1 Haziran 2016 Çarşamba

Depomuzu doldurma zamanı*

"Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennem azabından kurtuluş" diye bildiğimiz  on bir ayın sultanı Ramazan geldi. Hoş geldi, sefalar getirdi. Maneviyat depomuz boşalmıştı, tam da imdada yetişti.

On bir ay boyunca nefsimiz epey bir beylik yaşadı. Aklımızı, vicdanımızı, beynimizi esir almıştı. Daha fazla dünyalık düşünmeye başlamıştık. Nefsimize, bedenimize ağır gelen namaz ve oruçla başlayacağız boşalan depomuzu doldurmaya. Nefsimizden dizginleri yeniden ele alacağız. Kendimizi daha fazla ibadete, Kur'an okumaya vereceğiz, hayır-hasenatımızı yapacağız. Zekat, sadaka ve fitremizi vereceğiz gönülden.  17  saati aşkın yemeden, içmeden kesilip, şehevi arzulardan uzak duracağız. Hacı bekler gibi bekleyeceğiz iftarın olmasını. Camileri dolduracağız, daha az konuşacağız. Yalandan, talandan, laf taşımaktan uzak duracağız.  Tartışmalardan kaçınacağız. Nefsimizi terbiye etmek için elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Rızasını kazanmak için tüm samimiyetimizi ortaya koyacağız. Hazır Şeytanlar zincire vurulmuşken tüm kozlarımızı oynayacağız. Ahirete daha fazla azık hazırlayacağız. Sabredip derviş olacağız murada ermek için. Ya da nefse dizginleri kaptırıp "Yakıtı insanlar ve taşlar olan nâra"  azık olacağız. Bir ay boyunca ibadetle yatıp,  ibadetle kalkacağız, iyice dolduracağız maneviyat iklimimizi. Sonunda hak ettiğimiz bayramımızı yapıp eş, dost ile bayramlaşacağız.

Ya bayram sonrası? Ne olacak durumumuz? Maneviyat iklimimiz ne şekilde değişecek? Bir ay boyunca yaşadıklarımız, yaptıklarımız, yapmaya çalıştıklarımızı buzdolabına koyup yeniden eski günlerimize mi döneceğiz? Daha Ramazan arifesinde teklemeye başlıyoruz. Çünkü bundan önceki ramazanlara da hızlı girdik, dört elle sarıldık depomuzu doldurmaya. Nedense bayram sonrasında bitiveriyor o depomuz birden. Bu depo niçin erken bitiyor? Yoksa ramazanlık mı bizim yaşantımız? Belli günlere mi hasrettik bu manevi hayatı? Tıpkı diğer önemli günleri bir güne hapsettiğimiz gibi… Okuduğumuz Kur'an'ı bir ayda bitirmek için çabalarız. Acaba bu Kur'an sadece bu ayda mı okunuyor? Özellikle teravih namazlarını camide cemaatle kılıyoruz kalabalık bir şekilde. Nedense arife günü yatsı namazında cemaat yine eski sayısına iniyor. Namazları karşılaştırmak doğru değil ama nedense teravihe gösterdiğimiz özeni farz olan namaza göstermiyoruz. Amacımız dini yaşayarak hayatımıza yön vermek midir, yoksa bir geleneği ihya etmek mi?

Ramazandaki manevi iklimimiz diğer on bir aya da sirayet etsin, daha arife akşamı yakıtı biten araç gibi yakıtımız bitmesin, okuduğumuz Kur'an'ı hazmederek okuyalım, rutin işimize devam edelim, gece kâim, gündüz nâim olmayalım, acıkıp susayalım,  orucu uykuya tutturmayalım, iftar menülerini abartmayalım, sahurlarda başımızda davullar çalmasın, biz kendimiz kalkarız sahurumuza. Eğer uyur kalır da sahur yapamazsak vebali bize. Kaldırmadıkları için asla gönül koymayız. Çünkü insanımızın çalışma mesaileri farklılaştı. Senin uyku halin benim iş zamanım, senin uyanık halin benim istirahat zamanım olabilir. Ne olur gölge etmeyin. O vurduğunuz tokmak, davula değil başımıza vuruluyor hem de beyinlerimizi zonklatırcasına.

