Askerde iken satranç turnuvası düzenlendi.
Biz satranç oynayanlar arasında olmasa da izleyiciler arasında kutuplaşma vardı. "Bizim görüşteki kazansın" düşüncesi hakimdi.
Bana düşünce yapısı dünya görüşüme zıt tiyatrocu bir genç denk geldi. Tek oyunda galip gelen bir üst tura çıkıyordu.
Rakibimi güzel bir oyunla mat ettim. Rakibim beni tebrik etse de taraftarı bu mağlubiyetten pek hoşnut olmadı. Çünkü arkadaşlarından ve gönüldaşlarından çok şey bekliyorlarmış. Beklemedikleri bu mağlubiyet onları şoke etmişti. Bizimkiler ise bu sonuçtan dört köşe olmuştu.
Tiyatrocunun taraftarlarından birkaçı "Arkadaş dün gece uyuyamadı. Uykusuzdu. Oyun oynamak için tam tavında değildi" dediler. Ben de madem öyle. Yarın dinç haliyle oyunu tekrar edebiliriz dedim. "Olur" dediler.
Bizimkiler, "Ne güzel yenmiştin. Ne diye oyunu tekrarlıyorsun? İyi yapmadın" dediler. Ben olsun deyip geri adım atmadım.
Ertesi günü belirlenen saatte oyunu tekrarladım. Bu oyunda yenildim. Rakibimi tebrik ettim. O bir üst turda oyuna devam etti. Bense elendim.
Oyun değil mi? Ha bir üst tura çıkmışım ha elenmişim. Böyle düşünsem de yenilgiye üzülmemek elde değil. Hiçbir şey demedim ama rakip tarafından, "Siz bir defa centilmenlik yaptınız. Bu sefer centilmenlik sırası bizde. Oyunu tekrarlayalım. Bu sefer kazanan yoluna devam etsin" demedi.
Böyle bir beklentim yoktu. Ama böyle deselerdi daha şık olurdu. Ne diyeyim, canları sağ olsun. Centilmenlik denen şey parayla alınıp satılan bir şey değil.
Oyun olarak bildiğim ve bir zamanlar oynadığım tek oyun satrançtır. Amatör olarak değişik kişilerle oynarım. Rakibim kim olursa olsun centilmenliği hiç elden bırakmadım. Rakibin görmediği önemli taşını yiyecek durumda isem rakibime, vezir, fil, at, kalen boşta. Veriyor musun derim. Rakip de görmedim deyip hamlesini değiştirir. Böyle oyunların bir kısmında oyunu kaybettiğim olur. Rakibin ancak zorunlu olduğu taşlarını alırım. Çünkü benim için satranç, sessiz oynanan, hoşça vakit geçirten, birkaç hamle sonrasını düşündüren keyif verici bir oyun. Yenmişim, yenilmişim, fark etmez.
Centilmenlik kitaplarda yazılı bir kural olmasa da centilmenlik güzel bir değerdir. Bu değerin siyaset, ticaret, spor, trafik vb. her alanda olmasını isterim.
Siyaset ve ticarette pek görmesek de futbolda centilmenlik var. Mesela bir rakip futbolcu bir çarpışma sonrası sakatlık geçirirken top taca atılır. Rakibin tedavisi istenir. Rakibin bu jestine jest olarak rakip takım da tacı kullanırken topu rakibe atar. Bu karşılıklı jest seyirciler nezdinde alkışlanır.
Trafikte de zaman zaman centilmenlik örneği görmek mümkün.
İsterim ki centilmenlik hayatın her safhasında olsun.
Dünyada centilmenlik örnekleri var mı diye göz attım. Bunu da bir başka yazımda yer vereyim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder