17 Temmuz 2026 Cuma

Eskişehir'den Notlar

Birçok şehri gördüm. Eskişehir'i görmek nasip olmamıştı. Görmediğim için merak da ediyordum. 

Gazlıgöl'de kaplıcada iken biraderin Eskişehir'e gidip gelelim, amcaoğlunu ziyaret edelim teklifine evet dedim.

Gazlıgöl-Eskişehir arası virajlı ve yolu pek iyi değil denmesine rağmen çıktık yola. 12.15 gibi Eskişehir'e vardık. Virajlı yollar buz geldi bana. Arabayı park yasağı olmayan ve trafiği engellemeyen uygun bir yere park ettik.

Gezilecek yerler neresi var diye sorduk. "Hemen şuradan çıkın, Odunpazarı Evleri var. Herhangi bir vasıtaya gerek yok. Yakın" dedi Eskişehirli bir teyze.

Odunpazarı Evleri'ne gittik. Tarihi evlerde yan yana ve karşılıklı bol miktarda sanat galerisi ya da atölyesi adı altında lüle ve akik taşından yapılmış tespih, bileklik vb. zinet eşyasının imal ve satışının yapıldığı yerleri gördük. 

Hele cam şekillendirme atölyesi görülmeye değerdi. Herhangi bir kalıp kullanmadan camı şekillendirerek her türlü süs eşyasına imzalarını atmış atölyedeki sanatçılar. 

İki tane tarihi camiyi ziyaret ettik. Bir tanesi Tiryakizade Süleyman Ağa, diğeri ise Kurşunlu Külliyesi. Külliyenin içinde Hanikah, tabhane, imaret, aşevi, kervansaray, cami, şadırvan, subyan mektebi, ısı merkezi ve WC. bulunduğu girişte yazılı. WC ve şadırvan dışındaki müştemilat; sanat galerisi,
el sanatları, ahşap eserler müzesi, cam sanatları merkezi adı altında faal. Külliyenin bu şekil çok amaçlı kullanılması; sanatseverleri, meraklıları, cemaat, ziyaretçi, satıcı ve müşterileriyle cami ve çevresini canlı tutuyor.

Kurşunlu Külliyesi'ne girişte Külliyenin tarihçesine yer verilmiş. Ama solmuş tarihçe okunmuyor. Nedense yetkililer bu tarihçeyi değiştirmeye gereksinip duymamışlar. Acaba tarihçe de tarihi diye mi değiştirmiyorlar diye düşünmeden edemedim. 

Kurşunlu Camii girişine, "Cami ve Müştemilat'ında gelinlikle fotoğraf çekmek yasaktır", yazısı dikkatimi çekti. Gelinlikle fotoğraf çekinmek niye yasak olsun. Bir taraftan Allah'ın emri, peygamberin kavli deriz. Örfe göre kızlarımıza gelinlik giydiririz. Sonra da Külliye'de fotoğraf çekinemezsiniz diyoruz. Şu dense anlarım. "Namaz vakti camide cemaat varken fotoğraf çekimi yasaktır" şeklinde yazılacak bir uyarıyı anlarım. Üstelik cami dışında müştemilatta da yani Külliye'de de fotoğraf çektirilmesine yasak koyuyoruz. Bırakalım da evlenecek çiftler Allah'ın evine gelerek fotoğraf çekinip hayıra olarak saklasınlar. Bir de Müştemilat'ında" derken müştemilat özel isimmiş gibi kesme işaretiyle ayrılmasını da anlamış değilim. 

Akik ve lüle taşının Eskişehir'de çıkması, akik ve lüle taşı işlemeciliğini geliştirmiş, korumaya alınan tarihi evlerin içinde  insanımızın sanat ve zanaatkar yönünü ortaya çıkarmış. 

Sanat atölyesinde esnaf satışını yapmak için akik ve lüle taşına ait ziynet eşyasını teşhir ederken pencere kenarlarına da lüle taşıyla ilgili tarihçelere yer verilmiş. Lüle taşına dair bir efsane dikkatimi çekti. 

Sanat atölyesine gidip de alışveriş yapılmaz mı?

Hele yanında eşin varsa elin mahkum. Eskişehir hatırası olsun diye ikimiz de akikten yapılmış bileklik aldık. Satıcıya faydası nedir dedim. "Tansiyonu düzene koyar" dedi. Sinire iyi gelir mi dedim. "Gerilimi ve stresi düşürür" dedi. İyi o zaman tam bana göre deyip bilekliği geçirdim bileğime. 

O günden bugüne bileğimde akikten yapılmış bilekliği saat gibi takıyorum. Fayda sağlar düşüncesiyle sakinleşeceğim günü bekliyorum. Zaman zaman doğar doğmaz koluma bu takılsa iyiymiş diyorum. Ama sinir geldi mi bileklik bana mısın demiyor. Neyse bu benim meselem değil, kayınpederin kızı bileklik fayda sağlayacak, siniri geçecek diye beklesin dursun. 

Teşehhüt miktarı kadar kaldığım Eskişehir'de Odunpazarı Evleri'nden çıkıp Ege ve İç Anadolu bölgelerine ait olan Porsuk Çayı'nı gördük. Çayın suyunu çok temiz görmediğimi söylemeliyim.

Hangi bölgelere çalışıyor bilmiyorum ama farklı yönlere giden tramvay dikkatimi çekti. Bir de iki vagondan fazlasını görmedim. Belli ki yolcu yoğunluğuna göre ayarlama yapılmış olmalı. 

Hem tramvay hem de şehir içi toplu taşıma hizmetinde kullanılan otobüsleri biraz eski ve yıpranmış gibiydi. 

Caddelerini dar gördüm. Caddelerde ilgili gördüğüm bir başka husus "Durmak ve park etmek yasak" levhasının olduğu her yerde sıra sıra araçların park edildiğini gördüm. İşin ilginci, "Park etmek ve durmak yasak" anlamına gelen trafik levhasını altına "Park yasaktır" yazısı da eklenmiş ama Eskişehirli bana mısın dememiş. 

Eskişehir gibi sanatla özdeşleşmiş bir şehirde park yasağı olan yerlere araçların park edildiğini görünce üzüldüm. Ne kadar sanatla özdeşleşse de kural tanımamazlıkta bu şehrin de diğer şehirlerimizden çok farklı olmadığını söylemeliyim. Demek ki kuraksızlık ve kuralı çiğnemek içimize işlemiş.

Eskişehir'e Konya'yı kıyaslarsam, Eskişehir'de akik ve lüle taşı. Bunlara paralel atölye, satış ve sanat galerileri her yeri süslemiş. Bir de sık sık çi börek levhalarına rastladım. Konya'da ise etli ekmek, Mevlana türü yiyecekler her bir yeri süslüyor. Sanki Eskişehirli ben sanata bakarım derken Konyalı ise can boğazdan gelir, ben mideme bakarım diyor. 

Akşam beş sularında amcaoğlunu evinde ziyaret edip ikram ettiği yemeğini yedik, çayını içtik. Muhabbetin dibine vurduk. Yolcu yolunda gerek, akşam karanlığına kalmadan virajlı yolları geçelim deyip çıktık yola. Akşam 9.30 sularında Gazlıgöl'e geri döndük. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder