16 Mayıs 2016 Pazartesi

Dersimiz Matematik

Lise 3 ve 4.sınıfta 45 kişilik bir sınıf mevcudumuz var idi. Aynı öğretmen 2 yıl dersimize girdi. İyi matematik bilirdi. 

Sınıf hakimiyeti biraz zayıftı. O tahtada ders anlatır kısık sesiyle. Sınıf ise arkayı kaynatırdı. Birkaç defa hocam sınıfın sessizliğini sağlayabilir misiniz dedim. “Susun” demesiyle oluşan anlık sessizlik az sonra eski halini alırdı. Baktım olmayacak defteri kitabı kapattım, dersi de dinlemedim. Zaman zaman geçmek bilmeyen derse renk katmak için parmak kaldırır. Hocam! Ben hayvanlardan yılandan derslerden de Matematikten korkarım derdim. O da hafifçe gülümser, yine dersine dönerdi. Ben anlamadım, anlayamıyorum derdim. O, bildiğini okurdu. 

Sınav zamanı geldi çattı. Şimdiki gibi kaynak da yok. Tek kaynağımız öğretmenin tahtada çözdüğü problemleri deftere geçirmemizdi. Ne yazık ki ben deftere de yazmamıştım. 

Akşam oldu sınıf arkadaşım Hacı’dan defteri istedim. Ben çalıştıktan sonra sana vereyim dedi. O çalıştı yat saatine  kadar. Ben bekledim. Yurdun etüt saati bitti. Hacı bana defteri verdi. Defteri baştan sona kendi defterime geçirdim. Sonra defterde yazılı problem ve alıştırmaları bir defa bakarak çözdüm. İkinci kez, aynı problemleri çözümüne bakmadan çözmeye çalıştım. Gecenin geç vakti olmuştu zaten. Gittim uyudum.

Ertesi gün teksir edilmiş sınav kağıtları önümüze konduğunda abcd grupları vardı. Hep iki grup görmeye alışmıştık halbuki diğer derslerde. Hocamız, benim için soru hazırlamak  çocuk oyuncağı dedi. Hatta 45 ayrı grup yapabilirim demişti.

Lise 3'cü sınıfın ilk matematik sınavıydı. Ünite yanlış hatırlamıyorsam trigonometri ve logaritma konuları idi. Ne işe yaradığını, nerede kullanıldığını bilmesem de  'Sin. Cos. Tan. Cot. gibi trigonometri terimleri hala aklımda.

Sınavı olduk. Sonuçlar açıklandı. Onluk sisteme göre 10 üzerinden 8 almıştım. Benimle beraber iki arkadaş daha. 8'in üzerinde puan yoktu zaten. 

Dersi sonradan geçirmenin zorluğunu görünce dersi derste yazmaya başlamıştım. Bazen anlamadım diye parmak kaldırırdım. Hoca bana: "Otur sana inanmıyorum. Anlamadım diyorsun sonra  gidip 8 alıyorsun" derdi. Yüksek not almam  bu dersi anladığım anlamına gelmiyordu ama neyse. 

Fakülteyi bitirip öğretmen olduktan sonra birlikte çalıştığım bir meslektaşım Matematikten konu açıldığı zaman: "Trigonometri aslında önemli bir konu. Kubbe yapımında onun ölçüm ve hesaplamalardan yararlanılır" deyince bu konuya sevgim arttı ama iş işten geçmişti bir kere. 

Ben matematik derslerini, sevmediği yemeği ölmeyecek kadar yemek zorunda kalan bir çocuğun durumuna benzetir, geçecek kadar not alırdım. Bana okul hayatında anlatılan matematik konularının günlük hayatta nerelerde kullanıldığı anlatılsaydı bu derse bakış açım daha farklı olurdu ve sevdiği yemeği ölümüne iştahla yiyen çocuk gibi zevkle Matematik öğrenmeye çalışırdım. 

Şimdi matematik öğrenmeye kalksam "Alim mi olacaksın" derler.  Bu da geçti artık.

Haydin matematikçiler, matematik dersinde bir konuyu işlemeden önce bu konu nerelerde kullanılır, ilk önce burdan başlayalım bu dersi işlemeye. Önce sevdirelim. Her sınıf seviyesine göre konu ve öğretim konularını belirleyen yetkililer gelin bu konuları azaltalım. Bir de her teorisi işlenen konunun yerinde pratiği yapılsın. Basitten zora doğru öğretelim. Bu zevkli, faydalı ve gerekli dersi zorlaştırmayalım. Sınıfın seviyesine inelim. Sonsuz rakamlarla Matematiği işleyelim. XYZ, ABCD gibi harfleri bırakalım. Sapla samanı karıştırmayalım. Günlük hayatta kullanılan ve işe yarayan Matematik öğrenelim. Zekamız gelişti gelişeceği kadar. Biraz da sadede gelelim. Niçin gerekli olduğunu bilmediğim hiçbir şeyi bal da olsa yemem. Lütfen zorlamayın. Gereksiz bilgi hamalı yapmayın çocukları. Bilmem şu özellikteki havuz ne kadar sürede dolar - boşalır problemlerinden vaz geçelim. Siz bana havuzlu bir ev verin, ne kadar da doldurursam doldurayım. Size ne Allah'ın aşkına! Kara köklü sayılar ne işe yarar? Niçin o güzelim rakamları kara kökün içine girdiriyoruz. Sonra da çıkarmaya çalışıyoruz. Madem çıkarılacaktı, niçin girdiriyorsunuz? 

Matematiğin kendisi korkunç değil, esas korkulacak olan sizlersiniz.  Matematik öcü değil, öcü sizsiniz. Teog, YGS ve ÖSYS sınavlarında bu kadar düşük ortalama size esas sorunun siz olduğunu söylemiyor mu? Hala ne zaman anlayacaksınız bu problemi? 15.05.2016

15 Mayıs 2016 Pazar

Laiklik ile İlgili Bir Anekdot

Manisa il başkanı iken Bülent ARINÇ, Konya Alaaddin Keykubat Salonuna bir konferans vermek için geldi. Konuşması esnasında bir anekdot anlatmıştı: 

Manisa’nın bir köyünde yapılan bir düğünde evlilik ve nikahın önemi hakkında konuşma yapmak üzere yörenin tanınmış bir hocasını davet ederler. Hoca konuşmasını yapar. 

Konuşmanın bitiminde jandarma gelir, hoca efendiyi karakola götürür ve hakkında dava açılır. Çünkü hocadan haz almayan muhtar, karakola giderek hocayı şikayet eder. Gerekçe de laikliğe aykırı konuşma yapmak. 

Durumun ciddiyetini anlayan bir kaç avukat, hocaya giderek gönüllü avukatları olmak istediklerini söyledilerse de hoca, herhangi bir suç işlemediğini iddia ederek avukatların müvekkili olmasını kabul etmez. 

İşin ciddiyeti hocaya anlatılır ve hoca güç bela ikna edilir. 

Dava günü gelir. Zanlı mahkemeye çıkarılır. Hoca: Evliliğin önemine binaen ayet ve hadis okuduğunu söyler. 

İki tane şahit girer içeriye. Hakim: “Ne yaptı hoca efendi” diye soru sorar. Her ikisi de “Laikliğe aykırı konuşma yaptı” cevabı verirler. 

Avukat: “Sayın hakimim! Lütfen, laikliğin ne olduğunu sorar mısınız” deyince, hakim: “Ne demek oğlum laiklik” der. Adam: “Ne bileyim, hakim bey ben laikliğin ne olduğunu" deyince, Karakol komutanı, laikliğe aykırı konuşma yaptı” diyeceksin dedi. Ben de onun söylediği söyledim” deyince, hakim, zanlının beraatına karar verir. 

Hoca efendi de postu deldirmekten gücün kurtulur.”  30.04.2016

"Kalıbına yazık! Bir servis işini halletmedi..."

2007 yılında bir lisede görev yaparken ilçe dışından okulumuzu merkezi sistemle tercih eden öğrenci ve velileri kayıt yaptırmaya geldiğinde ilk soruları: "İlçe-il arasında  okul servisi var mı" idi. Servisimiz yok, ulaşımda sorun yok. Dolmuşlar var derdim. Kayıt yaptırıp yaptırmamada veliler tereddüt gösteriyorlardı.

Sorunu çözmek için ilçe-il arasında dolmuşçuluk  yapan kişilerin kooperatif başkanıyla görüştüm, bizim öğrencileri taşıyın diye. "Hocam biz dolmuşçuluk yapıyoruz. Servisçilik yapmayız" dedi. Son çare komşu ilçe okulunu aradım servis işini kim yapıyor, bana bir gönder, görüşeyim dedim. Servisçi geldi: "Hocam buradan taşıyan yok mu" dedi. Hayır yok, sen taşı dedim. Firma taşımaya başladı. Kısa zamanda servisle gidip gelen öğrenci sayısı 45 kişiyi buldu. Ben de rahatlamıştım. Çünkü her gün okula dolmuş çağırmaktan ve dolmuşun zamanında gelmemesinden bıkıp  usanmıştım.

Okulun etkinlik yaptığı bir gün odamda misafirler varken 3 kişi geldi yanıma.
-Müdürüm, gününüz hayırlı olsun. Sizin okulun servis işini yapan adam çekilsin, bundan sonra biz taşıyalım.
-Niye?
-İşte biz taşıyacağız.
-İyi de sene başında gelin taşıyın diye sizin başkanınıza ben geldim, Biz taşımayız dedi. Servisi ayarlamadan önce de aradım cevap vermedi. Ben bu adama söz verdim. Sene sonuna kadar taşıyacak.
-15 tatilinde çekilsin.
-Olur mu öyle şey. Ben adama çekil demem, gider görüşürsünüz,  kendi rızasıyla çekilmek isterse taşıyın. Benim için fark etmez. Önemli olan çocukların taşınması.

Odamdan ayrıldılar. Servisçi ile görüşmüşler, ertesi günü tekrar yanıma geldiler. Bu sefer yanındakileri tanıttı bana.
- Bu benim yeğenim, hapisten yeni çıktı, şu da onun kardeşi.
-Geçmiş olsun.
-Müdürüm servisçi çekilmiyor. Bu servis işini ayarla, yoksa senin için iyi olmaz.
-Nasıl iyi olmaz. Ne yaparsınız? Öldürür müsünüz? Buyurun...
-Yok öldürmeyiz. Topuğundan vururuz.
-Çekilecek çilemiz varsa çekeriz. Elinizden geleni ardınıza koymayın. Ben firmaya söz verdim. Kendisi bırakmadığı müddetçe asla çekil demem. Sizin bu yaptığınız doğru değil.
-Bize kızma müdürüm, çünkü biz rızkımızın peşindeyiz. Peygamber rızkın onda dokuzu ticarettedir demiş ya.
-Tamam nasibinizi arayın da. Bu şekilde olmaz. Siz daha önce niye taşımadınız?
-Biz bu kadar öğrenci olacağını tahmin etmedik. Biz taşıyacağız.
-Mevcut taşıyanla sözleşmem yok, ihale de yapmadım. Yazın ihaleye vereceğim. O zaman en uygun teklifi verin, siz taşıyın.
-Yazın ihaleyi bize vereceğine söz ver. Peşini bırakalım.
-İhale bu. Ben söz veremem. Hem burada öğrencilerin menfaati söz konusu.
-Sen bilirsin. Ama bil ki, senin için iyi olmaz. Görüşeceğiz.

Elebaşıları önden, hapisten çıkan ve kardeşi ardından çıkmak için ayağa kalktılar. Vedalaştık. Özellikle hapisten çıkan ve kardeşi elimi öpercesine eğildiler, saygıda kusur etmedi ikisi de. Sağ olsunlar.

Bir saat sonra okul telefonu çaldı. "Ben ilçe başkanı ...., Sizin okulun servis işini  falan kimse taşıyacak tamam mı" dedi. Hayır, taşıyamaz. Bu meseleyi sizinle yüz yüze görüşmem lazım, ister okula buyurun gelin, ister yanınıza geleyim dedim. Öğleden sonra saat 14.00'de görüşmek üzere randevulaştık. Durumu anlattım kendisine. Beni can kulağıyla dinledi ve ekledi: "Müdürüm, sen yerden göğe kadar haklısın.  Biz siyasi olunca bize gelen herkes için telefon açarız. İçin rahat olsun. Arkandayım" dedi. Kendimi anlatmanın mutluluğu içerisinde oradan ayrıldım. Çünkü beni bir kişi anlamıştı. Üstelik etkili ve yetkili birisi idi.

Bir zaman sonra bir başka okulun müdürü yanıma geldi: "Hocam, başkan başka yerlerde senden için: 'Kalıbına yazık, bir servis işini halletmedi" diyor haberin olsun dedi.  Eyvallah kardeş dedim yoluma devam ettim.

O yıl sene sonuna kadar sözlü olarak servis işini yapın dediğim firma taşıdı. Yazın ihaleye çıkıldı. Okulun servis ihalesi en uygun teklif veren bir başkasında kaldı. Beni tehdit eden ve ilçe başkanını devreye koyan rızkının peşinde koşan arkadaşımız ihaleye bile girmedi maalesef.

Bana gönül koysalar da, kararsalar da başta hapisten çıkan olmak üzere kendilerinden bir kötülük görmedim. Hep saygı gördüm. Belki de adam hapse girmemişti kim bilir? Fakat ilçe başkanının  tavrı hep devam etti.  Adam prensip sahibiymiş, çünkü bana hep mesafeli davrandı kaldığım müddetçe. Hiç yıldızımız barışmadı anlayacağınız. Kalp kalbe karşıymış, ben de kendisinden hiç haz almadım. Ama kinci prensip sahibi olmasına hep hayran kaldım bilesiniz.  Ayrıca beni anladığını sandığım kişinin de beni yanlış anladığını geç de olsa fark ettim. 15/05/2016