24 Mayıs 2016 Salı

Öğretmen performansı -2

Bakanlık  performans değerlendirme sistemini uygulamaya koymak için hazırlık yapa dursun, ben de bir performans sistemi geliştirdim bile. Buyurun:

*Haftalık ders saatleri 25 saat ile sınırlandırılmalıdır.
*İkili öğretimden vazgeçilerek tam gün öğretim yapılmalıdır.
*Tam gün eğitim yasası çıkartılarak öğretmenin 8.30-16.30 arası her gün okulda bulunması sağlanmalıdır.
*Okullarda 09.00-13.00 arası ders, 14.00-16.00 arası etüt, etkinlik, ek ders gibi uygulamalar planlanmalıdır.
*Resim, Müzik, Beden Eğitimi gibi yazılı değerlendirilemeyen dersler puanla değerlendirilmemeli ve öğleden sonra işlenmelidir. Hatta bu tür uygulama derslerinin belediyeler tarafından hafta sonu veya hafta içi öğleden sonra her türlü ders  materyalinin bulunabileceği belli merkezlerde yapılması planlanmalıdır.
*Her yıl okula yeni başlayan öğrencinin hazır bulunuşluk durumunu öğrenmek için bakanlık tüm öğrenciler için TEOG benzeri merkezi sistem sınavlar yapmalıdır. Bu sınavlarla her okulun, her sınıfın tüm derslerden seviyesi(net ortalaması) ortaya konmalıdır. Dönem ve yıl sonunda yine yapılacak merkezi sınavlarla sınıfın ve okulun durumu(geldiği nokta, net ortalaması) çıkarılmalıdır. Merkezi sistemle alınan notlar öğrencinin yıl sonu sınıf geçme notu olmalıdır. Mezun olduğu okuldaki 5.6.7.8.sınıflardan, 9.10.11.12.sınıflardan aldığı notların ortalaması sınıf geçme ve diploma notu olmalıdır.  Bu dört yıllık ortalama orta öğretim notu ve üniversiteye girme notu olmalıdır. Ayrıca TEOG ve YGS sınavları yapılmamalıdır. Merkezi sınavlar dışında okullarda ayrıca sınav olmamalıdır. Bir dersin sene başındaki seviye ortalaması sene sonundaki alınan ortalamalarla kıyaslanmalıdır. Öğretmenin girdiği sınıflardaki dersinin net ortalaması öğretmenin performansı olmalıdır.
*Okullarda hafta içi ve hafta sonu ayrıca takviye ders yapılmamalıdır. Bir dersten eksiği olan öğretmen okullarda öğleden sonra işlenecek şekilde öğretmen tarafından planlanmalıdır.
*Girdiği sınıfının seviyesi sene sonunda aynı kalan, geriye giden öğretmen ertesi yıl bir başka okulda görevlendirilmeli. Performansında ilerleme meydana gelmeyen öğretmen öncelikli olarak hizmet içi eğitime alınmalı. Değişmediği takdirde milli eğitimin bürolarında çalışacak şekilde planlama yapılmalıdır. Sene sonunda net ortalaması artı yönde gelişen dersin öğretmeninin maaşı net ortalaması oranında artırılmalıdır. Neti değişmeyen öğretmenin maaşı aynı şekilde kalmalıdır.
*Öğretmen görev yaptığı okulda 4 yıl kalmalıdır. 4 yıldan önce yeri değiştirilmemeli. 4 yılın sonunda öğretmenin ataması performanstan aldığı puanla olmalıdır.
*Öğretmenin performansı öğrencinin yıl sonu net ortalaması oranında 70 puan; devam, devamsızlık, derse zamanında gelme gibi durumları 20 puan üzerinden, okulda yaptığı etkinlikler ise 10 puan üzerinden değerlendirilmelidir. 24/05/2016


Öğretmen performansı-1

Milli Eğitimde öğretmenin durumunu ölçmek, motive etmek  amacıyla zaman zaman farklı uygulamalar yapıldı: Teşekkür, takdir belgesi vermek, aylıkla ödül ile değerlendirmek, sicil notu vermek gibi.

Aksayan yönleri tespit edilmiş olmalı ki bu tür değerlendirmelere son verildi. Yerine başarı  ve üstün başarı belgeleri ihdas edildi.

Şimdilerde yepyeni bir sistemden bahsediliyor: performans sistemi. Bugün duyunca bunun neresi yeni dedim. Çünkü öğretmen  performans değerlendirme adıyla 2004 yılında MLO'larda (Müfredat Laboratuar Okulları) bu sistem deneme amaçlı-pilot okul olarak- yürürlüğe konmuştu. Şimdilerde 1-2 ay içerisinde yürürlüğe girmesi beklenen bu performansa dayalı sistemi görmedim ama 2004'ün revize edilmiş şekli olsa gerek. Aklımda kaldığı kadarıyla bu sistem bizde şu şekilde uygulanmıştı:

Bir gün Adana'daki okulumuza bir ilköğretim müfettişi geldi. Bize yaptığı toplantıda: " Arkadaşlar halihazırda liseleri de bize verdiler. Bizim iş yoğunluğumuz arasında bu işin altından nasıl kalkacağız bilmiyorum. Ben böyle düşünürken içimizden bazı müfettiş arkadaşlar, ‘Hah falan lisedeki öğretmen şimdi elime düştü' şeklinde açıklamalar yaptı" dedi, ardından sistemin ne şekilde işleyeceğini açıkladı.

Aklımda kaldığı kadarıyla paydaşların verdiği puan öğretmenin sicil notu yerine geçecekti: müfettiş 40, okul müdürü 30, zümre arkadaşı 10, kişinin kendi kendine verdiği puan 10, veli 5, öğrenci 5 puan olmak üzere toplam 100 puan üzerinden değerlendirilecekti. Bir öğretmenin değerlendirilmesi için özellikle öğrenci ve öğretmen için çokça fotokopi çekildiğini hatırlıyorum.

Beni değerlendirmeleri için okul yönetimi okulumuz Coğrafya öğretmenine değerlendirme kağıtlarını verir. Sınıf olarak 10/D veya 10/E seçilir. Öğretmen kağıtları dağıtıp gerekli açıklamaları yapar. Öğrenciler kendi arasında fısır fısır konuşmaya başlarlar. Öğretmen ne konuştuklarını sorsa da söylemek istemezler. Israr üzerine sınıf: "Hocam bu din hocasına düşük puan verelim diye konuşuyoruz" derler. Coğrafyacı: " Niye, ne yaptı ki size" deyince öğrenciler: " Çünkü dersinde bizim, başka derse çalışmamıza için vermiyor" açıklamasını yapıyorlar. Bana bu olayı bizzat olayın kahramanı öğretmenimiz anlatmıştı.

İsmi 2004 yılındaki değerlendirme sistemiyle aynı olan bu sistemin içeriğinde değişiklikler yapılmış olabilir. Ama bu sistem görüldüğü gibi yeni değil, 2004 yılında pilot olarak uygulanan bir sistemdir. Bugün sanırım ısıtılıp yeniden önümüze konacaktır.


Bu performans sistemi uygulanır mı, uygulanmaz mı bilmem, objektif kriterlerle değerlendirme yapılır mı yapılmaz mı bilmem. Ama bildiğim bir şey var: Bizde her şey kağıt üzerinde güzel düşünülür, uygulamada bütün projeler ölü doğar. Çünkü her şeyi, bir müddet sonra biz formaliteye indirgeriz. Genelde objektif olamayız, taraflı değerlendiririz.

Performans sistemi ne şekilde olmalıdır? Diğer yazımızda değerlendirelim inşallah. 23/05/2016

23 Mayıs 2016 Pazartesi

Paylaşım sessizliği ne güzel!

Teknolojinin nimetlerinden faydalanmak, daha hızlı iletişim kurmak, bilgi ve belgelerin paylaşımını sağlamak, örnek projelerden diğer paydaşlarımızı haberdar etmek amacıyla kurulan ortak whatsapp grubu, üyelerden bir kısmının okul tanıtımı gibi başka amaçlı kullanmasından dolayı telefonlarımız gece gündüz susmaz olmuştu.

Mermi gibi gelen bildirimler, reklam amaçlı paylaşımlar, telefon hafızasını çabucak dolduran görsel kolleksiyonlar mesai kavramının ötesine taşmıştı. Telefonumuz kurumsal bir iç hat olmuştu artık. Ne kendimiz bir başkasıyla konuşabiliyor, ne de yazabiliyorduk.

Bu derdimi üç-dört defa blogspotumda * değerlendirdim. Gidişat iyi değil dedim. Yalvardım, yapmayın, etmeyin dedim. Benim nasihatlarım fayda vermedi. Paylaşımlar gırla gelip gırla gitmeye devam etti.

Hele bir 18 Mayıs günü ve gecesi vardı ki, gönderilen paylaşımların hızına whatsapp pes demişti. Doğduğuna doğacağına pişman olmuştu.

Sonunda dananın kuyruğu 19 Mayıs gecesi koptu. Acar bir delikanlı çıktı meydana. Herkese bildirdi haddini. Açtı ağzını yumdu gözünü. Oymuş o andan itibaren grup paylaşımları bıçak gibi kesildi.

Benim takip edilmeyen  yalvarış ve yakarışlarım fayda etmedi. Milletin bin nasihate karnı tokmuş meğer. Hoş olmadı ama. Bir musibet yetti bize...

Dünya varmış hele şükür. Sessizlik ne güzel... 23.05.2016

*http://dilinkemigiyok.blogspot.com.tr/2016/04/whatsapp-paylasmlar-uzerine-bir-analiz.html?m=1
*http://dilinkemigiyok.blogspot.com.tr/2016/02/gruplardan-cekmek-ne-de-olsa-kaderimiz.html?m=1
*http://dilinkemigiyok.blogspot.com.tr/2016/02/grup-daveti-gonderenlere-gruplarna.html?m=1
*http://dilinkemigiyok.blogspot.com.tr/2015/12/toplu-watsap-mesajlar.html?m=1