Yaptığımız ibadetlerin ihsan derecesinde olmasını, bu uzun Ramazan günlerinin bizlere sabırlar getirmesini,  kardeşlik hukukumuza anlam katmasını; huzur, barış, rahmet ve bereket getirmesi dileklerimle... Ramazanımız mübarek olsun. 

* 04/06/2016 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Hangi vali daha iyi?

Erzurum'a atandıktan sonra görevi devralan çiçeği burnunda yeni vali, halkın nabzını tutmak için halkın içerisine katılır. Halka, " Size bu güne kadar hizmet eden valilerden hangisi daha iyiydi" diye sorar. Halk: " Sizden iki önce atanan vali efendim" şeklinde cevap verir. Vali: " Bu valinin özelliği ne, diğerlerinden farklı ne hizmetler ifa etti" diye tekrar sorar. Halk: " Efendim göreve başlamak için gelirken daha göreve başlamadan yolda öldü. Biz bu valiyi çok seviyoruz. Çünkü en fazla hizmeti o yaptı" der.
***
Şehrin valisini rüşvet alıyor diye şikayet ederler. Vali kendisini şikayet eden erkânı makamına davet eder ve der ki: " Erenler! Duydum ki rüşvet alıyor diye beni şikayet etmişsiniz. Evet ben rüşvet alıyorum. İşte şu gördüğünüz sandık, benim rüşvet sandığım. İyice dolmasına az kaldı. Dolduktan sonra ya valiliği bırakacağım ya gideceğim, ya da rüşvet almaktan vazgeçeceğim. Ama şunu bilin ki, yeni gelecek valinin sandığı boş. Doldurmaya dipten başlayacak. O da ananızı ağlatacak. Siz en iyisi şikayetinizi geri çekin" deyince şikayetçiler şikayetlerinden vazgeçerler...
***
Halkın verdiği cevap karşısında yeni Erzurum Valisi ne yaptı, ne etti bilmem, rüşvetçi vali görevden el çektirildi mi onu da bilmem. Bildiğim bir şey var. Dün akşam yayımlanan yeni valiler kararnamesine göre 24 ile yeni vali atanırken, 26 ilin valisi yer değiştirdi. 22 tanesi de merkeze çekildi.

Gidenler kötü mü idi, gelenler iyi mi olacak bunu hiç bilmem. Yine bildiğim bir şey var. Sanal aleme bir göz attım. İlinden giden vali hakkında iyiydi, kötüydü yorumları. Yeni gelen nasıl olacak beklenti ve ümitleri yazılıp çizilmeye başlandı bile.

Konu valilerden açıldı madem. Ben de bir beklentimi söyleyeyim. Bir yere atanan vali, bulunduğu yerde yapılan herhangi bir okula, herhangi bir kuruma, herhangi bi caddeye ismini verdirmesin yeter. Ben başka bir şey istemiyorum. Ama eğer çalıştığı yerde kendi kazancından herhangi bir bina yaptırırsa kendi adını verebilir. Gördüğünüz gibi benim beklentim küçük. Son kez şunu söyleyeyim bir yere atanan vali, ben nasılsam, toplum nasılsa öyle biridir... 01/06/2016


31 Mayıs 2016 Salı

Bir odam bile yok artık

-Dostum, seni ziyarete gelmek istiyorum. Neredesin?
-Evime buyur gel.
-İşyerine makamına gelmek istiyorum.
-Benim bir makamım kalmadı artık. Ne bir koltuğum var ne de bir masam. Ne bir kaşem var ne de mührüm. Seni ağırlayacak kendime ait bir odam bile yok.
-Hep yokla gidiyorsun. Hayırdır?
-Bundan sonra tek yerim diğer meslektaşlarımla ortak kullandığım öğretmenler odası. Seni orada ağırlamak isterim. Süresi de teneffüsle sınırlı. Eğer geldiğin  gün nöbetçi isem, seni nöbet mahallimde ayakta misafir etmek isterim.
-Müdürlüğü bırakıyor musun yoksa?
-Evet. Üzerimdeki ek görevden kurtuluyorum.
-Evine uzak diye mi?
-Hayır. Uzaklık mesele değil. Gönül isteyince uzak yakın olur.
-Uzaklık sana sıkıcı gelmedi mi?
-Aksine uzaklığı değerlendirdim. Kah kitap okudum, kah yazdım.
-Ne yazdın?
-Şu ana kadar  410 yazı yazmışım blogspotumda.  Bunun yüzde 70'i okuldan işe, işten eve gelirken otobüste cep telefonuna yazdığım yazılardan ibarettir. Yolculuğun ne zaman bittiğini de çoğu zaman anlayamadım.
-Hangi konularda yazdın?
-Her telden.
-Çoğu müdür olmak ister, sen bırakıyorsun. Beceremedin mi yoksa?
-11 yıl yaptım bu görevi. Kendi çapımda elimden gelen gayreti gösterdim. Sırtımda yumurta küfesi yok. Zaten tali bir görevdi bendeki. Tadında bırakayım istedim.
-Tadı kalmadı mı müdürlüğün?
-Müdürlüğün tadı olmaz. Son 1.5 yıl hiç kalmadı zaten.
-Rahat edemedin mi?
-Ayrıldığım son müdürlük rahat olmaya çok rahat. Ama hiç zevk almadım.
-Niye?
-Öncekilerden de zevk almamıştım ama bir değeri vardı. Şimdikinin hiçbir anlamı yok.
-Önceki müdürlüklerim kendi emeğimin, çabamın bir mahsulü idi. Şimdiki son görevim ise sanki bir ulufe, bir bahşiş gibiydi. Önceki görevimde kimseye minnet etmedim, çünkü bir sınavla geldim, kimsenin hakkını yemedim. Şimdiki göreve ise bir mülakat sonucu geldim. Mülakatlarda bir görevi hak etsen de, etmesen de kamuoyu nezdinde referans, torpil  akla gelir. Birilerinin himmetiyle bir yere geldiğin imajı oluşur. Aslında bedava sirke baldan tatlı olur. Çünkü hiç emek sarf etmedim.
-Yani?
-Sınav kazanarak yaptığım görevlerde vicdanımı daha rahat, sınavsız geldiğim görevlerde ise kendimi sığıntı hissettim. Avantadan bir yere gelmiş gibi oldum. Belki  birilerinin ayağına basarak çıktım, hakkını yedim. Başkasının mutsuzluğu üzerine mutluluk kurdum kim bilir?
-Nasıl olması lazım bu makamların?
-Objektif kriterlere dayalı bir sınav olmalı. Kazanan atanmalı. Atanan kimse sık sık denetlenmeli. Görevini yapmayan, aksatan ve savsaklayan kim olursa olsun önce rehberlik yapılmalı, halen aksama devam ediyorsa  uyarılmalı, fayda sağlamıyorsa soruşturulmayla üzerinden yöneticilik görevi alınıp öğretmen olarak atamasının yapılması sağlanmalıdır. Görevden almalarda toptancı davranılmamalı. Pireye kızıp yorgan yakılmamalı.
-Yönetici ataması bu şekilde olsa nasıl olur?
-Adalet ve hakkaniyet tam oluşmaz. İnsanlar birilerine yaranmaya, gözüne girmeye çalışır. Bu da, insanı kendisi olmanın ötesinde gösterir. Kişiliğini zedeler. Başkasına minnet borcu olan her zaman, her yerde olması gerektiği gibi davranamaz.
-Öğretmenliğe hoş geldin o zaman. 31.05.2016