bir apartmanın önüne gelen bir bayan, üst taraftaki komşuyla kulağımı patlatırcasına konuşuyor. Sesimi biraz daha yükselttim acaba bastırabilir miyim diye. Nafile. Niyetleri benim okumamı bastırmak gibiydi sanki. Kadının fendi beni yendi yine. Konuşma uzadıkça uzadı. Okumayı bırakıp o güzel sohbetlerine katılmak geçti içimden. Ne yapıyorsun Ramazan, biraz edep lütfen dedim kendi kendime. Ben bir cüz ezberimi sağladım, kadıncağızın muhabbeti bitmedi. Mübarekler bu kadar lafınız var. Birinizin evinde otursanız öyle laflasanız olmaz mı? Ne aşağıdaki yukarı çıkayım diyor, ne de yukarıdaki buyur çık diyor.

Boynuna yazık kardeşim, bu kabiliyetini boşa harcama. Bu hoşsohbet tavrın böyle ayaküstü heba edilmemeli. Hatta birinizin evini kiraya verip diğerinin evine taşınsanız, beraber el-bebek, gül bebek yaşasanız olmaz mı? Hem para kazanmış olursunuz, hem de yukarıya bakma derdiniz olmayacak. Sahi siz bir zamanların 'Bizimkiler' dizisi vardı. Orada pencereden pencereye, aşağıdan yukarıya konuşmalar olurdu, Dizi o şekilde biter, biz de aval aval bakardık.  Sanatçılarımız biri aşağıdan, diğeri yukarıdan konuşarak para kazandılar. Eğer amacınız bizim onlardan ne eksikliğimiz var. Biz de para kazanacağız diyorsanız, o dizi kabak tadı verdi, kaldırıldı. Böyle meccanen konuşarak Allah'ın verdiği nefesi boşa harcamayın. Bu apartman ve mahalle fakir zaten. Size kimse para vermez, davulcuya verir, size asla. Bence değerlendirin bu yeteneğinizi. Bunun için aynı evde oturup yeni bir senaryo yazın. TV kanalından çok ne var bu ülkede. Adamlar senaryo sıkıntısı çekiyor. Gidin görüşün onlarla. Hem sizi sadece ben değil, tüm Türkiye izlemiş olur.  üstüne üstlük meşhur olduğunuz gibi para da kazanacaksınız. Paranızda asla gözüm olmaz, hatta ardınızdan kalkar durmadan şükür namazı bile kılarım...

Ramazan arifesinde Ramazana hazırlığınız da mı olmayacak kardeş. Hele bir de eşleriniz akşam gelip adam daha koltuğuna oturmadan  bugün çok yoruldum, şunu şunu yaptım... da dersiniz. Ne de çene varmış. Allah kocalarınıza  ecir sabır versin.  Mübarekler Pazar günü de çalışıyorlarsa demek ki vardır bir bildikleri. Canlarını kurtarıyorlar anlaşılan... Adamlar Cennetlik. Bunda sizin payınız büyük bilesiniz. 

Bana edep nedir diye sorsanız haddini bilmek derim. Neyi, nerede, ne zaman, hangi ortamda konuşacağının hesabını yapmaktır. Başkasını rahatsız etmeyecek şekilde hal ve hareketlerini, bakışını, konuşmasını ayarlayabilmektir. Kendi yaptığı tasarrufunun başkalarınca hoşa gitmediğini hissedebilmek ve kavrayabilmektir.

Nebiyi Muhterem, Müslümanı tarif ederken: " Elinden ve dilinden başkasının emin olduğu kimsedir" diye tarif eder. Oruç tutan, namaz kılan... diye  değil.

Ne olur! Muhabbetinizden mahallenin diğer komşularını da mahrum etmeyin...

Mahalleme taşınmak isterseniz ne kiralık ev var, ne de satılık. Tek şansınız var, biri diğerinin evine taşınırsa o zaman bir daire boşalabilir. İkna etmek size kalmış. 05/06/2016



4 Haziran 2016 Cumartesi

Cılkını çıkardık biz cepten konuşmaların

Eskiden çaldırıp kapatanların oranı Türkiye'de % 6 idi. Çünkü cep telefonuna sahip olmak, hat almak, kontör yüklemek pahalı idi. Aynı GSM operatöründen olanlar birbirini rahat arayabiliyordu. Farklı bir operatörü aramanın bir bedeli vardı. Birbirimizin telefonunu kaydederken hattını da sorardık. Hele bir de hattın öğretmen hattı, polis hattı ise kendi aranda, 'Konuş Allah'ım konuş.' Hattından memnun olmayan hattını bırakıp bir başka hat alıyordu ya da 2,3 hat birden bulunduruyordu. Konuşmalarımızı kısa kesiyorduk fazla kontörüm kalmadı diye.

Toplu ulaşım araçlarında cep telefonuyla konuşulmaz uyarısı vardı. Konuşan biri kazaya sebebiyet vereceksiniz diye uyarılırdı.

Telefonun hangi hat olduğu belli idi. Numaraya bakar bakmaz: Avea, Turkcell, Telsim bilinirdi. Son  yıllarda hat taşıma başladı. kampanyaya göre hat değiştirilir oldu. Artık telefonlar: Avea görünümlü Turkcell, Vodafon görünümlü Avea oldu. Her yöne aramada sıkıntı yok artık. İsteyen istediği hattı rahatça arayabiliyor. Telefonlarımız hem her yöne hem sınırsız. 10-15-20 TL yüklemek suretiyle sınırsız seviyesinde konuşulabiliyor. Telefona lira yüklemeler sudan ucuz hale geldi. İyice ayağa düştü.

Ucuzlasın daha iyi değil mi diyebilirsiniz. Ucuz olması iyi de. Yerinde ve zamanında, süresince konuşmuyoruz artık. Otobüsler de bile şimdilerde uyaran yok. Vatandaş biner binmez konuşmaya başlıyor, ininceye kadar 15-20 dakika konuşabiliyor. Konuşmalar neredeyse tüm diğer oturanlar duyabilecek şekilde cereyan ediyor. İncir çekirdeğini doldursa gam yemeyeceğim. Alın size bir örnek:

Yaka otobüsüne bir kızımız bindi. El kartını okuttuktan sonra şoföre Bosna Hersek'e gideceğini nerede, neye bineceğini  sordu.  Ardından Konya'yı pek bilmediğini ekledi. Şoför bir- iki alternatif söyledi. Sonra kızımız geçti en arka tarafa oturdu. Tabii ben de otobüsün en önünde. Otobüste fazla kimse yok. Ben ön tarafta bir şeyler yazmaya çalışırken kızımızın bana kadar gelen konuşması kulak kabartmama sebebiyet verdi. Baktım kiminle konuşuyor diye. Telefonla konuşuyor çünkü yanında kimse yok: "Şoför beye sordum, Teksas Durağında inip 44 numaralı otobüse ya da oradan geçen dolmuşa binebileceğimi söyledi. Sen neredesin, ben geliyorum, nasıl buluşalım, nerede buluşalım..Teksas'da..." şeklinde uzun uzadıya daha neler konuştu neler.

 Teksas Durağı diye şöhret bulmuş Alaaddin Durağında inmek için kalktım. Kızımız da ardımdan indi. Karşıda onu bekleyen bir bayanla sarıldı. Evet sarıldığı bayan otobüs boyunca konuştuğu kimseydi.  Be kızım madem buluşacaktın, o kadar 20 dakika neye konuştun, kafamı ütüledin mübarek. Bütün konuşacağını konuştun, merak ediyorum arkadaşınla bundan sonra ne konuşacaksın?

Gördünüz değil mi? Telefon konuşmalarının ucuzlamasının ceremesini de yine biz çekiyoruz. Biraz pahalı olsaydı. Buluşacağı yeri sorar kapatırdı. Kontörler yeniden pahalı olsun. Böylece insanlar ihtiyacı kadar konuşur... 04/06/2016

Ramazanlık fıkralar-2

“Senin rızkınla orucumu açıyorum”

Ateist biri  bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki güzelliklere bakıyormuş 'Evrim ne güzellikler yaratıyor’ diye düşünüp mest oluyormuş, birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya başlamış.

Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına bakışında ayının arkasında olduğunu fark ediyormuş. Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı yerdeki bir dala takılmış, ayı adamın üzerine atlamış, pençesini kaldırmış, tam vurmaya hazırlanırken adam "Allah’ım!” diye bağırmış. Bir anda zaman durmuş ayı donmuş, ormandaki nehir bile akmaz olmuş, orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık hüzmesi adamın üzerine parlamış. Çok derinden gelen ilahi bir ses adama: 
"Yıllarca bana inanmadın, yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?" demiş. 
Adam utanç içinde: Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık, ama belki ayıyı dindar  yapabilir misin." demiş 
SES: “Peki" diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş. Nehir tekrar akmaya baslamış  herşey eski haline dönmüş. Ayı pençesini indirmiş, iki pençesini de göge doğru çevirmiş, ve konuşmaya başlamış:
"Allah’ım, senin rızkınla orucumu açıyorum, hamd olsun bana verdiğin nimetlere... 
***
“Sen ne işe yaradın?”

Bektaşi ile hacı, Osmanlı zamanında ramazanda içki içerken yakalanırlar. Kadı yaptıklarının cezasının ne olduğunu bilip bilmediklerini sorar bunlara.
Hacı af diler şeytana uyduk kadı efendi der ve hacıya idam cezası verir. Bektaşi’ye sıra gelir ve der ki: “Ben Kadı efendi ben gayri-müslimim, bana oruç farz değil” der. Kadı Bektaşi’yi serbest bırakır. Bektaşi kadıya sorar kadı efendi ben de şehadet  getirsem de müslüman olsam arkadaşımı da bağışlar mısın? Kadı efendi düşünür gavuru müslüman yapmanın ona sağlayacağı sevabı hesap eder ve hacıyı da affeder.

Kadının huzurundan ayrıldıktan sonra hacı şaşırarak Bektaşi’ye sorar: “Sen ne biçim adamsın be! Bir dinli oluyon bir dinsiz, sende iman yok mu bire münafık” deyip azarlar. Bektaşi: ”Gavur oldum kendimi , Müslüman oldum seni kurtardım. Peki sen ne işe yaradın?”