7 Aralık 2015 Pazartesi

Allah rızası için biraz para verir misin?


Hacı Hasan Camiinin şadırvanında abdest alırken baktım tanımadığım biri para sayıyor.Nasıl istenir,adamın tepkisi ne olur demeden "Allah rızası için biraz para ver"dedim.Adam iki eliyle para sayarken ciddi bir şekilde baktı.Yavaşça " yok" dedi ve bana bakmaya devam etti. 'Şaka yaptım' deyince "bu işi baya istismar edenler var"dedi.'ilk defa istedim ama zor oluyormuş gerçekten, demek ki bu konuda biraz daha çalışmam gerekiyormuş'dedim ayrıldım.Adam iyi ki bana "bu yaşta dilencilikten utanmıyor musun,yaşından başından utan" demedi. Para saydığı halde adamın para yok demesinin üzerinde ise durmayacağım. Ama istemek zormuş bilesin.İsteyenin var mutlaka bir derdi. 22.09.2015

Araca vurup kaçanlara gelsin!

Araca vurup kaçana...

Kardeş, park halinde vurup kaçtığın aracımın görüntüsünü paylaşıyorum. (Buraya eklediğim görüntü maalesef kaybolmuş). Kaçarken "Ne oldu" diye merak ettiysen gör işte eserini. Bilesin ki bu görüntü, çamura saplandığın, iyice görünmesin diye yıkanmış ve temizlenmiş hali.
Bazı cinsler vurduğu aracın sahibini bekler ya da "aracına vurdum, numaram şu" diye not bırakır. Halbuki en iyisi seninki. Çünkü beklersen cebinden 3-5 kuruş para çıkar. Hiç olmazsa paran cebinde kaldı, kötü mü oldu? Seni tebrik ederim. Kazancın bol olsun.
Sen yine de sağda-solda dürüstlüğü kimseye bırakma. Nasılsa kimse görmedi.

Kaportacıya gidince, kendini ve dürüstlüğünü kaç paraya sattığın ortaya çıkacak.
İyi ki, paran parama karışmadı. 17/09/2015
*
Kendini bulunmaz Hint kumaşı sanmak

Park halindeyken vurup kaçtığın arabayı kaportacı 40 TL'ye düzeltti. İyi de bunu niye anlatıyorsun dersen değerini bil diye paylaşıyorum. 

Anladığım kadarıyla sen kendini bilmiyor ve tanımıyorsun. Çünkü insanın kendini bilmesi önemli. Kişi kendini bilirse Rabb'ini de bilmiş olur. 

Bu piyasada senin gibisi çoktur. Alıcın çıkmaz da olur ya aklını peynir ekmekle yemiş biri döner şaşar seni satın almak isterse değerin 40 liradır. Pazarlığını buna göre yap olmaz mı? Bu kıyağımı da unutma!...

Ha bu arada unutmadan söyleyeyim, bu 40 lira sadece çarptığın yerin bedeli değil. Daha önce arka arkaya gelirken çarpanın çarptığı yer de yaptırıldı. Yani kendini fasulyeden nimet sanma. Hele bulunmaz Hint kumaşı hiç bilme. Seninki öncekinin bonusu oldu, haberin olsun. 22/09/2015
*

"Senin arabaya çarpan senin takipçilerinden biri mi?"

1.Kim olduğunu bilmiyorum. Ama sen dahil en yakınlarımdan biri olabilir, arabası olan herkesten şüpheleniyorum. Hatta arabası olmayanlar da araba kiralayıp bu işi yapmış olabilir.
2.Vurup kaçan benim takipçim değildir. Vurup kaçma bir sektör haline geldi. Adını bilmediğim kahramanımın özellik, şahsiyet, karekter, değerini ve yüzsüzlüğünü sanal alemde deşifre ederek başka yapacakların önüne geçmektir. Millet bu tipi tanısın. Benim bana vuranla bir derdim yok bilesin. Burada toplumsal bir olayı, patolojik bir vakayı irdeliyoruz. Bugün bana yarın temenni etmem ama belki de sana.

3.Aslında olması gereken arabanın vurulduğu yerdeki kameraları incelemek. Ama kim gidecek oraya. Yatarak probleme çözüm aramak varken. Sonra yerinde çözüm aramayan ilk kişi ben değilim: 

"Nasrettin Hoca bir gece, sokak lambasının altında bir şeyler aramaktadır. Hocanın bu halini gören komşuları, “Hayırdır Hoca Efendi, ne arıyorsun?” diye sorar. Hoca da “Evdeyken anahtarımı kaybettim, onu arıyorum” der. Bu cevaba şaşıran komşular, “Ama Hoca, sen anahtarı evde kaybettim dedin; niye sokakta arıyorsun?” Bunun üzerine Hoca, “E, burası daha aydınlık!” der.

4.Yazılarımı muhatabım karşımdaymış gibi yazarım. Kişi, yer ve şahıslarla işim olmaz. Sanal cesaret başka bir şey. İnsanın kendisine güveni artıyor. Belki gerçek muhatabımla karşılaşsam, Hocanın fil şikayetiyle gittiği Timur'dan ikinci fil istediği gibi ben de adamdan belki de aracımın soluna da vur diyeceğim.

5.Bu yaptığın vurup kaçana ibret olsun. Belki de adam "Keşke kaçmasaydım da adamın borcunu ödeseydim. Ödediğimin acısı bir müddet sonra geçerdi. Adam bu pireyi deve yaparak ömür boyu sürdürecek anlaşılan" diyecek. Olmayan vicdanı ömür boyu azap çekecek. Belki de bana sıfır km araç alacak.

6.Belki de sanal alemde paylaşarak pasif iyilerin "Hocam getir ben yaptırayım, bu da benden olsun" demelerini beklemekti. Ama heyhat! Şimdi tırnak büyütüyorum başımı kaşımak için.

Uzun soruna verdiğim bu kısa cevap umarım yeterli olmuştur.

Meraklısına not: "Çarpık yeri düzeltmek için bir kova kaynar su dök" diyen dostlar! Dediğinizi uyguladım, olmadı ya da beceremedim. Ya da o dediğiniz benim arabanın tamponu için geçerli değil... 06/12/2015

Takım Elbiselilerin Kurban Kesme Macerası*

96-97 yılları olsa gerek. Kasap-marketten et alıp yemenin dışında hayvanın etinden ve budundan anlamayan 7 gurbet adamı kurban kesmek için ortak olduk. "Arkadaşlar, 7 yabancıyız, hayvandan ve kesiminden anlamayız, hepimiz kiracıyız, gelin bir kaçınız başka gruba dahil olsun, içimize bir-iki Kahtalı alalım" dedimse de "Endişeye gerek yok, hallederiz" cevabı aldım ortaklarımdan. Elim durduysa da dilim durmadı. Yine, "Bakın arkadaşlar! Bayram günü hayvanı kaçırıp Kahta sokaklarında bu hayvanın peşinden koşacağımızı şimdiden görür gibiyim" dedim. Ortaklarım gülmekle yetindiler.

Bayramdan önce kasap ayarlandı. Hayvan tartıya çıkarıldı. Kasabı ayarlayan ortağım, "Kasap 10.00'da gelecek, o zamana kadar bir ahır buldum" deyince arabanın üzerindeki kurbanlığı ahırın önüne getirdik. Arabadan hayvanı indirirken mübarek zıplamasıyla birlikte dörtnala koşmaya başladı. Baktım beni sürükleyecek. Yuları bıraktım. Kurbanlık önden, 7 ortak ardından koşmaya başladık. Felaket tellalının günler öncesi söylediği biraz fazlasıyla gerçekleşmişti. Sokakta kovalayacaktık güya. Bizim kovalamaca caddelere taştı. Neyse olan oldu. Lokman eczanesi sağımızda, solumuzdaki parkı geçtik. Hayvan kırmızı ışıkta da durmadı tıpkı insanlar gibi geçip gitti. Hastanenin önünde satılığa çıkarılmış kurbanlıkların arasına daldı ve durdu. Hayret ki hayret!

Zayıf ve cılız ortağımız kurbanlığı çekti götürdü Köy Hizmetleri ya da Kara yollarının bahçesine. Bizse bayrama giden takım elbiseli ortaklar misali ardından eşlik ettik. Hayvanı bir ağaca bağladık. Felaket tellalının dili yine durmadı. "Bu hayvan bu ağacı kırar" dedi.

Söz veren kasap maalesef gelmedi. Beklemekten usanan bizim maceracı kurbanlık, ağacı kırmasıyla birlikte yine koşmaya başladı. Bayramlıklarımız kirlenecekti ama olsun. Bugün bu hayvan kesilecekti. Yüksek olmasa da ihata duvarı işimize yaramıştı. Yakaladık ama ortada kasap yoktu. Yoldan geçen amatör bir amca ile kellesini kesmek üzere pazarlık yapıldı. Nihayet kelle kesildi. Gerisi, "Hallederiz" diyen takım elbiselilerde idi.

Giriştik hep beraber. Deri deri olalı öyle bir eziyet görmedi. İş, içini deşmeye geldi. Hangisi yenir, hangisi yenmez bilinmeden ekip, kopardığını attı kovaların içerisine.

Paylarımızı aldık. Vedalaşmadan önce "Arkadaşlar, önümüzdeki bayrama çıkarsak ekibimiz 7 ayrı gruba dağıtılacak, bilginize" dedim, ayrıldık.

Evde et tasnif işiyle uğraşırken payımın içinde et mi desem; değil, yağ mı desem; değil, yağ bezi hiç değil. Hiçbirine benzemiyordu. Sonunda hayvanın hayasının yarısı olduğunu tespit ettim.

Ertesi gün tüm ortaklarıma "Hayvanın hayasının yarısı bende, diğer yarısı kimde" diye sordum. Bende diyen çıkmadı. Aradan 22 yıl geçmiş, ortaklarımdan hiçbiri, diğer yarısı da benim payımdan çıkmıştı demedi. Bu haya sahibi ortaklar oldukça anlaşılan sahibi ortaya çıkmayacak. Ben yine de iyi niyetimi koruyayım. Belki de hayvanın hayası -kim bilir?-yarımdı.

Bu olayın geçtiği Kahta'ya ve güzel insanlarına kucak dolusu selam…

Bayramınız mübarek ola... 24/09/2015

*10/08/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

*Kahta Söz gazetesinde yayımlanmıştır.