7 Eylül 2026 Pazartesi

Büyük Konuşmuşum!

İlk müdürlüğümde tanıştım. Komşu okulun müdürüydü. İlden, görev yerimiz ilçeye aynı arabada gidip geldik. 

Son yıllarımızda kendisinin kaptanlığında yolculuk yaptık. 

Ne yaptığını bilen idealist bir müdürdü. Erken yaşta müdür olduğu için bu görevi de severek yapıyor. Uzun yıllar koltukta oturduğu için herhalde en sevmediği öğretmenlik olsa gerek.

Etkinlik üzerine etkinlik yapar, yaptığı her etkinliğin de mahalli basında yer almasını ister. Protokol takınır. Etkinliklerinde de protokolü eksik etmez. Reklamı da severdi. 

İşine aşık bu müdür, işine başkasını karıştırmaz, başkasının işine de karışmaz. Verdiği görevi ilgili kişiden bekler, bunu da takip eder. Bununla ilgili birkaç örnek vereceğim: Okulundaki son sınıf öğrencisi az olduğu için deneme sınavlarını bizim okulla birlikte yaptırırdı. Kaç öğrencilik deneme istiyorsun, sipariş vereceğiz dediğimde, "Bu işe şu müdür yardımcısı bakıyor" derdi. Yani bir iş kimin görevi ise ona yönlendirirdi. Bu sadece denemeyle ilgili değil, her konuda böyleydi. Sonunda, mübarek, deneme sayısını öğrenmek için senin yardımcını ben mi arayacağım? Arayıp bana sayıyı versen ölür müsün? Okulun yansa 'Buna şu bakıyor' diyeceksin dedim. Güldü.

Milli eğitimde toplantı çıkışı, gelen evrak var mı diye kutuya bakardık. Ben olan evrakı alıp okula götürürken, o bakar, sonra geri bırakırdı. Niye almıyorsun dediğimde, "Herkesin bir görevi var. Bu da hizmetlinin görevi. Gelip alsın" derdi.

Sabah ve akşam okul ve evimize gidip gelirken aramızda muhabbet eksik olmazdı. Bir gün beni yanına müdür yardımcısı olarak al dedim ya da o 'yardımcım ol' dedi. Olur dedim ama senin emrinin altında çalışmam dedim. Gülüşmüştük.

Yıllar sonra yollarımız ayrıldı. O başka bir ilçeye müdür olarak gitti. Ben de il merkezinin kenarında bir okula yönetici olarak gittim. 

İlçeden il merkezine müdür olarak atandığında ben öğretmenliğe dönmüştüm. Yanına hayırlı olsuna gittim. İnsan beni yanına yardımcı alır dedim. O kadar unutkan olan, geçmişi pek hatırlamayan bu müdür, "İyi olurdu abi. Yalnız senin emrinin altına girmem" demesin mi? Demek ki her geçmişi hatırlamasa da bazılarını özellikle benimle ilgili olanı unutmuyormuş.

Yanında yardımcı olarak çalışmasam da yıllar sonra KPSS sınavında karşılaştık. Sınavda ben gözetmenim. Salona çıkıp sınav evrakıyla salon başkanını bekliyorum. Gele gele emrinde çalışmam dediğim müdür gelmez mi? 

Beni görünce sınav evrakını bana uzatıp "Buyur sınavı yap, başkan da sen ol. Ben gideyim" diyerek nezaket gösterdi ama sonrasında hiç acımadı. 

Hasılı o başkan ben de gözetmen olarak sınavı usulüne uygun yaptık. Sınav boyunca "Abi şunu dağıt", "Abi bunu yap", "Abi, şunu topla" dedi durdu. Abi demediği yerde evrakı uzattı, anlarsın dercesine.

Karekodları soru kitapçıklarından tek tek çıkarıp kendisine vermemi de benden istedi. Ben uğraştım. O ise yanımda dikildi. Verdiğim karekodu yapıştırdı. Bereket, çıkar, şuraya yapıştır demedi.

Giriş belgelerini sırayla topladım. Topladıktan sonra hem sırayı kontrol ettim hem de sayıyı. Ardından zarfın içine koydum. Az sonra benim zarf içine koyduğum giriş belgelerini çıkarıp tek tek saydı. Sonra zarfın içine koydu. Belli ki bana güvenmedi ya da ben ona güven vermedim.

Sınavın bitimine ramak kala giriş belgelerinin konduğu zarfın içinden giriş belgelerini çıkarıp tekrar saydı. Ne iş? Kaçıncı sayışın? Kendine iş mi arıyorsun dedim. Güldü. "Son yıllarda bende tekrar tekrar sayma başladı. Bundan ben de hoşnut değilim" dedi. Güldü. Bereket, salon başkanıyla nasıl böyle konuşursun demedi. 

Sınavın bitimiyle birlikte soru kitapçıklarını ben o da cevap kağıtlarını tasnif etti. Zarfı usulüne uygun kapatıp vedalaştık. Ayrılırken seni yazacağım dedim. "Yaz abi. Haberim olsun, okuyayım dedi.

Kısaca, o salon başkanı ben gözetmen olarak görev yaptık. Her ne kadar fî tarihinde senin emrinin altında çalışmam desem de iki saatliğine de olsa bir nevi o benim amirim ben de onun memuru oldum. Sen misin bana zamanında senin emrinin altında çalışmam diyen dercesine fırsat bu fırsat deyip iki saatliğine de olsa bana amirlik yaptı. Hiç acımadı. Emir ve talimatlarını ihmal etmedi. Hele bir kürsüde oturuşu vardı ki görülmeye değerdi. Bana da plastik sandalyeye oturmak kaldı. "Abi, şu kürsüye buyur" bile demedi. Bereket! Oturma, aralarda gez dolaş demedi. 

Hasılı, zamanında senin emrinin altında çalışmam diyerek büyük konuşmuşum. O zaman büyük lokma yiyip büyük konuşmamam gerektiğini anladım ama heyhat. 

Bu arada ne kadar fark var bilmem ama salon başkanı göreviyle benden fazla ücret alacak da ona yanarım. Beni bitirirse bu bitirir. Zaten fazla para alacağını biliyor olmalı ki kayınpederinin kızı ve çocuklarının anasını yanına alıp alışverişe çıkmış. Sınav gününün akşamına doğru marketin önünde karşılaştık. 

Teşbihte hata olmasın. ÖSYM adeta aslanı kediye boğdurdu. Ne diyeyim, ah ÖSYM ah! 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder