Hikayeyi bilirsiniz. Yine de anlatayım.
Birinin iyi cins bir ayı varmış. Ata hayran olan arkadaşı, "bu atı bana ver" diye arkadaşından ister. At arkadaşının her şeyi olduğu için arkadaşının isteğini olmaz deyip reddeder. Arkadaşı, "ben senden bunu alırım" der içinden.
Gel zaman git zaman arkadaşı atıyla çölde giderken bizim at hırsızı tebdili kıyafetle arkadaşının geçeceği yolu mesken edinir. Arkadaşı atıyla önünden geçerken "Allah rızası için bana bir bardak su verir misin" der.
Arkadaşı yolda kalmış susuz bu kimseye su vermek için atından iner inmez hırsız suyu beklemeden ata binerek deh deyip uzaklaşır. Tüm bu olup bitenleri gören arkadaşı ise atımı geri getir, o at benim her şeyim diyeceği yerde, "Sakın bu durumu başka yerde anlatma" diye seslenir. Beklemediği bu cevap ve isteğe hırsız şaşırır, geri döner ve sorar: "Niye atının peşinde değilsin de bunu başka yerde anlatma diyorsun" demiş. Arkadaşı ise "Atım gider. Sonra bir şekilde yeni at edinirim. Ama bu olayı başka yerde anlatırsan çölde susuz kalmış, su isteyene kimse atından inip su vermez" demiş. Bu cevap karşısında arkadaşı geri gelip arkadaşına atını geri verir.
Öyle ya gözü atında olan birine çölde atından inip kim su verir?
Buradan yardım kuruluşlarına geleceğim. Ülkede bol miktarda irili ufaklı yardım kuruluşu var. Kimi vakıf kimi de dernek statüsünde. Hepsi de resmi olarak kurulmuş, denetime tabi yerler. Hepsinin yöneticisi ve mütevelli heyeti vardır. Bunlar, imkanı olanlardan alır, ihtiyaç sahiplerine veya yerlerine dağıtır. Ahbap da bunlardan biri.
Malumunuz Ahbap 2017’de kurulmuş olmasına rağmen 6 Şubat Kahramanmaraş depremiyle birlikte ön plana çıkmış bir yardım derneği. Devlet Kızılay ve AFAD aracılığıyla bu doğal afetin üstesinden gelmek için yardım toplarken başında Haluk Levent'in olduğu Ahbap derneği de bu süreçte yardım topladı. Kızılay ve AFAD'a güvenmeyen laik-seküler kesim yardımlarını Ahbap aracılığıyla yaptı.
Ahbap'ın yardım toplaması bir kesim tarafından doğru bulunmadı. Kızılay ve AFAD varken Ahbap da neyin nesi dendi. O süreçte, önemli olan yardımın yapılması ve toplanan yardımların depremzedeye ulaştırılması idi. Ha AFAD ha Kızılay ha Ahbap dedim. Kızılay ve AFAD'a temkinli yaklaşım sergileyen laik seküler kesim ise güvendiği Ahbap aracılığıyla yaralara derman olur diye düşündüm.
Gel gör ki Ahbap derneğinin kurucusu Haluk Levent'le ilgili çıkan haber ve iddialar mide bulandırıcı türden. İşe yargı el koydu. Sonucu bekleyip göreceğiz.
İddiaların içeriğine girmeyeceğim. Zaten okuyorsunuz. Haluk Levent'e değineceğim. Birkaç kısa konuşmasına denk geldim. Çok ikna edici konuşuyor. Fakat ikna edici konuşma başka icraat başka. Öyle ya söylem başka, eylem başka. Şimdi toplanan yardımların ne kadarının depremzede lehine kullanıldığı ne kadarının iç edildiği bir muamma. Meğer Haluk Levent bir kumar bağımlısı imiş. Yasal ve yasa dışı bahisle anılan biri imiş. Karşılıksız çek verme, borcunu zamanında vermeme gibi bir yönü varmış. Karşılıksız çekten geçmişte yargılanmış ve mahkum olmuş biri imiş.
Görünen o ki kediye ciğer teslim edilmiş, tabir yerindeyse hırsıza hazinenin anahtarı emanet edilmiş. Hele bir insan kumar bağımlısı ise varını yoğunu bu uğurda harcadığı gibi benim, başkasının demez elinin uzanabildiği her şeyi bu uğurda harcar.
Anlamadığım, alaveresi düzgün olmayan, bahis ve kumar bağımlısı olan birinin yardım derneği kurmasına niçin izin verilir? Bildiğim kadarıyla dernek kurucularından da iyi hal kağıdı istenir. Dernek 2017'de kurulduğunu göre bu dernek rutin kontrol ve denetimden geçmedi mi? Denetim yapıldı da denetmenler derneğin işleyişinde bir anormallik görmedi mi? Gördüler de sümen altı mı edildi? Derneğin işleyişinde anormallik vardı da bugüne kadar ötelendi mi? Bu soruların cevabını bilmiyoruz.
Şu var ki yağmurdan kaçan laik seküler kesim doluya tutuldu ve hayal kırıklığı yaşıyor. Hoş, bu ülkede hayal kırıklığı yaşayan sadece bu kesim değil; rengi, cinsiyeti, zihniyeti, fikir ve düşüncesi ne olursa olsun, her kesim akçeli işlerde şu ya da bu şekilde şok geçirip hayal kırıklığı yaşadı, yaşıyor. Nasılsa kanan ve kandıran potansiyeli hep var bu ülkede. Gerçi kurumsallaşmamış, şeffaf ve denetlenebilir, hesap verebilirlik olmayan her yerde bu tür pis kokuların gelmesi kaçınılmazdır. Çünkü bizde her şey özellikle yardım işleri güven esasına dayalı. Bu esasa dayalı her şey ise suiistimale açıktır.
Yardım kuruluşlarında en ufak bir şayia ve suiistimal, bu kuruluşlara yardım yapan insanımızı kara kara düşündürüyor. Çünkü kime güveneceğini şaşırıyor. Endişem, Ahbap'ta olduğu gibi yardım işlerinde bu tür suiistimaller arttıkça, çölde kalana su vermeye insanımız yanaşmazsa yardım kuruluşlarına da yardımı esirger, zırnık koklatmaz. En büyük tehlike de budur.
Olup bitenden hareketle bunda da var bir hayır deyip akçeli işlerdeki suiistimale açık kapıları kapatmak lazım. Bunun için hakkında zerre şayia olanlara yardım derneği kurdurmamak ve yönetimde yer vermemek gerekir. Dernek veya vakıf başkanının başkanlığı ve yönetim kurulu üyeliği belli bir süre ile sınırlandırılmalı. Yardım kuruluşunu kurana, ölünceye kadar o kuruluşun başında durmasına izin verilmemeli. Zihniyete ve cemaate göre önüne gelen yardım kuruluşu kurmamalı. Çünkü ihtiyaç sahibinin inancına bakılmaz. Tüm yardım kuruluşları şeffaf ve hesap verebilir olmalı. Sık sık denetlenmeli. Bu kuruluşların başkanı ve yönetiminde yer alanların gelir ve giderleri mercek altına alınmalı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder