Kayserililerin ticaretten çok iyi anladıkları konuşulur, hatta analarını boyayıp cilalayıp babalarına tekrar sattıkları bile söylenir.
Yine Kayserililer için ne derece doğru bilmem. Aynı işi yapan bir tüccarın işleri rast gitmez, batmaya doğru giderse rakipsiz olmaz deyip batan esnafı kurtardıkları ifade edilir.
Kayserililer için böyle anlatılsa da işin fiiliyatı nasıldır bilmem. Bildiğim, toplumun ticareti, siyaseti ya da hangi sektör olursa olsun rekabet anlayışı içler acısı. Buna dair biraz kafa yoralım.
Rekabeti o işi yapanlar pek istemese de aslında rekabet bu hayatın olmazsa olmazıdır. Rekabet olacak ki yarış olsun, insanlar en iyisini yapmak için çabalasın. Rakibi yok etmemeye dayalı, eşit şartlarda yapılan yarış bir fazilet ve erdem yarışıdır. Herkes bu yarışta rızkını ve ekmeğini yemeye çalışır. Rekabette alternatif olma durumu söz konusu. Olması gereken, usulüne uygun rekabet bir ülkenin ve toplumun gelişmesi, piyasanın oturması, tüketicinin yararlanması yönünden elzemdir. Aksi, rekabetsiz bir ortam olur ki rakipsiz kalanın istediği şekilde at oynatması demektir. Bu da tekelcilik demektir ki bu alanda tekel olanın dışında kimse bu tekelden yararlanamaz. Aynı zamanda tekel olan da nasılsa rakipsizim diyerek kendisini geliştirmez. Bu da ülkeye ve ülkenin gelişimine asla yarar getirmediği gibi zarardan başka bir şey vermez. O yüzden rekabet ortamı önemlidir. Rekabet bu ülkede bir kültür haline gelmesi gerekir.
Yalnız rekabet ortamı bu dediğim gibi değil. Kim hangi alanda iş yaparsa yapsın ister ki karşısında rakip olmasın. Rakip olacaksa da kendisiyle rekabet edemeyecek düşük profilli rakip olsun.
İnsanlık tarihinde ilk rekabet Hz Adem ile İblis arasında cereyan eder. Bu üstünlük savaşında İblis ve onun soyu şeytan, Hz Adem ve onun soyu insanı rakip görmüş. Daha doğrusu düşman bellemiş. Alt etmek için hep belden aşağı mücadeleye girişmiştir. Şeytanın mücadelesi insanın ne olması ne de onması üzerine kurulu. Sadece ben ben diyor. Kıyamete kadar devam edecek bu düşmanlık.
Bu durum yani rekabet durumu Hz Adem ile İblis mücadelesinden ibaret değil.
Hangi alanda olursa olsun kimse karşısında kendisiyle yarışacak bir aday istemez. Ya hiç rakip olmamalı ya da kendisini asla geçemeyecek kendisinden daha düşük profilli bir rakip olsun ister.
Başka ülkeler nasıl bilmem ana bu ülkede herkesin istediği rekabetsiz ve rakipsiz bir ortam. Bu sektörde var olmamızın yolu, karşımıza çıkan ve çıkması muhtemel rakipleri yok etmekten geçiyor. Siyasetimiz de böyle, ticaretimiz vs. de böyle.
Örnek verirsek,
İlçe-il arasında toplu taşıma işi yapan bir kooperatifin karşısına, kooperatife bağlı olmayan bir rakip girsin, güçlü olan yeni gireni boğmak için fiyatları düşürür. Zararına yolcu taşır. İster ki zarar ede ede rakip batıp gitsin. Aynı durum geçmişte aynı ilde yolcu taşımacılığı yapan firmalar arasında da olurdu. Bu rekabet biri batıncaya kadar devam eder. Rakip batar batmaz astronomik ücretler belirlenir. Çünkü artık meydan kendilerine kalmıştır.
Aynı durum oda seçimlerinde de eksik olmaz. Genelde aynı başkanı onaylama seçimi yapılır. Kazara karşısına rakip çıkarsa düşman bellenir. Eğer rakibin kazanma durumu yoksa centilmenlik elden bırakılmaz. Rakip güçlü ve dişli ise alt etmek için her yol mubah görülür.
Aynı durum birbirine yakın bakkal ve marketlerde de olur.
Siyasette de durum bundan farklı değil. Bir siyasi partinin başında bulunan genel başkan kolay kolay değiştirilemez.
Ülke yönetim anlayışımız da bundan farklı değil. Hiçbir parti, iktidar alternatifi olacak güçlü bir parti istemez.
Örnekleri çoğaltabilirim. Ama fazlasına gerek yok.
Ne zaman ki Kayserilere mal edilen rakibin yaşaması anlayışı her alanda bir düstur olarak benimsenmedikçe kimse bu ülkeden bir gelişme beklemesin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder