Biz toplum olarak paylaşmayı bilmiyoruz. Ortak akıl ile hareket edemeyiz. Babanın yönettiği mal evlatlarına kalınca paylaşamaz. Kırgınlıklar, küskünlükler meydana gelir.
Makam, mevkileri de paylaşmayız. İçimizde tek olma, hep ben olma duygusu hakimdir. Hep benim dediğim olsun. Hep ben cazibe merkezi olayım düşüncesi hiç peşimizi bırakmaz. Biz siyaseti de paylaşmayız. Rabbena hebbena bizdeki ego. Birbirimizi olduğu gibi kabul etmeyiz, anlamaya da çalışmayız... Halbuki Uhut Savaşı öncesi Peygamber ortak akıl ile, istişare ile hareket etti. Kendi istemediği halde çoğunluğun kararına uydu ve Uhut'da kaybetmesine rağmen pişmanlık duymadı.
Bizim gibi ülkelerde siyaset arkadaş, dost öğütme sanatıdır. Kişilere göre tavır alırız. Yönetim tarzımız kabile devlet anlayışıdır. Anayasamız girift bir haldedir. Çelişkilerle doludur. Bu sistemde kimse kendinden olanla anlaşamadı. Hep kriz üretti: Aynı partiden olmasına rağmen Özal-Yılmaz, Demirel- Çiller, Sezer- Ecevit, Gül-Erdoğan, Erdoğan- Davutoğlu maalesef anlaşamadı. O zaman sistemimizde bir sıkıntı var. Bazen insan kazanırken kaybeder, bazen de kaybederken kazanır.
Bizim sistem çift başlıdır. Teke indirilmeli... İnşaallah sonu hayr olur. Kazanan ülke olur. Siyaset bu. Bazen iki iyi insan anlaşamayabiliyor.
Şimdi sıra: Araları iyiyken birbiri hakkında müspet kanaat belirtenler ayrıldıkları zaman da olumlu konuşmalıdırlar. Ya da susmalıdırlar. Erdemlice hareket bu şekilde olur. 05.05.2016
5 Mayıs 2016 Perşembe
Birikimlerimi nerede değerlendirmeliyim?
-Efendim! Biraz birikimim var, nasıl değerlendirmemi
istersin?
-Tam adamına geldin. Beni takip et.
-Sen piyasaları iyi okuyabiliyor musun?
-Piyasalar beni okur hep.
-Nasıl yani?
-Ben ne alırsam tepe taklak aşağıya gider. Neyi de
elden çıkarırsam rekor kırar.
-Biraz daha açar mısın?
-Efendim! Bir lotu 35 liradan 3 lot aldım. 9 liraya kadar düştü. Gramı 105 liradan altın
aldım, 80 liradan bozdurdum. 2.95’den dolar
aldım, 2.79’a düştü. 6660 mark vererek taksi aldım, ekonomik kriz oldu,
satarken 2000 mark civarındaydı. Hasılı altın aldım altın düştü, dolar aldım
dolar düştü. Araba aldım, arabanın değeri
düştü. Neye tutunduysam elimde kaldı. Yüksek alıp düşük bozdurduğum ne varsa
hepsi yükseldi anlayacağın. Almadığım, içine girmediğim arsa, tarla, ev gibi
gayri menkuller var. Biliyorsun bunlar tavan yapıyor. İmkanım olursa bunlara
yatırım yapacağım inmesini sağlamak için.
-O zaman ben seni niye takip edeyim? Ne aldıysan
elinde kalmış.
-Sen beni takip et, yanılmazsın. Sadece yapacağın
ben neye yatırım yaparsam sen tersine yatırım yapacaksın. Abdülhamit taktiği
yani.
-O ne yaparmış?
-Bir şey yapacağı zaman Ruslar’a danışır. Onlar ne
derse tersini yaparmış.
-Tamam şimdi oldu.
-Son bir şey sorabilir miyim? Yakınlarda ne
alacaksın?
-Hiçbir şey.
-Niye?
-Çünkü sıfırı tükettim. 05/05/2016
4 Mayıs 2016 Çarşamba
Nasıl bir nesil?
Dünün
küçükleri bizler büyüdük, çoluk çocuk sahibi olduk. Bizi büyüten ve
yetiştirenleri beğenmiyoruz artık. Söz
bizde şimdi. Çocuğumuzu istediğimiz gibi geliştirip eğitebilliriz. Üstelik
bugün söz sahibiyiz. Allah'tan istedim bir göz, bana verdi iki göz. Zira başka çocuklar da bizim. İstediğimiz şekilde
yoğurabiliriz artık onları.
Yetiştirelim
yetiştirmeye de. Nasıl bir gençlik yetiştireceğiz? Gençlik kindar mı olacak
dindar mı? Dini yaşayan mı, dine
mesafeli mi olacak? Aklını kullanan öz
güven sahibi biri mi olacak, yoksa aklını kiraya veren, birilerinin fanatik
militanı mı? Sosyal mı olacak asosyal mı?
Sınav odaklı yarış atı mı olacak, her şeyi boş veren mi? Sorumluluk
verecek miyiz; el bebek gül bebek, her
şeyi başkasından bekleyen hazır yiyici mi olacak? Slogan gençliği mi isyancı mı?...
Giriştik
hemen işe. Büyüklerin kafa yapısı nasılsa öyle bir nesil yetiştirmeye
yoğunlaştık. Acelemiz vardı bir kere. Hemen sonuç vermeliydi. Hemen hemen
hepsinin tarlası da okullar oldu. Eğitime yön verirsek istediğimiz gençliği
yetiştirebilirdik. Kimi Köy Enstitülerini açtı istediği gençliği yetiştirmek
için, kimi de İHL'lere göz kırptı istediği ideal gençliğe kavuşmak için. Kimimizi
liseler kesmedi. Üniversiteleri karargah edindi.
Yaşı
kemale ermiş söz sahibi insanımız ellerini hiç gençlerden çekmedi. Önce
yetiştirdi, ardından belirli bir kıvama gelince piyasaya sürdü gençliği. 80
öncesi ihtilale zemin hazırlayacak şekilde sağ-sol kavgası kendisini gösterdi.
Ölen, öldürülen, döven, dövülen, hapse giren, çile çeken, bedel ödeyen
gençlikti. Terör örgütlerinin üyelerine
bakalım hepsi daha süt çocuğu. Bizim çocuğumuz. Canlı bomba eylemlerine girişenlerin
kimliklerine bakalım, 20-25 yaş aralığında. Kötü olmasın, dine mesafeli
olmasın, dinini bilsin diye cemaatlere
gönderilen çocuklar bir müddet sonra anne babasını beğenmeyip bağlı olduğu
camianın neferi olup çıkıyor. Onlarla yatıp onlarla kalkıyor artık. Hiçbir yere
gitmesin, kimse olmasın diyerek kendi haline bıraktığımız gençliğin ise ne tür
zararlı alışkanlıklara duçar olduğunu görmek için anne babanın biraz daha
uyuması gerekiyor. Uyandıkları zaman ise madde bağımlılığıyla mücadeleye
girişirler ama heyhat.
Hedeflediğimiz
amaca ulaşmak için kimimiz baskı, kimimiz yıldırma, kimimiz güdüleme, kimimiz
beyin yıkama, kimimiz yönlendirme vb yöntemlere başvurur.
Şimdi
arkaya yaslanalım, birazcık düşünelim. Yetiştirdiğimiz daha doğrusu
yetiştiremediğimiz bu gençlik nereye gidiyor. Memnun muyuz gidişattan. Çok
memnun olduğumuz söylenemez. Sadece memnun olanlar gençliği kendi emellerine
alet edenler olabilir.
Geleceğimizin
teminatı bu gençleri yetiştirirken onları yönlendirmekten ziyade onlara
denetimli serbestlik verseydik, farklı düşünmelerine imkan tanısaydık, öz güven
sahibi olmalarına zemin hazırlasaydık daha iyi olmaz mıydı… Bu
ülkenin ortak değerlerine bağlı bir gençlik olsaydı, büyüğü büyük, küçüğü küçük
bilen, kültürüne yabancı olmayan, birbiriyle tartışırken ikna metodunu kullanan
bir gençlik olsaydı fena mı olurdu?
Ne olur, gençlikten elimizi çekelim. Bizim onlara verdiğimiz zararı kimse vermez, veremez... 04/05/2016
Ne olur, gençlikten elimizi çekelim. Bizim onlara verdiğimiz zararı kimse vermez, veremez... 04/05/2016
Kaydol:
Yorumlar (Atom)