26 Ocak 2026 Pazartesi

Pazar Günlüğüm

Pazar günü adeta bahardan kalma bir gün idi.

Bu güzel havada hem yürüyüşümü yapayım hem de markete uğrayayım diye evden çıktım.

Önce markete uğradım. Hiçbir şey almadan Muhacir pazarına geçtim.

Millet bahçesini geçtikten sonra yolun sağından ve solundan geçmek ne mümkün. Sağ taraftaki okulların önündeki kaldırıma kaldırım demeye bin şahit lazım. Yoldaki asfaltı korusun diye dar sokaklardaki kaldırıma benzer bir kaldırım var. Bu küçük kaldırımın bir kısmına arabalar park edilmiş olunca yayanın bu kaldırımdan yürümesi ne mümkün. Yoldan yürümen gerek. Bunun için de arkadan gelen arabalardan sakınmak için sık sık iki araba arasındaki boşluğa girip girip çıkmak gerekiyor. Hoş, iki, üç şeritli bu yolda araçların da normal hızla yollarına devam etmesi bile mümkün değil. Sağ şeridin bir tanesine boydan boya araçlar park etmiş. Bazı yerlerde ikinci şeride de araç park edenler var. Haliyle yol tek şeride iniyor. Uzun kuyruklar oluşuyor. Yeni araç park ederken de park yerinden çıkarken de trafik duruyor.

Yolun sol tarafında da trafik iki şerit işliyor. Bir şerit park etmiş araçlarla işgal altında. Bu yolun kaldırımı okulların önüne göre biraz geniş. Oradan yürüyeyim dedim. Kaç tane araç kaldırıma kaldırıma çıkıp park etmiş. Mecburen yola inip arabaların arasından kaldırıma geçebiliyorsun. Bu durum her cumartesi ve pazar böyle. Ne araç trafiği normal seyrinde işliyor ne de yayalar rahat yürüyebiliyor. Güya pazarın altına araç otoparkı yapılacak diye uğraşıldı. Sonra ne olduysa bundan vazgeçildi. Yola rastgele park eden pazar esnafı ve müşteri arabaları yüzünden trafik felç. Kazara bu yolu cumartesi ve pazar ambulans, itfaiye kullanmaya kalksa kolay kolay geçemez.

Yaya ve araç trafiğinin yoğunluğundan geçtim. Caddenin görüntüsü kötü. İşin garibi buradaki trafiği sevk ve idare edecek polis ve zabıta görmek de mümkün değil. Şu var ki yaya yolu olan kaldırımların araç parkıyla işgali hiç hoş değil.

Araç trafiğinden ve yaya trafiğinden bahsetme gibi bir niyetim yoktu. Bir iki cümleyle değinip geçme niyetim vardı. Tıpkı araçların bu caddeden kolay kolay çıkamadığı gibi gördüğünüz gibi ben de çıkamadım.

İşin gücün dert yanmak. Amma da şikayetçisin demeyin. Bilin ki esas niyetim bütçe açığını kapatmak, yeni kaynak üretmek ve pansuman tedbirlerle günü kurtarmak amacıyla iğneden ipliğe vergi koyan Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Şimşek’e yeni gelir bulmak. Eğer Şimşek tamam derse bilin ki hazineye yeni kaynak aktarımı olacak.

Nedir kaynağın derseniz, semt pazarları derim. Ne varmış semt pazarlarında derseniz, semt pazarlarında bol miktarda kullanılan poşetleri yabana atmamak lazım. Çünkü pazardan meyve, sebze ve yeşillik alan ne kadar pazar müşterisi varsa hepsinin iki elinde, içinde meyve ve sebzenin olduğu onlarca poşet gördüm. Bu poşetlerin hiçbiri marketlerdeki poşetler gibi ücrete tabi değil. Adam maydanoz almış, konmuş poşete. Lahana almış, konmuş poşete. Kısaca pazara gelen her müşteri en az on poşet kullanmış. Düşünün bir kere, bu her poşet paraya tahvil edilse öyle zannediyorum, Sayın Şimşek bayram eder. Bir de bu poşet markette paralıyken pazarda bedava olması ülkemin kırmızı çizgisi adalet anlayışına sığmaz. Bir yerde parayla satılan diğer tarafta beleş olursa eşit rekabet olmaz.

İyi de bu nasıl olacak derseniz, bunun yolu da şu. Hazine ve Maliye Bakanı her semt pazarının çıkışında bir görevli tayin edecek. Pazarın kaç çıkışı varsa her bir yere bir görevli konacak. Pazardan çıkanın elinde kaç poşet varsa poşet başına para alacak. Elinde on poşeti olan aynı anda görevliye 10 lira bırakacak. Üstelik nakit.

Her pazar çıkışına konacak görevli ile yeni istihdam sağlanmış olacak. İşsiz insanlarımız işe kavuşacak.

Sabahtan akşama, alınacak poşet parası ile bir görevlinin bir günlük yevmiyesi bile karşılanmaz. Üstelik her çıkışa görevli koymakla bu işin içinden çıkılmaz diyebilirsiniz. Bunda haklısınız. Bunun için belediye zabıtasından faydalanılabilir. Saymanlıktan semt pazarlarına görevli çekilebilir. Bunlar her gün ayrı ayrı yerde kurulan semt pazarlarını mesken tutarlar.

Burada, zabıtanın ve saymanlık görevlilerinin işi başından aşkın diyebilirsiniz. Buna da gerek olmayabilir. Her pazar esnafının günde kaç poşet kullandığı kayıt altına alınır. Diyelim ki bir pazarcı esnafı akşama kadar bin poşet kullandı. İşgaliye parası toplayan görevli pazar bitimi her pazar esnafından ayrıca poşet parasını tahsil eder. Pazarcı esnafı da müşteriden kullandığı kadar poşet parasını alır.

Böylece kullanımı kolay, taşımada kolaylık sağlayan her şey vergilendirilmiş olur. Bu da kutsallık demek. Devletin cebi de böylece para görmüş olacak.

Pazardan toplanacak poşet parasıyla bu işler dönmez diyebilirsiniz. Size katılmıyorum. Sabahtan akşama kullanılan poşeti görseniz, iştahınız kabarır.

Burada müşteriye şu kolaylığı da sağlamak lazım. Müşteri evinden pazar çantasıyla gelir. Aldığını pazar çantasına koyar. Hiç poşet kullanmadığı için ondan ayrıca poşet parası alınmaz. Böylece poşet tüketimi de azalacak. Pazara gelen elini kolunu sallayarak gelmeyecek. Pazar arabasıyla gelecek. Poşet tüketimi azalacağı için doğaya da bir katkı sağlanmış olacak.

Bu önerimi yani pazarlarda poşet parası işini yabana atmayın derim. Özellikle Sayın Şimşek bu önerime kulak versin.

Unutmadan söyleyeyim. Bir önerim daha olacak. Yine hazineye bir katkı. Şu arabasını kaldırıma koyan, iki tekerini kaldırıma çıkaran, yaya yolunu engelleyen, bir arabanın dışında yanına ikinci arabayı park edenlere de yanlış park cezası kesilsin. Bu da iyi bir gelir olur.

Haydi öneriye devam edeyim. İşgal ettiği yeri kirleten pazar esnafından da kirletme parası alınsın.

Gördüğünüz gibi vergi koyma, yeni vergiler bulma benim işim. Aklınızda bulunsun. Çünkü mahkeme kadıya mülk değil ya. Yarın Sayın Şimşek çeker giderse, biz ne yapacağız demeyesiniz.

Pazardan bir şey almadın mı demeyesiniz. Markette beğenmediğim üç ürünü pazardan aldım. Gerisi marketten alıp eve geçtim. Akşamında da biraz daha yürüyüş yaptım. Günün toplamı 3 saat 15 dakika yürüyüş, 21.742 adım, 13 km yapmışım. 878 kalori yakmışım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder