5 Mayıs 2016 Perşembe

Çift başlılık

Biz toplum olarak paylaşmayı bilmiyoruz. Ortak akıl ile hareket edemeyiz. Babanın yönettiği mal evlatlarına kalınca paylaşamaz. Kırgınlıklar, küskünlükler meydana gelir.

Makam, mevkileri de paylaşmayız. İçimizde tek olma, hep ben olma duygusu hakimdir. Hep benim dediğim olsun. Hep ben cazibe merkezi olayım düşüncesi hiç peşimizi bırakmaz. Biz siyaseti de paylaşmayız. Rabbena hebbena bizdeki ego. Birbirimizi olduğu gibi kabul etmeyiz, anlamaya da çalışmayız... Halbuki Uhut Savaşı öncesi Peygamber ortak akıl ile, istişare ile hareket etti. Kendi istemediği halde çoğunluğun kararına uydu ve Uhut'da kaybetmesine rağmen pişmanlık duymadı.

Bizim gibi ülkelerde siyaset arkadaş, dost öğütme sanatıdır. Kişilere göre tavır alırız.  Yönetim tarzımız kabile devlet anlayışıdır. Anayasamız girift bir haldedir. Çelişkilerle doludur. Bu sistemde kimse kendinden olanla anlaşamadı. Hep kriz üretti: Aynı partiden olmasına rağmen Özal-Yılmaz, Demirel- Çiller, Sezer- Ecevit, Gül-Erdoğan, Erdoğan- Davutoğlu maalesef anlaşamadı. O zaman sistemimizde bir sıkıntı var. Bazen insan kazanırken kaybeder, bazen de kaybederken kazanır.

Bizim sistem çift başlıdır. Teke indirilmeli... İnşaallah sonu hayr  olur. Kazanan ülke olur. Siyaset bu. Bazen iki iyi insan anlaşamayabiliyor.

Şimdi sıra: Araları iyiyken birbiri hakkında müspet kanaat belirtenler ayrıldıkları zaman da olumlu konuşmalıdırlar. Ya da susmalıdırlar. Erdemlice hareket bu şekilde olur.   05.05.2016

Birikimlerimi nerede değerlendirmeliyim?

-Efendim! Biraz birikimim var, nasıl değerlendirmemi istersin?
-Tam adamına geldin. Beni takip et.
-Sen piyasaları iyi okuyabiliyor musun?
-Piyasalar beni okur hep.
-Nasıl yani?
-Ben ne alırsam tepe taklak aşağıya gider. Neyi de elden çıkarırsam rekor kırar.
-Biraz daha açar mısın?
-Efendim! Bir lotu 35 liradan 3 lot aldım.  9 liraya kadar düştü. Gramı 105 liradan altın aldım, 80 liradan bozdurdum.  2.95’den dolar aldım, 2.79’a düştü. 6660 mark vererek taksi aldım, ekonomik kriz oldu, satarken 2000 mark civarındaydı. Hasılı altın aldım altın düştü, dolar aldım dolar düştü. Araba aldım,  arabanın değeri düştü. Neye tutunduysam elimde kaldı. Yüksek alıp düşük bozdurduğum ne varsa hepsi yükseldi anlayacağın. Almadığım, içine girmediğim arsa, tarla, ev gibi gayri menkuller var. Biliyorsun bunlar tavan yapıyor. İmkanım olursa bunlara yatırım yapacağım inmesini sağlamak için.
-O zaman ben seni niye takip edeyim? Ne aldıysan elinde kalmış.
-Sen beni takip et, yanılmazsın. Sadece yapacağın ben neye yatırım yaparsam sen tersine yatırım yapacaksın. Abdülhamit taktiği yani.
-O ne yaparmış?
-Bir şey yapacağı zaman Ruslar’a danışır. Onlar ne derse tersini yaparmış.
-Tamam şimdi oldu.
-Son bir şey sorabilir miyim? Yakınlarda ne alacaksın?
-Hiçbir şey.
-Niye?
-Çünkü sıfırı tükettim. 05/05/2016

4 Mayıs 2016 Çarşamba

Nasıl bir nesil?

Dünün küçükleri bizler büyüdük, çoluk çocuk sahibi olduk. Bizi büyüten ve yetiştirenleri  beğenmiyoruz artık. Söz bizde şimdi. Çocuğumuzu istediğimiz gibi geliştirip eğitebilliriz. Üstelik bugün söz sahibiyiz. Allah'tan istedim bir göz, bana verdi iki göz. Zira  başka çocuklar da bizim. İstediğimiz şekilde yoğurabiliriz artık onları.

Yetiştirelim yetiştirmeye de. Nasıl bir gençlik yetiştireceğiz? Gençlik kindar mı olacak dindar mı?  Dini yaşayan mı, dine mesafeli mi olacak?  Aklını kullanan öz güven sahibi biri mi olacak, yoksa aklını kiraya veren, birilerinin fanatik militanı mı? Sosyal mı olacak asosyal mı?  Sınav odaklı yarış atı mı olacak, her şeyi boş veren mi? Sorumluluk verecek miyiz;  el bebek gül bebek, her şeyi başkasından bekleyen hazır yiyici mi olacak? Slogan gençliği mi isyancı mı?...

Giriştik hemen işe. Büyüklerin kafa yapısı nasılsa öyle bir nesil yetiştirmeye yoğunlaştık. Acelemiz vardı bir kere. Hemen sonuç vermeliydi. Hemen hemen hepsinin tarlası da okullar oldu. Eğitime yön verirsek istediğimiz gençliği yetiştirebilirdik. Kimi Köy Enstitülerini açtı istediği gençliği yetiştirmek için, kimi de İHL'lere göz kırptı istediği ideal gençliğe kavuşmak için. Kimimizi liseler kesmedi. Üniversiteleri karargah edindi.

Yaşı kemale ermiş söz sahibi insanımız ellerini hiç gençlerden çekmedi. Önce yetiştirdi, ardından belirli bir kıvama gelince piyasaya sürdü gençliği. 80 öncesi ihtilale zemin hazırlayacak şekilde sağ-sol kavgası kendisini gösterdi. Ölen, öldürülen, döven, dövülen, hapse giren, çile çeken, bedel ödeyen gençlikti.  Terör örgütlerinin üyelerine bakalım hepsi daha süt çocuğu. Bizim çocuğumuz. Canlı bomba eylemlerine girişenlerin kimliklerine bakalım, 20-25 yaş aralığında. Kötü olmasın, dine mesafeli olmasın, dinini bilsin diye  cemaatlere gönderilen çocuklar bir müddet sonra anne babasını beğenmeyip bağlı olduğu camianın neferi olup çıkıyor. Onlarla yatıp onlarla kalkıyor artık. Hiçbir yere gitmesin, kimse olmasın diyerek kendi haline bıraktığımız gençliğin ise ne tür zararlı alışkanlıklara duçar olduğunu görmek için anne babanın biraz daha uyuması gerekiyor. Uyandıkları zaman ise madde bağımlılığıyla mücadeleye girişirler ama heyhat.

Hedeflediğimiz amaca ulaşmak için kimimiz baskı, kimimiz yıldırma, kimimiz güdüleme, kimimiz beyin yıkama, kimimiz yönlendirme vb yöntemlere başvurur.

Şimdi arkaya yaslanalım, birazcık düşünelim. Yetiştirdiğimiz daha doğrusu yetiştiremediğimiz bu gençlik nereye gidiyor. Memnun muyuz gidişattan. Çok memnun olduğumuz söylenemez. Sadece memnun olanlar gençliği kendi emellerine alet edenler olabilir.

Geleceğimizin teminatı bu gençleri yetiştirirken onları yönlendirmekten ziyade onlara denetimli serbestlik verseydik, farklı düşünmelerine imkan tanısaydık, öz güven sahibi olmalarına zemin hazırlasaydık daha iyi olmaz mıydı… Bu ülkenin ortak değerlerine bağlı bir gençlik olsaydı, büyüğü büyük, küçüğü küçük bilen, kültürüne yabancı olmayan, birbiriyle tartışırken ikna metodunu kullanan bir gençlik olsaydı fena mı olurdu?

Ne olur, gençlikten elimizi çekelim. Bizim onlara verdiğimiz zararı kimse vermez, veremez...  04/05/2016