Başlığı böyle koydum ama gençler sadece kendine yazık etmiyor. Aynı zamanda kendilerinden beklentileri olan ailelerine de yazık ediyorlar.
Gençlere ilk başta yazık eden devletin insan kaynağı planlaması. Daha doğrusu plansızlığı. Zira gençleri geleceğe hazırlama görevi olan devletin bu görevini yaptığını söylemek safdillik olur. Adeta "Saldım çayıra, Mevlam kayıra" politikası yürütüyor devlet.
Okumuş, fakülte bitirmiş gençlerden bahsediyorum. Bu gençler zeki mi zeki. Ama okumuş işsiz çoğu. İçlerinde pek azı şanslı. Ama büyük çoğunluğu okuyup emek sarf ettiği bölümünden iş bulamıyor.
Çoğu içine kapanmış vaziyette.
Çoğu plansız, programsız.
Hepsi patlamaya hazır bir bomba.
Çoğu dijital oyun bağımlısı. Zira boşlar. Şeytan bunların etrafında dönüp duruyor.
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaşı devirmiş, otuza doğru koşan bu gençler, ev bark kurmayı düşünmüyor. Çünkü ev bark geçindirecek işleri yok.
Hepsi beyaz yakalı bu çocuklara sanayi kapalı. Öyle ya kimin işine yarar bu gençler. Sanayiciye masa başında oturan değil, makine başında çalışacaklar lazım.
İş olmayınca bu gençleri mutlu etmek de mümkün değil.
Hiçbiri sorumluluğa yanaşmıyor.
Toplumdan, büyüklerden kaçar gibi yaşıyorlar. Olur ya bir tanıdıklarıyla karşılaşsalar hal hatır sormadan ne iş yaptıklarını soracaklar. Bu gerçekle yüzleşmek istemeyenler kendileri gibi işsiz birkaç kafadarı yanına alarak hepsi kendileri gibi işsiz kişilerden oluşan kafelerde soluğu alıyorlar.
Kah piknikteler.
Kah bilgisayar başına geçip oyun oynuyorlar.
Halı saha maçı düzenliyorlar.
Salon sporuna yazılıyorlar. Kendimize hayrımız yok. Bari vğcudumuza bakalım diyorlar. Adeta burada stres atıyorlar.
Geç vakte kadar oyun oynadıktan sonra yatağa bir atıp saatlerce uyuyorlar.
Mesai kavramları olmayan bu gençlerin planlı bir hayatları da yok.
Tüm yaptıkları etkinlikler esas dertten kurtulma üzerine kurulu. Gerçeklerle yüzleşmekten kaçarak bir nebze mutlu olmak.
KPSS'ye hazırlanmaya bile odaklanamıyorlar. Çünkü en yüksek puanı alsalar bile önlerine mülakat çıkacak. Çoğu da mülakatta eleneceklerini iyi biliyorlar.
Hasılı, pek azı hariç genç okumuş kitlenin geleceği yok. Kara kara düşünüyorlar. Bu yüzden bir şeye odaklanamıyorlar.
Bu haleti ruhiye onlara mutluluk getirmez. Ne kendileri mutlu olur ne de bunları seyreden anne babaları.
Yarını olmayan bu gençlerin zeki olmaları neye yarar?
Mutluluğa hasret bu gençler mutluluğu bulamaz, önlerini göremezse bu ülkenin yarınları olmaz. Yarını olmayan gençliğin ülkeye yararı da olmaz. Ülke de emanet edilmez. Zaten böyle bir talepleri de yok.
Bu zeki gençleri çok anladığımızı da sanmıyorum. Ne onlar bizi ne de biz onları anlıyoruz.
Neden zevk alırlar, bunu da bilmiyoruz.
Ne konuşurlar, gündemleri ne bunu da bilmiyoruz. Kafedeki masaların dili olsa da bir dinlesek.
Maalesef bu çağın bu nesli bu toplumun yitik neslidir. Bunun müsebbibi de anne babalar, devlet, yanlış ve plansız eğitim politikamız, insan kaynağı plansızlığımızdır.
Çözüm mü? Bilmiyorum. Varsa bir önerisi olan, buyursun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder