28 Mayıs 2026 Perşembe

Mutlular Mutlu

Mutlu bir sınıf arkadaşımızın ağabeyi vefat etti. Pazar günü beş arkadaş tüm arkadaşları temsilen Mut'a taziyeye gittik.

Gelip geçerken transit gelip geçtiğim Mut'u caddenin kenarında sıralanmış evlerden ibaret sanırdım. Caddenin iç taraflarına geçince Mut'un geniş bir alana yayıldığını, esas yerleşim yerlerinin caddenin arkasında olduğunu gördüm. Çoğu ilçeler nüfus kaybederken Mut nüfusunu artırmış, 60 bini geçmiş.

Arkadaşın evine geçtik. Gördüm ki hummalı bir çalışma var. Arkadaş az önce bahçeden gelmiş. Bir taraftan eşiyle birlikte kayısı, erik tasnifi yapıyor bir taraftan gurbete gidecek kızı ve damadını uğurluyor bir taraftan da bizi karşılıyor.

Daha selam sabah faslı biter bitmez koli ve kasalara koydukları kayısı ve erikten bizim arabanın bagajına sayımızca koydular.

Eve çıkıp kahvelerimizi içtik. Lavabo ihtiyacının ardından öğle namazına geçtik. Namaz sonrası hep birlikte taziye yerine geçtik.

Getirdiğimiz çam sakızı çoban armağanı hediyemizi takdim ettik. Aile fertlerine başsağlığı diledik. Beş on dakika oturup kalkma düşüncesi içerisinde iken kendimizi sofrada bulduk. Yemek ve çayın ardından kalktık.

Gelmişken zeytin yağına bakalım dedik. Arkadaşımız bizi zeytin yağı, zeytin, zeytin yağlı sabun satışı yapılan bir yere götürdü. Oradan alışverişlerimizi yaptık.

Dükkanda kayısı kasası da gördük. Her bir ürünün altında etiketi varken kayısıda etiket yoktu. Bu nedir dediğimizde satılık değil, gelip geçen yesin diye konur. Buyurun yiyin dediler. Tadımlık aldık birer tane.

Bazı dükkanların önüne kasa içinde bu şekil kayısı konmuş gördüm. Hepsi de satılıktan ziyade gelip geçen yesin diye konuyormuş.

Kayısının daha yeni çıktığı zamanlar. Ne kadar çeşidi olsa da nazarımda hepsinin adı kayısı. Bir tarafı kıpkırmızı, iyi yarı. Alyanak olmalı.

Ayrılmadan önce arkadaşla lafladık. "12 ay boyunca ürün alırız. Her ürünün alındığı bölgeler var. Konya'nın çoğu sebze ve meyvesi bizim buradan gider. Yediğiniz lahana, marul buradan gider. Zeytin, zeytin yağı, kayısı, erik, incir vs. sürekli ürün alındığı için halkın ekonomik durumu da iyi. Zorluklar da yok değil. Şu kayısıların toplanma zamanı geldiğinde bir gün öteleme durumun yok. Mutlaka gününde toplanmalı" dedi.

Yolcu yolunda gerek deyip vedalaştık. Yola çıktık. Biz Mut'tan mutlu ayrıldık. Mutluları söylemeye gerek yok. Onlar zaten Mutlu. Gördüğüm kadarıyla hepsi de çalışkan. Kadını, erkeği, çoluğu çocuğu çalışıyor. Zira her mevsimde ürün olduğuna göre çalışmada var. İlgi, alakaları, sıcakkanlılıkları, güler yüzleri zaten malum. Çalışma olunca dedikodu da pek olmaz.

İzzet ve ikramları da bol. Biz bir adım attık. Onlar, adımınıza adım, bizi sayıp sayanı biz de sayarız, onları boş göndermeyiz deyip mevsiminde ne varsa hediyeyle uğurladılar bizi. Üstelik tadımlık değil, doyumluk. Allah verdikçe onlar da veriyor. Verdikçe her şeyleri bereketleniyor.

Taziyesine gittiğimiz arkadaşın sahavet ehli olduğunu zaten biliyorduk. Bizim arkadaş, yıllık pikniğimize gelirken mevsiminde ne varsa arabasının arkasına atar gelir. Her birimize ikram eder. En son piknikte yanlış hatırlamıyorsam kavun getirmişti. Sadece arkadaşımız değil, muhatap olduğumuz her Mutlu da bu eli açıklığı gördük.

Bize hep İstanbul'un taşı toprağı altın derlerdi. Yanı başımızdaki Mut'un her bir yeri altınmış da haberimiz yokmuş.

Hülasa, Mut, transit gelip geçtiğim mecburiyet caddesinden ibaret değilmiş. Her bir yeri dağ, taş ve engebeli olan Mut'un taşından ve toprağından, havasından ve suyundan bereket fışkırdığını gördüm. Çok çeşitli ürünün alınması, her mevsimde ürün çıkması, ürünün para etmesi insanların çalışıp didinmesine yol açmış. Ekip diktikçe ekonomik refah artmış. İnsanların alım gücü artmış. Ekip diktiklerinin ve sarf ettikleri emeğin karşılığını alınca haliyle mutluluklarına diyecek yok. Kısaca Mutlular Mutlu. Zaten "Biz Mutluyuz" derlerdi de Mut'tan mütevellit mutlu olduklarını söylüyorlar sanırdım. Meğer Mutlular sahiden mutlularmış. Ne diyelim darısı bize ve herkese.

Burada şuna da yer vermek isterim. Konya'da karşılaştığım bazı kişilerden, "Allah'ın Mutlusu. Mut'un aptalı" dediklerini duyardım. Bir küçümseme ifadesi, bir beğenmeme hali bu. Gidip gördüm, bizzat yaşadım. Mut'un aptalına rastlamadım. Varsa da ben görmedim. Görüp yaşadıklarım ne kadar Mut'u anlatır bilmem ama "Mut'un aptalı" ifadesinin külliyen yalan ve düpedüz bir iftira olduğunu söyleyebilirim. Bir adım atana yüreklerine ortaya koyuyor bizim Mutlu Mutlular.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder