96-97
yılları olsa gerek. Kasap-marketten et alıp yemenin dışında hayvanın etinden ve
budundan anlamayan 7 gurbet adamı kurban kesmek için ortak olduk.
"Arkadaşlar, 7 yabancıyız, hayvandan ve kesiminden anlamayız, hepimiz
kiracıyız, gelin bir kaçınız başka gruba dahil olsun, içimize bir-iki Kahtalı
alalım" dedimse de "Endişeye gerek yok, hallederiz" cevabı aldım
ortaklarımdan. Elim durduysa da dilim durmadı. Yine, "Bakın arkadaşlar!
Bayram günü hayvanı kaçırıp Kahta sokaklarında bu hayvanın peşinden koşacağımızı
şimdiden görür gibiyim" dedim. Ortaklarım gülmekle yetindiler.
Bayramdan
önce kasap ayarlandı. Hayvan tartıya çıkarıldı. Kasabı ayarlayan ortağım,
"Kasap 10.00'da gelecek, o zamana kadar bir ahır buldum" deyince
arabanın üzerindeki kurbanlığı ahırın önüne getirdik. Arabadan hayvanı
indirirken mübarek zıplamasıyla birlikte dörtnala koşmaya başladı. Baktım beni
sürükleyecek. Yuları bıraktım. Kurbanlık önden, 7 ortak ardından koşmaya
başladık. Felaket tellalının günler öncesi söylediği biraz fazlasıyla
gerçekleşmişti. Sokakta kovalayacaktık güya. Bizim kovalamaca caddelere taştı.
Neyse olan oldu. Lokman eczanesi sağımızda, solumuzdaki parkı geçtik. Hayvan
kırmızı ışıkta da durmadı tıpkı insanlar gibi geçip gitti. Hastanenin önünde
satılığa çıkarılmış kurbanlıkların arasına daldı ve durdu. Hayret ki hayret!
Zayıf
ve cılız ortağımız kurbanlığı çekti götürdü Köy Hizmetleri ya da Kara yollarının
bahçesine. Bizse bayrama giden takım elbiseli ortaklar misali ardından eşlik
ettik. Hayvanı bir ağaca bağladık. Felaket tellalının dili yine durmadı.
"Bu hayvan bu ağacı kırar" dedi.
Söz
veren kasap maalesef gelmedi. Beklemekten usanan bizim maceracı kurbanlık,
ağacı kırmasıyla birlikte yine koşmaya başladı. Bayramlıklarımız kirlenecekti
ama olsun. Bugün bu hayvan kesilecekti. Yüksek olmasa da ihata duvarı işimize
yaramıştı. Yakaladık ama ortada kasap yoktu. Yoldan geçen amatör bir amca ile
kellesini kesmek üzere pazarlık yapıldı. Nihayet kelle kesildi. Gerisi,
"Hallederiz" diyen takım elbiselilerde idi.
Giriştik
hep beraber. Deri deri olalı öyle bir eziyet görmedi. İş, içini deşmeye geldi.
Hangisi yenir, hangisi yenmez bilinmeden ekip, kopardığını attı kovaların
içerisine.
Paylarımızı
aldık. Vedalaşmadan önce "Arkadaşlar, önümüzdeki bayrama çıkarsak ekibimiz
7 ayrı gruba dağıtılacak, bilginize" dedim, ayrıldık.
Evde
et tasnif işiyle uğraşırken payımın içinde et mi desem; değil, yağ mı desem;
değil, yağ bezi hiç değil. Hiçbirine benzemiyordu. Sonunda hayvanın hayasının
yarısı olduğunu tespit ettim.
Ertesi
gün tüm ortaklarıma "Hayvanın hayasının yarısı bende, diğer yarısı kimde"
diye sordum. Bende diyen çıkmadı. Aradan 22 yıl geçmiş, ortaklarımdan hiçbiri,
diğer yarısı da benim payımdan çıkmıştı demedi. Bu haya sahibi ortaklar oldukça
anlaşılan sahibi ortaya çıkmayacak. Ben yine de iyi niyetimi koruyayım. Belki
de hayvanın hayası -kim bilir?-yarımdı.
Bu
olayın geçtiği Kahta'ya ve güzel insanlarına kucak dolusu selam…
Bayramınız
mübarek ola... 24/09/2015
*10/08/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Kahta Söz gazetesinde yayımlanmıştır.
*10/08/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Kahta Söz gazetesinde yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder