28 Nisan 2026 Salı

Öğretmenlerin Eğitim ve Öğretimdeki Payı

Çocuk ve gençlerin ne zaman olumsuz bir davranışı ortaya çıksa, "İşte sizin yetiştirdiğiniz çocuklar bunlar" diyerek öğretmen suçlanır.

Eğitim ve öğretimin durumu konuşulur. Öğretmenler suçlanır. 

Okul yönetimleri ve milli eğitim öğretmenleri sorumlu tutar. 

Öğrencinin problemli olması durumunda öğretmenler anne babayı suçlar. 

Ders başarısızlığında, ders öğretmeni, öğrencinin temeli yok diyerek alt kademedeki öğretmeni suçlar. 

Orta yerde bir problem var. Problemin sebep ve sonuçlarını iyice incelemeden suçlu arayışına gideriz. Suçun sahibi olmasa da suçu birilerinin üzerine yıkarız. 

Şu var ki başarısızlıkta ve çocukların hata, yanlış ve falsolarında genellikle vur abalıya dercesine suçlu olarak öğretmenler günah keçisi ilan edilir. Evet, öğretmenlere vuralım ama öldürmeyelim. Aynı zamanda insafı elden bırakmayalım. Herkes eğitim ve öğretimin bu noktaya gelmesinde benim payım ne diye bunun üzerine bir düşünsün. 

Eğitim ve öğretimin mutfağında yer alan öğretmenlerin de olumsuzluklarda mutlaka payı vardır, tıpkı diğer iç ve dış paydaşların da payı olduğu gibi. Kısaca hepimizin az veya çok payı var. Sadece suç ve sorumluluk oranları farklıdır. 

Burada öğretmenin payını ele alırken öğretmenin rolüne bakmak lazım. Buna dair kendimce tespitlerde bulunacağım. Tespitler ortaya konursa sorunun çözümüne katkısı olur diye düşünüyorum. 

Günümüz öğretmeni, 
Öğrenci üzerinde etkin ve etkili değildir. Veli, öğrenci ve halk nezdinde bir itibar, değeri ve ağırlığı da yoktur. İtibarı ve ağırlığı olmayanın öğrenci üzerinde etkisi mümkün değildir. Bunda öğretmen kadar zamanın ruhu, çocuk yetiştirme anlayışımız, yetkililerin gerekli ve gereksiz açıklamaları ve basının da payı vardır. 

Öğretmen rol model değildir. Öğrenci rol model olarak sanatçı, sporcu vb. kişileri ya da bol para getiren iş ve meslek sahiplerini rol model edinmektedir. 

Öğretmen eskiden bilginin tek kaynağı iken günümüzde bilginin tek kaynağı değildir. Öğrenci okul dışında etüt merkezlerine giderek ya da özel ders alarak bilgiye erkenden ulaşmaktadır. İnternetle birlikte günümüzün en büyük hocası Google'dır. Öğrenci bilgiye daha çabuk ve hızlı ulaşabilmektedir. 

Sık sık değişen sınıf geçme sistemiyle birlikte günümüzde öğrencinin sınıfta kalması için mucize gerekir. Devamsızlıktan kalmadığı müddetçe öğrenci sınıf kaybetmeden bir şekilde üst sınıfa geçiyor ve mezun oluyor. 

Öğretmenin yaptığı sınavların ve verdiği notların bir ağırlığı yok. Yapılan sınavlar öğrencinin başarısını ölçmüyor. Öğretmenler çoğu öğrenciye hak etmeden yüksek puan veriyor. Hakkıyla not vermeye kalkan öğretmen istenmeyen öğretmen ilan ediliyor. Veli tarafından şikayet ve tehdit ediliyor. Notlar hormonlu olunca sınıf ve okulda teşekkür ve takdir alandan geçilmiyor. 

Öğretmen ve öğretmenliğin gizemi kalkmıştır. Öğretmenin yaptırımı yoktur. Haliyle öğretmen, veli ve öğrenci nezdinde etkisiz eleman gibidir. Bu gizemin kalkmasında milli eğitim üst yönetiminin çok şeffaf olması etkili olmuştur. Özellikle eğitim bakanları halka dönük halkın hoşuna gidecek mesajları basın aracılığıyla yapıyor. 

Veli ve öğrenciler tarafından öğretmen ve okul yönetimi sık sık şikayet edilmektedir. Öğretmenler, "Çocuğuma şunu yapmışsın. Görürsün gününü" türünden tehditlere maruz kalmaktadır. 

Günümüz çocukları eskiye oranla aileler ve MEB tarafından aşırı koruma altında. Korunup kollanmakla birlikte saçlar süpürge edilmektedir. Her istediğine çocuk daha küçük yaşta iken ulaşıyor. Doyuma ulaşan çocuğu memnun etmek çok zor. Bu da çocukları biraz daha şımarıklığa ve sorumsuzluğa itmektedir. 

Zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması. 

Okuyanların çoğunun istihdam sorunu yaşaması. Okumanın çok bir anlamının kalmaması. 

Toplum olarak aşırı uçlarda dolaşmamız. Eskiden eti senin, kemiği benim diye teslim edilen çocuktan, kılına dokunursan ve ters bakarsan sonucuna katlanırsın mantığının yerleşmesi. Şu var ki eski öğretmenlerin asıp kesmesi, vurup kırması da normal değil, günümüzde en ufak bir şeyden dolayı öğretmene hesap sorulması da normal değil. Ortasını bulamadık gitti. 

Ailelerin çoğunun çocuğunu tanıyamaması, çocuğunu zeki görmesi, çocuğunun beyaz yakalı olmasını istemesi. 

Eğitim ve öğretimin bu noktaya gelmesine dair tespitler bu yazdıklarımdan ibaret değil. Say say bitmez. Çok uzatmadan şunu söyleyeyim. Geldiğimiz nokta itibariyle öğretmenlerden çok şey beklemeyelim. Eğitim ve öğretimin ve neslin bu noktaya gelmesinde sadece öğretmeni suçlamayalım. Unutmayalım ki rol model olmayan, sınıflarda etkisiz eleman rolü verilen, öğrenci ve veli üzerinde yetkisi olmayan öğretmenin çocuk üzerinde fazla bir etkisi olmaz. 

Eğitim ve öğretimde daha iyi seviyeye gelmek için zorunlu eğitimden vazgeçelim. En azından lise kısmı zorunlu olmaktan çıkarılsın. Okullara eleme usulü gelsin. Öğretmene hesap soralım ama yetki de verelim. Okumamak için direnenleri sınıf ortamında tutmayalım. Devlet ve aileler olarak aşırı korumacılıktan vazgeçelim. Basın aracılığıyla öğretmenin itibarını düşürecek beyanlardan kaçınalım. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder